Evet.. Duyduk Duymadık Demeyin.. Padişâhımızın fermânıdır..
Bu haftaki yazımızda bu fermandan bahsedelim..
Mâlüm..Dinimiz, bülûğa ermeden önce çocuklara dinî ve dünyevî bilgilerin verilmesini emretmektedir.
Ama çocuk önce Allah’ını tanıyacak..
Kitabını bilecek.. Ahlak edep hürmet öğrenecek..
Ecdadımız buna çok dikkat ederdi. Bunun en güzel örneğini, Sultan II. Mahmud Hânın, ülkenin her tarafına bütün Osmanlı çoğrafyasına gönderdiği bir ferman teşkil eder. Sultan II. Mahmud tarafindan 1824'te "Talim-i sibyân hakkinda ferman" adında Kânun-emir çıkartılşmıştı.. Bu Emirle öncelikle zârurî dînî bilgilerin öğretilmesi şart koşulmuş ve muallimlerden (öğretmenlerden) çocuklara Kur'an tâ’limi, tecvid ve ilmihal okutmasi istenmiştir. Bu şartları yerine getirmeden yâni edep ahlâk ve İslâmî eğitimin lâyıkı vechile öğretilmeden çocukların mektepten alınarak, usta yanına, işe verilmesini yasakladı. Anlayacağınız Evvelâ dîni öğrenecek sonra dünyaya işe ticârete yönelecek!...
Bu fermanda şöyle deniyor:
“Herkes iyi bilir ki Ümmet-i Muhammed’denim diyen bütün ehl-i İslâma göre en evvelâ, İslâmın şartlarını ve akâid-i dînîyesini-müşrik olmasın diye inanç esaslarını öğrenip bilmek ve sonra geçimini temin etmek için hangi mesleği isterse ona girmek, vel hasıl her şeyden evvel zarûrî dînî bilgileri öğrenmek, dünya işlerinin tamamından önce yapılması gereken bir farz iken, bir zamandan beri insanlar, analarının ve babalarının suçu olarak kendileri câhil kaldıkları gibi, çocuklarının da câhil kalmasına aldırmadan ve Rezzâk-ı Âlem olan Allahü Teâlâ hazretlerine tevekkülsüzlük ile hemen para kazanmak sevdasına düşerek çocukları, mektepten alıp bir usta yanına çıraklığa verdiklerinden, bu gibi çocuklar, küçükten cehâletle büyüyüp, sonradan da okuyup öğrenmeye heves etmediklerine binâen, bütün veballeri analarının ve babalarının boynuna olup, kıyâmet gününde bir taraftan bunlar, mes’ûliyet altına girecekleri gibi, bir taraftan kendileri buna pişman olacaklarından başka, Allah korusun bütün gençliği cehâlete sürüklemekten dolayı, bütün ekseri halk, dinden, diyânetten habersiz olduklarından, bu durum Cenâb-ı Hakk’ın gazabına sebep olacağının işâreti olup, Allah muhâfaza etsin böyle giderse Allah (c.c)’ın şiddetli azabıyla terbiye olacağımızı, akl-ı selîm olanların bildiği gibi, müslüman evladını o gibi dünya ve âhiret musibetlerinden halâs ve korumak lazım gelmektedir..
Şimdi, dini öğrenmekte utanma câiz olmadığına binâen şimdiye kadar câhil kalmış olan genç ve ihtiyar bütün Ümmet-i Muhammed, câhilliğin iki cihanda vehâmetini düşünüp ve bu sebeple birbirlerinden utanmayarak ancak Allah’tan utanıp kendileri bulundukları ve çalışmakta oldukları iş ve sanatların arasında, bilmedikleri dini meseleleri ve akâid-i islâmiyelerini dahi bilmekliğe imkanları nisbetinde, gayret edip çalışmaları ve bu sûretle kendilerini iki cihan saadetine ermekliğe gayret sarf etmeleri dinin farz kıldığı emirlerdendir.. (1)
Özetle:
..“Dinî vecibeleri öğretmek ve seçeceği mesleğin bilgilerine sahip kılmak babaların çocuklarına karşı ilk vazifesidir.
Ne yazık ki, bir zamandan beri birçok ana ve baba bunu unutarak, çocuklarını daha beş-altı yaşında kazanç hırsı ile sanat sahiplerinin yanına çırak olarak veriyorlar veya başıboş bırakıyorlar.
Çocukluk çağında câhil kalanlar ise, bülûğ çağlarında hem kendileri için, hem de memleket için dert oluyorlar.
Bu, iki dünyada cezayı gerektiren bir ihmaldir.
Sizlere emrediyorum ki, bu ferman elinize değdiği anda, bölgenizde 6 yaşını bitirmiş ne kadar çocuk varsa bunları tespit ediniz!
Mevcut mahalle mektepleri yetmiyorsa bina ve hoca bularak mektepsiz çocuk bırakmayınız!
Mektep çağında olduğu hâlde bu çocukları yanlarına alıp çalıştıranların şiddetle cezalandırılacaklarını ilân ediniz!
Anasız ve babasız olanlarla, okumaya gücü yetmeyenlerin tahsilini devletin temin edeceğini ilân ediniz!..”
Ne yazık ki, bir zamandan beri birçok ana ve baba bunu unutarak, çocuklarını daha beş-altı yaşında kazanç hırsı ile sanat sahiplerinin yanına çırak olarak veriyorlar veya başıboş bırakıyorlar.
Çocukluk çağında câhil kalanlar ise, bülûğ çağlarında hem kendileri için, hem de memleket için dert oluyorlar.
Bu, iki dünyada cezayı gerektiren bir ihmaldir.
Sizlere emrediyorum ki, bu ferman elinize değdiği anda, bölgenizde 6 yaşını bitirmiş ne kadar çocuk varsa bunları tespit ediniz!
Mevcut mahalle mektepleri yetmiyorsa bina ve hoca bularak mektepsiz çocuk bırakmayınız!
Mektep çağında olduğu hâlde bu çocukları yanlarına alıp çalıştıranların şiddetle cezalandırılacaklarını ilân ediniz!
Anasız ve babasız olanlarla, okumaya gücü yetmeyenlerin tahsilini devletin temin edeceğini ilân ediniz!..”
Bu ferman, 1854’de Sultan Abdülmecid Hân ve 1873’de Sultan Abdülaziz Hân tarafından da tekrarlanmıştır.
Devleti Âliyei Osmaniye çocuklar dini ahlakı öğrensin diye tedbir alıyor ve öğretilmezse ceza getiren ferman-emir buyruk yayınlıyor..
Hem o zamanki Osmanlı ev terbiyesini düşünün. Böyle olmasına rağmen tehlikeli gidişatı gören, sorumluluğunu bilen bir idârecinin almaya çalıştığı mühim tedbir.. Büluğ çağına erinceye kadar okutturmak ve mektep hocaları da mekteplerde bulunan çocukları güzelce okutup Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı ta’lim ve arkasından her çocuğun haysiyet ve istidadına göre tecvîd, ilmihal gibi risâleler okutarak İslâm Şerîatını ve dînî akîdelerini öğrenmeğe gayret eylesinler diye ferman kânun çıkarmak…
Düşünün ki o zaman internet yoktu..
Telefon yoktu…
Futbol, televizyon ve zararlı yayınlar yoktu..
Bizi yükselten dinimize duyduğumuz büyük aşktır.” 2.Abdülhamid
Nerden nereye..
Bize bir nazar oldu,
Cumamız Pazar oldu,
Bize ne olduysa,
Hep azar azar oldu.. (2)
Cumamız Pazar oldu,
Bize ne olduysa,
Hep azar azar oldu.. (2)
Ecdâdın Mektep-okul anlayışına bakar mısısnız: Çocuğun Mektebe gitmesinden maksat; Çocuk İnancını Kitabını; Kur’anını Tecvidini, İlmihalini, örtünmesini vb. bilsin diyedir..
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? (3)
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? (3)
Anlıyorum sizin de söyleyecek çok sözünüz var..
Buyrun şimdi söz sırası sizde..
2.Abdülhamid cennetmekanın “Bizi yükselten dinimize duyduğumuz büyük aşktır” sözünü hatırlatarak bitirelim..
Yitik değerlerimize, Millî benliğimize ve Mukaddes emânete sâhip çıkacak nesillerden olabilmemiz dileğiyle..
-------
1-Ahmet Cevdet Paşa, Tarih, İstanbul 1309 XII
2- Arif Nihat 'tan Güzel bir Dörtlük
3- N. Fazıl KISAKÜREK Destan Şiirinden..