İnsanın aslı, kendisi, arzu ve istekleri olarak tarif edebileceğimiz nefis, gerek Kur’ân-ı Kerîm’de, gerekse hadîs-i şeriflerde çok zikredilen bir kavram olması sebebiyle ilk dönemlerden itibaren İslam âlimlerinin araştırmalarına konu olmuştur. Bu araştırmaların yapıldığı ilk dönemlerde nefsin müzakeresi, “fıkıh” teriminin muhtevası içinde değerlendirilmiştir.

Hattâ İmâm-ı Âzam Ebû Hanife’nin fıkıh tarifi tam anlamıyla nefis muhasebesini işaret eder mahiyettedir. İmâm-ı Âzam, fıkhı şöyle tarif eder : “Fıkıh, nefsin leh ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir.”  

Bir hadisi şerifte : “Nefsini bilen, Rabbini bilir.”  rivayeti de buna işaret eder.

Kur’ân-ı Kerim ise, nefsi tanımanın insanı ilâhî hakikatlere ulaştıracağını beyan eder : “İnsanlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz.” [fussilat s.53]

Nefis muhasebesinin metotlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Allah’ın murakabesi altında olduğunu düşünmek:Emre itaat, nehyi terk etme hususunda nefsi kontrol altında tutmanın en etkili yolu bu ilâhî murâkabeyi her an göz önünde bulundurmaktır. Şuurlu bir ubûdiyyetin en önemli şartı olan bu murâkabe, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından “ihsan” olarak tarif edilmiştir.
b) Kazanılan başarıyı ve nimeti Allah’tan bilmek:Kazandığı her şeyi, sadece kendi kabiliyetleri ve gayreti ile elde ettiğini düşünmek, nefsânî bir anlayışın ürünüdür.
c) Başkalarının hatalarından önce kendi hatalarını görmek: İmâm-ı Gazâlî, bu noktada, güzel bir tavsiyede bulunur : “Ya nefsinle meşgul ol veya nefsini ıslâh ettikten sonra başkasıyla meşgul olan biri ol. Sakın kendi nefsinle meşgul olup onu ıslâh etmedikçe, başkalarıyla meşgul olan tiplerden olma!” Başkalarının hatalarıyla ilgilenmek, ferdin içine yuvarlandığı derin uçurumları fark etmesine engel olur.
d) İşlenen günahları hatırlamak: Bir adı da “hesap günü” olan ahirete inanan insan, kendi kendisiyle baş başa kaldığı zaman, geçmişte yaşadığı hayatı muhakeme ederken, en çok, hesabını vermekte zorlanacağı hataları düşünmelidir. Bu düşünce içerisinde nefsiyle hesaplaşan insanın hedefi, daha önce işlediği günahları tekrar etmemeye özen göstermek ve mümkünse hatalarını daha bu dünyada iken telafi etmek olmalıdır
e) Nefse karşı mutedil olmak: Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Yâ Rabbi, beni göz açıp kapayıncaya kadar olsa dahi, nefsime bırakma”  diye duâ etmesinin temel esprisi nefse karşı mutedil olmaktır.
İnsanın, iç dünyasında itidali koruması gerektiğini, Mâverdî şu şekilde ifade eder: “Nefsi kötülemek ve ona iyi zanda bulunmak hususunda mutedil davranmalıdır. Çünkü kötülemekte gerçek ölçüyü aşarsan, onu aşağılık duygusuna itersin. İyi zanda gerçek ölçüyü aşarsan, kendine çok güvenenlerin gevşekliğine düşersin. Her şey için bir uğraşı payı, her meşguliyet için bir zafiyet payı, her zafiyetin de cehaletten bir payı vardır.

Bu sebeple insandan istenen tavır, bir yandan, kendi kendisine sıkıntı verecek zorluklardan kaçınması, diğer taraftan da kontrolsüz ve gelişi-güzel değil, aksine dengeli bir hayat sürdürmesidir.