Toplumların kalitesini aldıkları eğitim belirliyor. Eğitimle yükselip eğitimsizlikle çöküyor toplumlar. İster maddi anlamda olsun ister manevi alanda olsun eğitimle farklılaşır insanlar. Onun için eğitimin hava kadar su kadar önemi olduğunun farkına varılmalıdır. Bu bahisle hayati bir durum olarak görülmelidir. Ne yazık ki ülke olarak biz; buğday, arpa öğütür gibi insan öğütüp duruyoruz.
Bu nasıl iştir ki bize ait olan, bizi anlatan ve önümüzü ardına kadar açacak evrensel değerlere sahip bir eğitim sistemimiz olamıyor. Yıllardır eğitimin geldiği nokta itibariyle şunu söyleyebiliriz ki adeta insan öğütüyoruz. Sanki başarı kıstasımız en çok soruyu çözüp, en çok doğru yapan öğrenciyi ortaya çıkarmak üzerine bina edilmiş. Bu yöntem eğitim terörüne dönüşmüş durumdadır. Yıllarca bilinçli bir uygulama olarak önümüze konulan bu yöntemle yetiştirdiklerimizden kendimize düşmanlar ürettik. Artık bu yanlıştan hızla geri dönülmelidir.
Eğitim sisteminin önüne milli sözcüğünü getirdik. Ama eğitimimizi milli yapamadık. Toplum için algısal devrim yaptıysak da bunun içini dolduramadık. Tam tersine gayri milli bir eğitim sistemimiz oldu. Bu sistemde içerisinde herkesi okullu yapıp okullara doldurmayı başarı olarak yansıtmayı marifet bildik. Başarabilecek olsun ya da olmasın akademik başarı için sorulara, soru bankalarına boğduk yarınımızın filizlerini. Ne sevgiyi, ne saygıyı, ne insan olmanın erdemini ne de yaşadığı ülkenin değerlerinin farkında olmasını sağlayabildik. Kendine yabancı, topluma yabancı, insanlığa yabancı kısacası maddeci, kısa yoldan köşe dönmeci bir insan tipi yetiştirdik. Geldiğimiz yere bakınca ne kadar büyük yanlış yaptığımızı daha iyi görüyoruz. Eğer, insanı yetiştirmeyi ve yaşatmayı beceremediğimiz sürece böyle gel-gitler yaşamayı sürdürüp dururuz.
Bir kıyım makinası gibi insanımızı kıydık. Zihinleri katlettik. Düşünmeyi, okumayı, yorumlamayı, sevmeyi, birlikte başarmayı yok ettik. Hep bir acele, hep bir telaş, hep bir yoğunluk içinde kendine ve ait olduklarına vakit ayıramayan huzursuz bir toplum ürettik kendi ellerimizle. Sonra neden oldu bunlara diye şikâyetlerde bulunmayı da marifet saydık.
Geldiğimiz nokta itibariyle hep tekraren söylediğimiz gibi bu yarış atında kurtarmalıyız çocuklarımızı. Bu test endişesinden ve teröründen kurtarmalıyız yarınki umutlarımızı. İfade edebilmeyi artık yeniden keşfettirmeliyiz onlara. Yorum yapmayı, konuşmayı, hayata dair düşünce güzelliklerini, zenginliklerini hissettirmeliyiz. Aceleyi değil, anı yaşamayı, andan mutlu olmayı yeniden hayata tutunmayı öğretebilmeliyiz. Yeniden kendi olmayı, kendinle mutlu olmayı kendi dünyasında mutluluk saçmayı öğretmeliyiz.
Madem küresel güç olma yoluna düştük bu yolda ilk yapılacak şey eğitim sistemimizi test öğütüm zihniyetinden kurtarmak olmalıdır. Bu mantıkla eğitimin sürecini ne kadar artırırsanız artırın kalite gelmez. Sadece okulların öğrenci sayısını artırmış olursunuz. En alt basamaktan itibaren yeteneğe göre yönlendirme yapılabilecek bir sistem oluşturulmalıdır. Yeteneğe ve isteğe göre bir eğitim kurgusu hem kişilerin hem de toplumun ihtiyaçlarını daha iyi karşılar. Sanayi toplumu haline gelmeden küresel güç olmak mümkün görünmediğine göre mesleki eğitime çok büyük önem verilmelidir. En alt kademede bu tespitler yapılınca üst kademelere çıktıkça ara eleman ihtiyacı kolay bir şekilde gerçekleşmiş olur.
Bu yolda dershanelerin kapatılmasının mantığını anlamaya çalışırken okulları aynı mantıkla açık tutmayı anlamakta zorlanıyoruz. Yapılacak şey okulu gerçek hüviyetine kavuşturmaktır. Yoksa okulları dershaneye çevirmek değildir. Çocuklarla ailelerin daha fazla zaman geçirmesi de bir gerekçeydi. Bu kurslar buna engel oluyor. Üstelik bazı öğrenciler kurslara gelme bahanesiyle evlerinden çıkmaları ama okula gelmemeleri de başka sıkıntılara mahal verebilir. Hayata dokunmayan, hayatın bir parçası olmayan eğitimin mekânı neresi olursa olsun kimseye faydası olmaz. Şikayet edip durduğumuz bir toplumda yaşıyorsak bu eğitim sistemini değiştirmeliyiz.