İnsanoğlu dünya hayatının meşgalelerine daldığında kendisini ve gerçek anlamdaki istikbalini tamamen unutabilmektedir. Kuran-ı Kerimin birçok bölümlerinde çoluk çocuğumuzun, dünyada bizlere emanet olarak verilen malların kesinlikle bizleri Allah’ı anmaktan alı koymaması ifade edilmektedir. Maalesef bazen içinde bulunduğumuz buhranlı dönemlerde bu çağrıdan uzaklaşıp yapa yalnız kalabiliyoruz. Hem dünyamızı hem de ahretimizi tehlikeye koyabiliyoruz.
 
Sonsuz merhamet sahibi olan yüce Allah bizleri bu buhranlı dönemlerde bile yalnız bırakmayıp kendimize çeki düzen verebilmemiz içi fırsatlar sunmaktadır. Kulluğu hatırlayabilmek ve verilen nimetlere karşı şükranımızı ifade edebilmemiz için karşımıza çıkacak bu dönüm noktalarını iyi bir şekilde değerlendirmek zorundayız. Aksi taktirde yeni fırsatların istifadesinden mahrum kalarak ebedi hayata yelken açabiliriz.
 
On bir  ayın sultanı ramazan ayının habercisi olan üç aylara yaklaşmış bulunmaktayız. Allah resulünün üzerinde hassasiyetle durduğu bu aylar bizler için sıradan günlerden ziyade biraz daha kıymet arz etmektedir.  Bu aylara girişte göstereceğimiz hassasiyet bizlerin ramazandan beklentilerimiz ve kazanımlarımızı doruk noktasına çıkarabilsin.
 
Bu müstesna zamanlarda müminler, birbirleri ile tebrikleşmeli, birbirlerini yemeklere çağırmalı, çocuklar sevindirilmeli, fakirlerin gönlü alınmalı, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilmeli, anne-babanın, masum ihtiyarların duaları alınmalı, hasılı bu aylar daha canlı ve daha verimli yaşanmalıdır.
 
Üç aylar girince geçmişin muhasebesini yapmalı, geleceğe iman ve ihlâsla şekil verilmelidir. Yaratılış gayesi düşünüp ona göre yaşanmalıdır. Bu ayların feyiz ve bereketinden azami derecede yararlanılmalıdır.
 
“İki günü birbirine müsavi olan aldanmıştır” ifadesiyle bizlere ışık tutan Allah resulünün çizmiş olduğu çizgide hassas davranmaya gayret edelim. Zamanın kıymetini gerçek anlamda idrak edenlerle beraber olmaya çalışalım.