Merhamet, İnsanı Yücelten; Vefâ, Toplumu Ayakta Tutan Değerdir
İnsan hayatı her zaman aynı güç ve imkânlarla devam etmez. Bazen insan verir, bazen almaya muhtaç olur; bazen sağlıklıdır, bazen hastalıkla mücadele eder. Gençlik yaşlılığa, varlık yokluğa, güçsüzlük ise başkasının desteğine ihtiyaç duymaya dönüşebilir. Dün başkasına el uzatan insan, bugün bir başkasının yardımını bekleyebilir. Bu sebeple düşkünlük, insan hayatının kaçınılmaz imtihanlarından biridir.
Kur’ân-ı Kerîm, ihtiyaç sahiplerini görmezden gelmeyi değil, onlara sahip çıkmayı öğütler. Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunanlara iyilik edin.” (Nisâ, 4/36)
Bu âyet, kulluk bilincinin yalnızca ibadetlerle sınırlı olmadığını; aileye, komşuya, ihtiyaç sahibine ve bütün insanlara karşı sorumluluk taşıdığını ortaya koymaktadır. Çünkü gerçek kulluk, Allah’a karşı görevlerimizi yerine getirmenin yanında, O’nun yarattıklarına merhametle yaklaşmayı da gerektirir.
Düşkünlük Ayıp Değil, Bir İmtihandır
İnsanın güçsüz veya muhtaç duruma düşmesi, onun değerini azaltmaz. İnsan; malı, makamı, sağlığı ve sahip olduğu imkânlarla değil, Allah’ın yarattığı kıymetli bir varlık olmasıyla değerlidir. Bu sebeple düşkün bir insana yukarıdan bakmak değil, onun hâlini anlamaya çalışmak gerekir.
Bugün kendi işini gören, yarın başkasının desteğine ihtiyaç duyabilir. Bugün yürüyen, yarın bir bastona dayanabilir. Hayatın değişkenliği, insana hem tevazuyu hem de vefâyı öğretir. Başkasının sıkıntısını küçümsemek yerine onunla empati kurmak, insanlık ve müminlik ahlâkının bir gereğidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kim bir müminin dünya sıkıntılarından birini giderirse Allah da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir.” (Müslim, Zikir, 38) buyurarak insanların sıkıntılarını hafifletmenin önemini bildirmiştir. Öyleyse bir insanın yükünü hafifletmek, yalnızca toplumsal bir dayanışma değil, aynı zamanda Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan bir iyiliktir.
Merhamet, Gönüllere Dokunmaktır
Düşkün bir insanın ihtiyacı her zaman maddî değildir. Bazen bir selâm, bir telefon, bir ziyaret, bir tebessüm veya içtenlikle sorulan bir hâl hatır, onun yalnızlık duygusunu hafifletmeye yeter. Çünkü insan, ekmeğe ve suya olduğu kadar ilgiye, sevgiye ve anlaşılmaya da muhtaçtır.
Özellikle yaşlılarımızın, hastalarımızın, yetimlerin, kimsesizlerin ve maddî sıkıntı içinde bulunanların unutulmaması gerekir. Onları yalnızca ihtiyaçlarını öğrendiğimiz zaman hatırlamak yeterli değildir. Asıl vefâ, imkânlarımız ölçüsünde yanlarında olmak, gönüllerini almak ve kendilerini toplumun bir parçası olarak hissetmelerini sağlamaktır.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhârî, Tevhîd, 2; Müslim, Fedâil, 66) buyurmuştur. Merhamet, yalnızca kalpte hissedilen bir duygu değil, davranışlarla ortaya konulan bir ahlâktır. Merhametli insan, başkasının ihtiyacını görür, acısını hisseder ve elinden gelen yardımı yapar. Üstelik yardım ederken insanın onurunu korumayı, onu mahcup etmemeyi ve iyiliğini incitmeden sunmayı da bilir.
Asıl Zenginlik Paylaşabilmektir
İnsanın gerçek zenginliği, biriktirdiklerinin çokluğundan ziyade paylaşabildiklerinde ve geride bıraktığı güzelliklerde saklıdır. Bir yetimin başını okşamak, bir yoksulun ihtiyacını gidermek, bir hastayı ziyaret etmek veya yaşlı bir insanın gönlünü almak küçük görülebilir. Ancak ihlâsla yapılan hiçbir iyilik değersiz değildir.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe erişemezsiniz.” (Âl-i İmrân, 3/92)
Bu âyet, iyiliğin yalnızca elimizde artanı vermekten ibaret olmadığını; değer verdiğimiz şeyleri de Allah’ın rızasını gözeterek paylaşabilmemiz gerektiğini hatırlatır. Bazen maddî bir yardım, bazen harcanan bir zaman, bazen de içtenlikle gösterilen bir ilgi, bir insanın hayatında unutulmaz bir iz bırakabilir.
İnsanlığımız, Merhametimizle Ölçülür
Düşkünlere sahip çıkmak bir lütuf değil, insan olmanın ve mümin olmanın gereğidir. Başkasının acısına duyarsız kalan insan, yalnızca ihtiyaç sahibini değil, kendi vicdanını da yoksullaştırır. Bir toplumun medeniyeti, güçlülerinin ne kadar imkâna sahip olduğuyla değil, güçsüzlerini ne ölçüde koruyup gözettiğiyle anlaşılır.
Öyleyse bugün bir yaşlının kapısını çalalım, bir hastayı ziyaret edelim, bir yetimin gönlünü alalım ve bir muhtacın ihtiyacını imkânlarımız ölçüsünde giderelim. Yaptığımız iyiliği küçümsemeyelim; belki bizim için sıradan görünen bir davranış, bir başkasının hayatında büyük bir değişime vesile olacaktır.
Unutmayalım ki düşküne uzattığımız el, insanlığa uzattığımız eldir. Bir gönlü kazanmak, bir sıkıntıyı gidermek ve bir insanın onurunu korumak, hem toplumsal dayanışmayı güçlendirir hem de âhiretimiz için hayırlı bir kazanıma dönüşebilir.
Ey Rabbimiz! Bizleri merhameti hayatına yansıtan, ihtiyaç sahiplerini gözeten ve iyilikleriyle gönüllere dokunan kullarından eyle.