Başbakanın dershanelerin kapatılacağı yönündeki açıklamasının ardından bir süredir devam eden dershanelerin eğitim sistemimizdeki konumuyla ilgili tartışmalar iyice alevlenmeye başladı. Biz de bu hafta bu konuyu irdelemeye çalışacağız. Bu köşede öncelikli olarak bölgesel konuları yazmaya çalışsak da ulusal sorunlarımızın da tamamen dışında kalmamız doğru olamaz. Hele bu Konu eğitim sistemimizi temelinden ilgilendirdiği için tartışmalara kayıtsız kalamayız.
Tartışmayı kim haklı kim haksız şeklinde doğrudan ikiye ayırıp sağlıklı sonuca ulaşmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Öncelikli olarak toplumsal bir vaka haline gelen dershanelerin eğitim sistemimizin tam olarak neresinde olduğunu tespit edip, faydalı ve zararlı yönlerini ayrı ayrı incelemenin daha faydalı bir tartışma zemini oluşturmak için gerekli olduğunu düşünüyorum. Zira hemen herkesin bildiği klasik bir yaklaşım vardır. O da şu ki; sosyal olaylarda her zaman iki kere ikinin dört etmeyeceği gerçeğidir.
Dershanelerde öğrencilere pratik ve doğru soru çözme alışkanlığı kazandırmak suretiyle doğrudan sınavı kazanma şeklinde bir beceri kazandırmaya çalışılırken, aslında tüm yapı sınavı kazanma üzerine bina edilir. Böylece dershanelerden destek alan öğrencilerin almayanlara göre sınav performanslarının daha üst seviyede olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bunun istisnaları olsa da ağırlıklı sonuç bu yöndedir.
Diğer taraftan maddi durumu bir dershaneden destek almaya yeterli olmayan öğrenciler açısından bakacak olursak haksız bir rekabetin söz konusu olduğunu pekala söyleyebiliriz. Gelir dağılımının oldukça adaletsiz olduğu bir ülkede yaşıyoruz ve bu ülkede derhaneye gitmeye yetecek maddi imkanlara sahip olamayan öğrencilerin, bu imkana sahip olanlardan çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Buradan çıkan sonuç şu ki; Ülkedeki belirli bir kesim her türlü imkana sahipken, çoğunluğun olduğu kesim ekstra para vererek eğitim desteği almaktan yoksun.
İşin toplumsal ayrışma yönü itibariyle özetini yukarıdaki paragrafla özetlemek mümkün. Bir de eğitim sistemimizin başarısı açısından değerlendirecek olursak durum çok daha vahim. Üniversite eğitimin ön koşulu olarak okuduğunuz on bir yıllık eğitimin üniversiteye girmeye yeterli olmadığı bir yapı ne kadar sağlıklı öğrenciler yetiştirebilir sorusunun tam ve doğru cevabının bulabilmek mümkün gözükmüyor. Liseyi bitirip üniversite sınavına giriyorsunuz fakat karşınıza çıkan soruların çok büyük bir bölümünü hatırlamıyorsunuz. Bu tablodaki bir öğreni olarak ne düşünürsünüz?
Peki çözüm ne olmalıdır? Öncelikle evet dershanelerin olmadığı bir yapının yukarıda değinmeye çelıştığımız her açı itibariyle de daha başarılı bir sistem olacağını net bir şekilde söyleyebiliriz. Fakat bu kapatın şu dershaneleri, hatta yarın kapıya kilidi vuruyoruz şeklinde bir yaklaşımla çözülecek kadar basit bir sorun değildir.
Zira eğitim sistemimizin boşluğundan yararlanarak sistemde kendine yer edinen özel dershaneler bugün hatırı sayılır bir ekonomik büyüklüğe ulaşmış ve toplumda ciddi bir karşılığı olan müesseseler haline gelmiştir. Kapatıyoruz diye aldığınız ani bir karar başka sorunları beraberinde getirecektir. Ayrıca var olan sorunu da tek başına çözmeye yetmeyecektir. Çünkü derhaneleri meydana getiren sorun hala ortadadır.
Bu nedenle atılacak en öncelikli adım okul müfredatlarıyla sınav konularını bir an önce örtüştürecek bir altyapıyı kurmak, lise ve sınav konularının birbirleriyle örtüşeceği bir yapıya kavuşmaktır. Kısaca öğrencileri dershanelerden destek almak zorunda hissettirmeyecek bir müfredatla sınavlara hazırlarsanız dershaneleri otomatikmen ama yavaş yavaş kapatırsınız. Bu arada altyapı ve fiziksel şartları uygun olan dershaneleri de okullaştırarak sisteme dahil edebilir, eksik olan derslik ihtiyacına da bir katkı sağlayabilirsiniz. Diğerleri de zaten ya bu yapıya entegre olur ya da kendiliğinden kapatılırlar.
Sonuç olarak dershanelerin kapatılmasına evet, ancak yanlış bir uygulamayı bir başka yanlış uygulamayla düzeltmeye hayır diyoruz.
Tartışmayı kim haklı kim haksız şeklinde doğrudan ikiye ayırıp sağlıklı sonuca ulaşmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Öncelikli olarak toplumsal bir vaka haline gelen dershanelerin eğitim sistemimizin tam olarak neresinde olduğunu tespit edip, faydalı ve zararlı yönlerini ayrı ayrı incelemenin daha faydalı bir tartışma zemini oluşturmak için gerekli olduğunu düşünüyorum. Zira hemen herkesin bildiği klasik bir yaklaşım vardır. O da şu ki; sosyal olaylarda her zaman iki kere ikinin dört etmeyeceği gerçeğidir.
Dershanelerde öğrencilere pratik ve doğru soru çözme alışkanlığı kazandırmak suretiyle doğrudan sınavı kazanma şeklinde bir beceri kazandırmaya çalışılırken, aslında tüm yapı sınavı kazanma üzerine bina edilir. Böylece dershanelerden destek alan öğrencilerin almayanlara göre sınav performanslarının daha üst seviyede olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bunun istisnaları olsa da ağırlıklı sonuç bu yöndedir.
Diğer taraftan maddi durumu bir dershaneden destek almaya yeterli olmayan öğrenciler açısından bakacak olursak haksız bir rekabetin söz konusu olduğunu pekala söyleyebiliriz. Gelir dağılımının oldukça adaletsiz olduğu bir ülkede yaşıyoruz ve bu ülkede derhaneye gitmeye yetecek maddi imkanlara sahip olamayan öğrencilerin, bu imkana sahip olanlardan çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Buradan çıkan sonuç şu ki; Ülkedeki belirli bir kesim her türlü imkana sahipken, çoğunluğun olduğu kesim ekstra para vererek eğitim desteği almaktan yoksun.
İşin toplumsal ayrışma yönü itibariyle özetini yukarıdaki paragrafla özetlemek mümkün. Bir de eğitim sistemimizin başarısı açısından değerlendirecek olursak durum çok daha vahim. Üniversite eğitimin ön koşulu olarak okuduğunuz on bir yıllık eğitimin üniversiteye girmeye yeterli olmadığı bir yapı ne kadar sağlıklı öğrenciler yetiştirebilir sorusunun tam ve doğru cevabının bulabilmek mümkün gözükmüyor. Liseyi bitirip üniversite sınavına giriyorsunuz fakat karşınıza çıkan soruların çok büyük bir bölümünü hatırlamıyorsunuz. Bu tablodaki bir öğreni olarak ne düşünürsünüz?
Peki çözüm ne olmalıdır? Öncelikle evet dershanelerin olmadığı bir yapının yukarıda değinmeye çelıştığımız her açı itibariyle de daha başarılı bir sistem olacağını net bir şekilde söyleyebiliriz. Fakat bu kapatın şu dershaneleri, hatta yarın kapıya kilidi vuruyoruz şeklinde bir yaklaşımla çözülecek kadar basit bir sorun değildir.
Zira eğitim sistemimizin boşluğundan yararlanarak sistemde kendine yer edinen özel dershaneler bugün hatırı sayılır bir ekonomik büyüklüğe ulaşmış ve toplumda ciddi bir karşılığı olan müesseseler haline gelmiştir. Kapatıyoruz diye aldığınız ani bir karar başka sorunları beraberinde getirecektir. Ayrıca var olan sorunu da tek başına çözmeye yetmeyecektir. Çünkü derhaneleri meydana getiren sorun hala ortadadır.
Bu nedenle atılacak en öncelikli adım okul müfredatlarıyla sınav konularını bir an önce örtüştürecek bir altyapıyı kurmak, lise ve sınav konularının birbirleriyle örtüşeceği bir yapıya kavuşmaktır. Kısaca öğrencileri dershanelerden destek almak zorunda hissettirmeyecek bir müfredatla sınavlara hazırlarsanız dershaneleri otomatikmen ama yavaş yavaş kapatırsınız. Bu arada altyapı ve fiziksel şartları uygun olan dershaneleri de okullaştırarak sisteme dahil edebilir, eksik olan derslik ihtiyacına da bir katkı sağlayabilirsiniz. Diğerleri de zaten ya bu yapıya entegre olur ya da kendiliğinden kapatılırlar.
Sonuç olarak dershanelerin kapatılmasına evet, ancak yanlış bir uygulamayı bir başka yanlış uygulamayla düzeltmeye hayır diyoruz.