Hafta sonu Trabzonspor’un ev sahipliğinde oynanan bir maç seyrettik. Bursaspor’a lig tarihinde ilk kez kendi sahasında mağlup olma başarısının gösterildiği maçta takımımız izleyen herkesi sükutu hayale uğrattı. Bu Trabzonspor’un ne ilk yenilgisiydi, ne de Trabzon’da ilk yenilgisi. Fakat izleyen herkesin ortak bir kanaati vardı ki; o da bu takımın hiç ama hiç bu kadar ruhsuz bir müsabakayı daha önce sergilemediğiydi. Taraflı tarafsız tüm sporseverler dört büyüklerden biri olarak tarihi başarılarla dolu bir Anadolu Kaplanına, Karadeniz Fırtınasına bu görüntüyü yakıştıramıyor.
 
Aslında tek sorun bu son oynanan ve yeni bir başarısızlık rekoru kırılan maç değil elbette. Tarihi başarılarla dolu bir takım ne oldu da son yıllarda ardı ardına olumsuz anlamda kırılabilecek ne kadar rekor varsa hepsini alt üst etmeye başladı. Nerede o Avrupa’nın anlı şanlı takımlarını Avni Aker’ de dize getiren Trabzonspor? Bırakın Avrupa devlerini son yıllarda Avrupa kupalarında tur atladığımızı hatırlayamaz olduk. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin şu anda adını bile telaffuz edemeyeceğim bir mahalle takımına elenen bir Trabzonspor’u nasıl oluşturdu bu kent?
 
Sporla siyasetin birbirinden ayrılmayı bir türlü başarılamadığı Trabzon’da ne yazık ki takıma bir şeyler katabilecek yönetimler değil, Trabzonspor’dan nasıl nemalanırım diyen zihniyetler işbaşına geldikçe bu takım maalesef iflah olmaz. Trabzonspor’a bir şeyler katabilecek değerli insanlar da bu olan biteni dışarıdan izlemekle yetinmekte, bu çıkar ilişkiler yumağında isimlerinin lekelenmemesi için çaba sarf etmekteler. Kendi açılarından doğru bir tercihte bulunuyorlar. Zira işbaşına gelseler leş kargaları bu kez onların başına üşüşmek için sıraya gireceklerdir.
 
Geçen hafta sahada oynanan ruhsuz mücadeleyi izlerken kulüp yönetiminin nasıl bir hedefsizlik sarmalında olduğunu bir kez daha hatırladık hep birlikte. Teknik Direktör Şenol GÜNEŞ’ in bireysel çabalamalarıyla oluşturulan iskelet kadro her sezon sonunda yönetim tarafından tarumar edilirken, bir sonraki sezonun startı çaresizliklerle verilmek zorunda kalınıyor.
 
Ligde mücadele eden on sekiz takımın bütçesi ne olursa olsun Trabzonspor dışındaki diğer tümünün her sezon bir transfer politikası olduğunu ve belirli bir plan dahilinde olduğunu üzülerek gözlemlemekteyiz. Milyon dolarlık yıldızlardan tutun da, alt liglerden takımlara kazandırılan oldukça ekonomik maliyetli oyunculara kadar her transferin bir planlamaya tabi olduğunu görüyoruz. Fakat iş Trabzonspor’a gelince durum değişiyor. Başta kulüp başkanı zatı muhterem olmak üzere transferlerle ilgili sorulan her soruya yuvarlak cevaplar duyuyor Trabzonspor’u takip edenler. Hele bir Burak satılsın da gelen paraya göre oyuncu bakacağız gibi bir açıklamayı yapabilen bir kulübün başkanının vizyonunu varın siz hesap edin.
 
Burak gibi Selçuk gibi oyuncuları kulüpte tutmayı başaramayıp şampiyonluk yarışındaki en büyük rakiplerinden birine kaptıran beceriksiz başkanımız, ardından kahve köşelerinde bile yapılmayacak ucuzlukta dedikodularla basının gündemini meşgul etmekte bir beis görmemekte. Hangi açıklamasını eleştirelim, hangi beceriksizliğini dile getirelim artık takip edemiyoruz bile.
 
Trabzonspor yukarıda saydığımız meziyetleri bünyesinde barındıran, kaybolan itibarını kulüp başkanı olmak suretiyle yeniden tesis etmeye çalışan insanlardan kurtulmadığı sürece asla düzlüğe çıkamayacak ve tarihi başarısızlıklarına her sezon yenileri eklenmeye devam edecektir.