Geçtiğimiz hafta sonu Trabzon’da oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe maçında futbol fanatizminin ne derece anlamsız boyutlara ulaşabildiğini bir kez daha çok acı bir şekilde tecrübe ettik. Geçen sezon şike olaylarıyla tırmanan iki takım arasındaki gerginlik futbol holiganlarımıza sanki bir fırsat doğurmuş. Bir futbol maçından sonra konuşulacak konu her iki takımın saha içindeki performansları olması gerekirken, bizler şimdi ne kadar ceza alabileceğimizi tahmin etmekle meşgulüz.
 
Futbol bir oyun ve gösteriden ibaret, fakat bu görsel şovu saha içinden çıkarttığınız andan itibaren böylesi üzücü olayların da önüne geçme şansınız giderek azalır. Bir de futbolu yönetenleriniz daha da tahrik edici davranınca olaylar kontrolden çıkıyor. Bir kulübün başkanı hiçbir platformda takımının haklarını doğru düzgün savunamazken, aynı kulübün taraftarlarını sürekli tahrik edici bir şekilde konuşması Trabzonspor gibi büyük bir takım için kabul edilebilir değildir.
 
Aylardır özellikle Trabzon basınına verdiği demeçlerde sürekli şampiyonluğu elimizden aldılar, kupamızı geri istiyoruz diye sızlanan büyük! Başkan, taraftarlarını heyecanlandırırken konuşması gereken yerlerde ise adeta sus pus oturmasıyla meşhur oldu. En son önceki Federasyon Başkanı Mehmet Ali AYDINLAR ile girdiği ve gazetelerde yer alan münakaşasını okursanız bizim başkanın nasıl bir ruh halinde olduğunu daha iyi anlarsınız.
 
Mehmet Ali Bey bir toplantıda Sadri ŞENER’e gazetelerdeki kupayı Trabzon’a getireceğiz açıklamaları için çıkışarak, söylemek istediklerine kendisine yüz yüzeyken söylemesini tavsiye ediyor. Kısaca Federasyon Başkanı amiyane tabirle arkamdan atıp tutuyorsun bir şey söyleyeceksen işte buradayım bana söyle diyor. Bizim başkan ne dese beğenirsiniz; ‘‘Karadeniz insanı şakacıdır, bizler şakayı severiz bu yüzden her söylediğimizi ciddiye almanıza gerek yok biz öyle konuşuruz’’. Ne demek istediğimi bu anekdotu okuyan herkes daha iyi anlamıştır. Taraftara başka, gazetelere başka, Federasyona başka konuşan ve taraftarını tahrik eden bir başkanın yönettiği takımın taraftarı da Fenerbahçe maçındaki agresif tavrı gösteriyor işte.
 
Bütün bunları o kendini bilmez holigan bozuntularının sergilediği anarşist tavrı hafife almak için yazdığım zannedilmesin. Kim kime ne derse desin hiçbir taraftarın sahada futbol oynamaya çalışan insanlara yabancı cisimler atma hakkına sahip değildir. Atılan cisimler insanın kanını donduracak cinsten. Yanıcı ve patlayıcı maddelerden su şişelerine, hatta kesici aletlere kadar uzayan bu listenin kime ne kazandırıp kaybettirdiğini iyi analiz etmeli. O terörize edilen maçın faturası yine Trabzonspor’a kesilecektir. Kim bilir ne kadar para ya da saha kapatma cezası verilecektir.
 
Birileri çıkıp mahkemeden Trabzonspor’a sataşan Aziz YILDIRIM’ı bu olaylara bahane edecektir. Tahriklerinden söz edecektir. Ama kusura bakmasınlar bu saçmalığın açıklanacak hiçbir tarafı yoktur. Kimileri de çıkıp olayların provokasyon olduğunu söyleyecektir. Bu doğruysa bile bunun sorumluluğu Trabzonspor kulübüne aittir. Koca bir kale arkası tribünü bir maçı katledebiliyorsa buna provokasyon deme şansınız yok denecek kadar azdır.
 
Bir gösteriyi, oyunu fanatizmin acımasız sarmalında heba etmek yalnızca o spor dalına vurulan bir darbe değil, aynı zamanda insanlık adına da bir utanç vesikasıdır.