Selâmların en güzeli ile;
“Esselâmu ‘aleyküm ve Rahmetüllah..”
 
Efendimizin doğumunun yıldönümü günlerindeyiz..
Sevgili peygamberimizin doğum günü olan Mevlid gecesi bu yıl 3 Şubat Cuma akşamını 4 şubat c.tesine bağlayan geceye denk geliyor.
Peygamber Efendimiz, Hicrî aylardan Rebiülevvel ayının 12’sinde, bir pazartesi günü dünyayı şereflendirmişlerdir. Bizler, Rebiülevvel ayının 11’ini, 12’sine bağlayan geceyi Mevlid Kandili olarak kutlarız.
 
Dikkat ediyor musunuz; çocuklara en çok Peygamberimizin ismi veriliyor..
Türkiye'de en cok kullanılan isimler arasında 1. sırada Peygamber Efendimizin Muhammed İsmi yerine Mehmed ve Mahmud ismi 2,081,066 kişiye verilmiştir.
2. sırada yine 1,294,822 kişiye Peygamber Efendimizin ismi şeriflerinden MUSTAFA ismi,
4. sırada ise Peygamberimizin ismi şeriflerinden Ahmet ismini 1,291,945 kişi taşımakta..
Ne bağlılık. Sâdakat değil mi?
 
“Sevdim seni mabuduma
Canan diye sevdim
Bir ben değil alem sana
Hayran diye sevdim”
 
Seven sevilir. Seven sevdiğini çok hatırlar, onu hiç unutmaz.
Efendimiz neden çok sevilmiştir? Efendimiz (sas)'in çevresine gösterdiği ilgi ve alâka husûsunda unutulmaz örneklerden birini aktaralım:
Bir gün câminin avlusunda sahabelerle oturduğunda Efendimize bir sepet turfanda hurma ikram edilir. Efendimize de;
"-Buyur ya Resûlellah taze hurma!" derler. Efendimiz ise. Uzatılan sepete tereddütle bakar ve sonra şöyle sorar:
“-Komşularımız da şu anda böyle tâze hurma yemeye başladılar mı?" Yanındakiler cevap verirler;
“-Hayır. Henüz kimsenin bahçesinde hurma olgunlaşmadı. Mevsimin ilk turfanda hurması bizim bahçede olgunlaşır. Biz de herkesten önce zatınıza getirdik. En önce siz tadasınız turfanda hurmadan diye düşündük...”
  O esnâda çevresine bakar, yol kenarında çocuklar oynamaktadır. Yolda oynayan çocukları görür. Parmağıyla işaret ederek buyurur ki:
“-Götürün bu taze hurmaları şu çocuklara verin, yesinler. Ben yiyemem.” Hurmayı götüren der ki;
“-Ya Resulellah haram şüphesi yoktur. Tamamen kendi bahçemizin mahsulüdür.” Efendimiz buyurur ki:
“-Hurmanızı almayışım haram olma ihtimalinden dolayı değildir. Ben komşularının yemediklerini yiyerek, giymediklerini giyerek onlardan ayrı yaşayan biri olmak istemem de ondan. Ne zaman çevremde konu komşu herkes turfanda hurma yemeye başlarsa, işte o zaman ben de konu komşularımızla birlikte taze hurmadan yiyebilirim...”
Ve efendimiz hurmaları çocuklara verirler..
Efendimizi (S.A.V.) böyle sevdiler.. Hem de gönülden sevdiler.. Hâlen de seviliyor..

Hicretin dördüncü senesiydi. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) on Sahâbîye önemli bir görev verdi. Medine’den uzaktaki bazı kabilelere İslâmiyet’i ve Kur’anı öğreteceklerdi.
Kafile birgün yola çıktı. Sahabilerden Zeyd ibni Desine ve Hubeyb ibni Adî de aralarındaydı.
Recî suyu denilen yerde, İslâmiyet’in yayılmasını istemeyen 100 kâfir onlara pusu kurdu. Hepsi de çok iyi okçuydu.
Müthiş bir çarpışma oldu. Sonunda Zeyd ile Hubeyb esir düştü. Diğerlerinin ruhu Cennete uçtu.
Bu İslâm düşmanları iki esiri Mekke’ye götürdüler.
Onları, Bedir Savaşında ölen yakınlarının intikamını almak isteyenlere sattılar.
Kâfirler, ellerini ve ayaklarını zincire vurdukları Zeyd ile Hubeyb’i ayrı ayrı yerlere hapsettiler.
Birgün Hubeyb’in elinde bir üzüm salkımı gördüler. Mevsim üzüm mevsimi değildi. Ona üzümü kim vermişti? Şaşıp kaldılar.
Yine de onları idam etmeye karar verdiler. Ten’im denilen yerde Mekke halkını topladılar.
Zeyd ile Hubeyb’e:
“-Gelin. Dininizden dönün, sizi serbest bırakalım.” dediler.  Ama onlar bu teklifi kabul etmediler.

İki şehit adayı îdam edilmeden önce ikişer rek’ât namaz kıldılar.
Müşriklerin lideri Ebû Süfyan o günlerde daha Müslüman olmamıştı; darağacının altındaki Zeyd’e yaklaştı:
“-Allah aşkına söyle Zeyd!” dedi. “Şimdi sen çoluk çocuğunun yanında olsaydın, senin yerinde Muhammed bulunsaydı, seni idam edeceğimize onu öldürseydik ne iyi olurdu, değil mi?
Zeyd İbni Desine, iman zevkinden yoksun bu adama hayretle ve acıyarak baktı:
“-Sen ne diyorsun?” dedi. “Muhammed (S.A.V.)’ın burada olması şöyle dursun, onun şu anda bulunduğu yerde ayağına diken batmasına bile gönlüm razı olmaz.”
Ebû Süfyan hayretten donakaldı:
“-Ben dünyada, Muhammed (S.A.V.) ’in arkadaşlarının onu sevdiği kadar birbirini seven kimse görmedim” dedi.
Sonra kalkıp Hubeyb’in yanına gitti. Aynı şeyleri ona da söyledi. Ondan da aynı cevabı aldı.
Hubeyb’i çarmıha gerer gibi kuru bir ağaca bağlamışlardı. Ondan intikam almak isteyenler mızraklarını sıkı sıkı kavrarken Hubeyb’in ağzından şu sözler döküldü:
Müslüman olarak öldükten sonra, ölüm şeklinin ne önemi var?”
Bu ne sevgi ve ne teslimiyet..
Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Sevdiğinin düşmanlarına düşman olur.
Seviyorsak hayatını öğrenmeli ve örnek almalıyız..
Rabbimiz, sevgiyi de lâyık olana verebilmeyi nasip etsin..
 
Görevimiz var dostlar:
Peygamberimizin hayatını âilemizden başlayarak yakınlarımıza, esnaf ve mesâi arkadaşlarımıza her türlü imkânı kullanarak tekrar tekrar anlatmaya gayret etmeliyiz... var mısınız; Efendimizin hayatını anlatan, öğrenebileceğimiz bir kitap dahi olsa okuyalım bugünlerde..
Mevlid Kandilinizi tebrik ederiz. Peygamberimize salat ve selam ederiz.
Kalın sağlıcakla..