Selâmların en güzeliyle;
“Esselâmü ‘Aleyküm ve Rahmetüllah”
Allah’ın Selamı ve yardımı üzerinize olsun Sevgili Dostlar.. Umre dönüşünde yine berâberiz. Buluşturan Rabbim’e Hamdolsun.. Hem ziyâret ettiğimiz Nur Medine'den Efendimizin hayatından, hem de Kutlu Doğum vesîlesiyle, yetişen çocuklarımıza Peygamber sevgisini ne derece verebildiğimize dâir bir hasbihal yapmış olacağız…
Biliyorsunuz, her yıl 14-20 Nisan 2011 tarihleri arasında Kutlu Doğum Haftası kutlanır.
Peygamber Efendimizin doğumunun 1440. yılı. Milâdi takvim hesabıyla..
O’nun sevgisi hanelerimizde doğsun filizlensin..
İşte, en çarpıcı tablolardan biri:
Medine-i Münevvere’de, Asrı saadetten bir gece’ye şâhid olalım:
Gecenin ilerleyen saatleriydi. Açlık Allah Resûlü’nün bütün dermanını tüketmiş ve artık gözüne uyku da girmez olmuştu. Belki biraz uyuyabilse, açlığını geçici de olsa unutacaktı..
Evinden çıktı, bir tarafa doğru yürümeye başladı. Biraz sonra da bir karartı hissetti. Gelen biri vardı. Dikkatini oraya çevirdi.. Tanımıştı.. Bu gelen; hayatının hiçbir ânında Efendimizden ayrılmayan, hep O’nunla beraber olan Hz. Ebu Bekir’di (ra)(1). Sanki gecenin yarısında, Medine’nin bu tenha köşesinde randevulaşmış gibiydiler. Allah Resûlü, ona selâm verdi. Ardından da sordu:
-“Yâ Eba Bekir! Gecenin bu vaktinde seni dışarıya çıkaran nedir?” Ebu Bekir (ra), Resûlullah’ın sorusuna
- “Açlık” Yâ Resûlellah.. “Evde yiyecek bir şey bulamadım, gözüme uyku girmedi ve dışarıya çıktım.” Dedi ve hemen ardından ekledi:
-“Anam babam Sana feda olsun Yâ Resûlullah, Sen niye çıktın?” Cevap aynıydı. Allah Resûlü de açlıktan dolayı çıkmıştı. Aynı hal, aynı dünya..
İşte bu esnada bir karartı daha belirir. Belli ki bu uzun boylu, görkemli insan Ömer’di. Allah Resûlü, sağ tarafına Hz. Ebu Bekir’i (ra) almıştı; ama henüz sol tarafının her zamanki dostu yoktu; sanki tabloyu yarım bırakmamak için o da koşup geliyordu.
Karşısında bu iki dostu görünce Hz. Ömer de, şaşırıp kalmıştı. Selam verdi, selamı aldılar.. Ve Söz Sultanı, Ömer (ra)’e de niçin çıktığını sordu. O da, aynı cevabı verdi:
-“Açlık, Ey Allah’ın Resûlü, açlık beni dışarıya çıkardı” dedi.
Efendimiz’in hatırına Ebu’l-Heysem (ra) geldi.
-“Uygun olmayan bir vakit ama gelin Ebu’l Heysem’in evine gidelim. İkindi vakti tarlasında hurmalarıyla gördüm. Zira sizin aç olduğunuz gibi ben de açım Hiç olmazsa bize hurma ikram eder ve açlığımızı yatıştırırız.” Dedi Efendimiz.. Gece vakti bu üç aziz misafir Ebu’l Heysem’in kapısının önüne gelirler.
Ebu’l-Heysem (ra)’in hânesi; kendisi, hanımı, bir de 5-6 yaşlarında küçük bir çocuktan oluşan bir âile..
Önce kapıyı Hz. Ömer (ra) çalar ve o gür sesiyle :
-“Ya Ebe’l-Heysem!” diye seslendi. Ne Ebu’l-Heysem (ra) ne de hanımı sesi duymadı. Fakat yatağında mışıl mışıl uyuyan o yavru, birden yatağından fırladı:
-“Baba! kalk Hz. Ömer geldi bizim eve” dedi. Ebu’l-Heysem (ra), çocuğunu rüya görüyor sandı.
-“Yat oğlum, gecenin yarısı, bu vakitte burada Ömer’in işi ne!” Çocuk yattı. Kapı açılmayınca, Biraz sonra kapıyı vuran, ince narin ve o tatlı sesiyle Ebû Bekir (ra), gelip seslendi:
-“Yâ Ebe’l-Heysem!” Çocuk yine fırladı heyecanla, kalktı ve:
- “Babacığım!... Hz. Ebu Bekir geldi” diye bağırdı.
– “Yat be evladım! Bu saatte Ebu Bekir’in ne işi var?” der uygunun verdiği ağırlıkla.. Babası onu tekrar yatırdı. Fakat son gelen, sesi soluğu cenazeleri dahi dirilten Allah Resûlü’ydü. O;
- “Ya Ebe’l-Heysem!” diye seslenince, çocuk, artık yayından fırlayan bir ok olmuştu. Hem kapıya doğru koşuyor, hem de:
- “Baba kalk.. Baba kalk.. Resûlüllah evimize geldi!” diyordu. Ebu’l-Heysem (ra), neye uğradığını şaşırmıştı. Hemen kapıya koştu. Gözlerine inanamıyordu. Gecenin bu saatinde, hanesini, Sultanlar Sultanı şereflendirmişti. Hemen onları içeri aldı. Bu şeref, insana hayatta her zaman nasip olmazdı.. Hayatının en mes’ûd anını yaşıyordu. Hemen sofra hazırladı. Hurma getirdi, süt getirdi, et getirdi ve bu aziz misafirlerine ikram ettiler...
Açlıklarını bastıracak kadar yediler. Ardından da yine Allah Resûlü’nün gözleri dolu dolu oldu. Ve her hâdiseye ayrı bir tefekkür ve derinlik kazandıran dudaklarından şu sözler döküldü:
- “Allah’a kasem/yemin ederim, işte şu nimetlerden yarın hesaba çekileceksiniz.” Ardından da şu âyeti okudu: “O gün, muhakkak bütün nimetlerden hesaba çekileceksiniz” (2)
Efendimize gelen hediyeler, her gün O’na ve ailesine, müreffeh bir hayat yaşatacak ölçüdeydi. Ancak O ve arkadaşları, geleni dağıtıyor, ihtiyacı olanlara veriyor ve yarınlara bir şey bırakmıyorlardı.
Nedir acaba 5-6 yaşındaki çocuğun kalbindeki bu sevgiyi mayalayan?
Ebu’l-Heysem’in oğlunun sergilemiş olduğu bu tablo oldukça ibret vericidir... Ebu’l-Heysem, Allah Resûlü’ne gönül verip kendisini tanıdığı gibi bunu oğluna da öğretmişti; hatta gecenin ilerleyen saatlerinde evlerine gelen bu şerefli üç misafirin seslerini ayrı ayrı tanımış, kibar bir şekilde tıklayan ve seslenen Efendimizi tanımakta gecikmemişti. Ebu’l-Heysem’in (r.a) Allah Resûlü’ne göstermiş olduğu derin muhabbet, oğluna da yansımaktaydı...
Ebu’l-Heysem’in oğlunun sergilemiş olduğu bu tablo oldukça ibret vericidir... Ebu’l-Heysem, Allah Resûlü’ne gönül verip kendisini tanıdığı gibi bunu oğluna da öğretmişti; hatta gecenin ilerleyen saatlerinde evlerine gelen bu şerefli üç misafirin seslerini ayrı ayrı tanımış, kibar bir şekilde tıklayan ve seslenen Efendimizi tanımakta gecikmemişti. Ebu’l-Heysem’in (r.a) Allah Resûlü’ne göstermiş olduğu derin muhabbet, oğluna da yansımaktaydı...
“Çocuk babasının sırrıdır” derler. Evlerinizde neler konuşuluyor, nelere karşı ilgi duyuluyor, çocuklarınızla konuştuğumuzda rahatlıkla anlamak mümkün..
Rasulüllah’ın yerini kimlerin, hangi sevgilerin aldığını çok rahatlıkla görmek de mümkün.
Evlerde siyasî partiler veya liderleri, spor maç kriterleri, tutulan takımlar konuşulursa, kendileri için hiç de yararlı olmayan 10-20 yaşında çocuklar bu mevzuda gevezelik yapmaya sevkedilmiş olmaz mı?
O çocukların tertemiz vicdanları, mâsum gönülleri, fuzûli şeylerle doldurulmamalı…
Nesil, Allah sevgisi, Rasulüllah aşkıyla, Kur’an ahlâkı ile donatmalıyız.
Bir milleti kurtarmayı düşünüyorsanız, bu duygu ve düşüncelerle hareket ettiğiniz zaman kurtaracaksınız…
Günümüzde; “her şey vatan için”, “Türkiye için”, “Valla, benim için istiyorsam nâmerdim” diyorlar.. Hizmete soyunuyorlar.. Niyetleri de halleri de Yaratan Allah bilir ya.. Memleketi kurtarma gayretinde olanların evlerinden, çocuklarından ne haber?
Seviyorsanız Hz. Muhammed’i yolunu sevecek, sistemine saygı duyacak, hayat tarzını benimseyeceksiniz. Hz. Muhammedi seviyorsak nerede Muhammedi renk? Nerede Hz. Muhammedi ifade eden hava? Nerede Muhammedi heyecandan meydana gelen atmosfer?
Muhabbetten Muhammed oldu hasıl
Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl? O varken başkalarından bahsetmek olmaz ki..
Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl? O varken başkalarından bahsetmek olmaz ki..
Kalın sağlıcakla.. Muhammed’e muhabbetimiz, sevgimiz daim olsun..
-------------------------------------------------------------------------------------------------------
1- (ra): Radıyallahü anh: “Allah ondan razı olsun” demektir, bir erkek sahabe için söylenir.
2- (Tekâsür sûresi; 8).