Kırılan Kalpler Barışla, Uzaklaşan Gönüller Muhabbetle Buluşur

İnsan, insanla vardır. Aileyi aile, dostu dost, toplumu toplum yapan; aralarındaki muhabbet, güven, kardeşlik ve gönül bağıdır. Ancak günümüzde küçük bir söz, yanlış anlaşılan bir davranış veya basit bir mesele, uzun süren küslüklere dönüşebiliyor. İnsanlar konuşarak çözebilecekleri meseleleri susarak büyütüyor; gönül alabilecekleri yerde gurura sığınıyor.

Oysa küslük, bir problemi çözmez; sadece gönüller arasına mesafe koyar. Bir insanla konuşmamak, onu hayatımızdan çıkarmak kolaydır; fakat gönlünü yeniden kazanmak emek ister.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.” (Hucurât, 49/10)

Bu ilâhî emir, bize yalnızca iyi geçinmeyi değil, bozulan ilişkileri onarmayı ve barışın öncüsü olmayı da öğretmektedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise şöyle buyurmuştur:
“Bir Müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl değildir.” (Buhârî, Edeb, 62; Müslim, Birr, 23)

Demek ki İslâm, kırgınlığı uzatmayı değil, barışmayı; uzaklaşmayı değil, yakınlaşmayı teşvik etmektedir. Üstelik Peygamber Efendimiz (s.a.v.), iki kişinin arasını düzeltmenin büyük bir fazilet olduğunu bildirerek, “İnsanların arasını düzeltmek sadakadır” (Ebû Dâvûd, Edeb, 50) buyurmuştur.

Bazen insan “Ben haklıyım, önce o gelsin” diyerek yıllarca bekleyebilir. Fakat hayat, beklemek için çok kısadır. Haklı olmak başka, gönül kazanmak başkadır. Her haklı olduğumuz konuda son sözü söylemek zorunda değiliz. Bazen bir selâm, bir telefon, bir “Nasılsın?” veya samimi bir “Hakkını helâl et.” yıllardır kapalı duran bir gönül kapısını açabilir.

Kelâm-ı kibarda şöyle denir: “Gönül yapmak Kâbe yapmaktan evlâdır.” Çünkü gönül, Allah’ın nazar ettiği bir yerdir. Bir gönlü kırmak kolay, onu yeniden kazanmak ise büyük bir gayret ister.

Yine unutmayalım: Kırgınlık büyüdükçe mesele küçülür, mesafe büyür. İlk gün bizi üzen sözün ne olduğunu zamanla unuturuz; fakat araya giren soğukluk yıllarca devam edebilir. O hâlde küçük bir meseleyi büyük bir düşmanlığa dönüştürmemeliyiz.

Özellikle aile içinde kardeşlerin, akrabaların, komşuların ve dostların birbirine küsmüş olması sadece iki kişiyi değil, çevrelerindeki insanları da üzer. Çocuklar bu kırgınlıklardan etkilenir, aileler bölünür, akrabalık bağları zayıflar. Hâlbuki akrabalık, dostluk ve kardeşlik; kırgınlıkların değil, merhametin taşıyıcısı olmalıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhârî, Tevhîd, 2; Müslim, Fedâil, 66)
Merhamet, yalnızca muhtaç olana yardım etmek değildir; bize karşı hata yapanı anlayabilmek, gerektiğinde affedebilmek ve gönül köprülerini yeniden kurabilmektir.

Barışmak yenilmek değildir; nefsine karşı kazanmaktır. İlk adımı atan insan küçülmez. Aksine büyüklüğünü gösterir. Özür dilemek zillet değil, fazilettir. Affetmek güçsüzlük değil, gönül zenginliğidir.

Öyleyse geliniz; küslüğü uzatmayalım. Gururun arkasına saklanmak yerine gönlümüzün sesini dinleyelim. Birbirimize selâm verelim, hâl hatır soralım, gönül alalım. Çünkü hayat kısa, gönül kırmak kolay, gönül almak ise büyük bir ibadettir.

Unutmayalım:
“Dargınlığın kazananı olmaz; barışmanın kaybedeni yoktur.”

Allah’ım! Kalplerimizden kin, nefret ve kırgınlığı gider. Aramızı ıslah eyle. Bizi affeden, barışan, gönül alan ve gönül kazanan kullarından eyle. Âmin.

Allah'a emanet olunuz.
Selâmetle kalınız.

İbrahim Noğman
18 Rebiülevvel 1448 - 31 Ağustos 2026 Pazartesi