Bir gazetenin Uluslar arası Bağımsız Araştırma Şirketine yaptırdığı Gazete Okunurluk ve Algı Araştırması Sonuçları Anketini sıkı gazete takipçileri mutlaka okumuştur. Okuma fırsatı bulamayanlar için anket sonuçlarına biraz değinmek ve mevcut durumumuz hakkında birkaç kelam etmek bu haftaki yazımızın konusunu teşkil edecek. Aynı gazete tarafından her yıl yapılan bu ankette 2012 yılı için otuz bir ilde on beş yaş ve üzeri toplam dört bin beş yüz kişiyle yüz yüze görüşmeler yapılmış ve gazete okuma eğilimleri irdelenmiş. Bu kadar geniş bir örneklemde yapılan anketin sağlıklı bir ortalama sonuç vereceği kanaatindeyim. Bu nedenle bunun üzerinden yorumlar yapmamızda bir sakınca olmayacaktır.
 
Araştırmaya katılanların basılı bir gazete okuma alışkanlıkları sorulduğunda yaklaşık yüzde on yedisi düzenli olarak her gün gazete okuduğunu belirtmiş. Haftada iki ile beş gün arasında gazete okuduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde otuz altı. Yani toplamda yüzde elli üç oranında bir gazete okuyan kitleye sahibiz. Buraya kadar aktardığımız oranlar üzerinden bir yorum yapma ya çalışacağız.
 
Öncelikle istikrarlı bir şekilde gazete okuyanların yalnızca yüzde on yediye tekabül ettiği bir ülkede okuma oranlarının ne kadar düşük olduğunu anlamak çok güç olmasa gerek. Aynı anket televizyon izleme oranları olarak farklı bir versiyonda tekrarlanacak olsaydı rakamların nasıl da katlandığını görebilecektik. Dünyanın değişik ülkelerindeki gazete tirajlarına bakınca uzak ara geride olduğumuzu görmekteyiz. Şu anda ülkemizde ulusal ölçekte yayın yapan en büyük gazetenin tirajı bir milyon bandında seyrederken, en yakınındaki bir diğer gazetenin tirajı ise bu rakamın yarısına tekabül etmekte.
 
Peki dünyada neler oluyor derseniz çok da güncel olmayan verilere göre Japonya’da bir milyon tirajını aşan tam on altı gazete olduğunu ve bu on altı gazetenin toplam tirajının ise elli milyondan fazla olduğunu görmekteyiz. Diğer küçük gazeteleri saymıyoruz bile. Japonya nüfus olarak bizim bir buçuk katımız büyüklüğünde bir ülke.
 
Bu durumun nedenlerini kuşkusuz irdelemek gerek. Neden bu kadar düşük bir okuma oranına sahip olduğumuz üzerinde ciddi ciddi düşünüp kafa yormalıyız. Halk arasında genel bir kanaat var ki; ortalama olarak çok düşük gelir seviyesine sahip olduğumuz için gazete almaya verecek paramız yok. Belki dünyadaki okuma oranı yüksek bir çok ülkeye göre daha düşük gelir seviyesine sahip olabiliriz fakat tek nedenin ekonomik olduğuna inanmamızı beklemeyin. Günde sekiz on lira sigaraya para verebilen bir insanın yalnızca bir lirasını okumak için feda edememesinde bir problem var. İhtiyaç hissetmiyorsa okumak için trilyoner olsa ne fayda. Bütün mesele okumayı bir zorunluluk bir ihtiyaç olarak görebilmekte yatıyor.
 
Bir de basının habercilikteki güvensiz geçmişi de gazete okumanın önündeki engellerden biri olsa da bu neden çok gerilerde kalıyor. Evlerimizi en lüks eşyalarla donatıp koca koca ekranlı televizyonları baş köşelere yerleştiren bir ailede yetişen çocuğun bir kitap ya da gazeteyi ihtiyaç olarak görmesi mümkün müdür? Bir ülkenin gelişmişlik seviyesinde kültürü ve medeniyetinin derinliği çok önemli bir yer tutuyorsa eğer, bu da okumaktan geçiyor. Okumayan hafızası zayıf bir millet olarak dünya ölçeğinde hangi gelişmeden söz edebiliriz ki?