Günler, haftalar, aylar mevsimler ardı sıra koşuşturdu. Hayatta olanlar için yine bir yıl bitti. Koskoca 365 gün yani bir yılı daha bugün uğurluyoruz. Kimileri çılgınca, şuursuzca elveda 2025, merhaba 2026 diyecek. Bilinçli, bilinçsiz, şuurlu, şuursuz nutuklar atılarak yeni yıl için dilek ve temennilerde bulunulacak. Sadece iyi dilek ve temenniler neyi değiştirebilir ki?

Zamanı takvim sayfalarından ibaret sanıp yolcu ettiğimiz 2025 yılı geçen yıllardan daha mı iyi geçti? Elbette ki hayır. Bu yıl da aslında olmayacaklar oldu, konuşulmayacaklar konuşuldu, yaşanması namümkün olanların hepsi mümkün oldu. Hayallerin bile ulaşamayacağı kötülükler, zulümler her yanı sardı. Zulüm arşı kapladı. Tek kelimeyle insanlık çürüdü. Çürüyen insanlıkla beraber onun getirdiği tüm değerler oldu. Belki de gelen her zamankinden daha fazla yaklaştığımız kıyamettir.

Bugün dünyada yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük,  adaletsizlik, acı, gözyaşı, katliam, ahlaksızlık adına ne varsa hepsini gördük. Olmaz, olamaz dediğimiz ne varsa, insanlığın sınırlarını zorlayacak ne varsa hepsini duyduk, gördük. Bu söylediklerimizin hepsinden daha acı olanı ise insanlığın sağır, dilsiz ve körmüş gibi yapması, umursamazlığı, tepkisizliği, dilsiz şeytan kesilmesidir.

Bütün dünyanın gözünün önünde Gazze’de canlı canlı toplu insan katliamı yapılıyor. Vicdanlı birkaç kurum, kuruluş, ülkenin samimi ve karşı çıkışından başka tepki veren yok. İnsan hakları diye yeryüzünü imar ve inşa etme sürecinde süslü sözlerle yıllarca insanlığı oyalayanların derdinin kendilerinden başkaları olmadığı çok net şekilde ortaya konuldu. Meğer insan diye kastettikleri kendileriymiş. Meğer diğer insanlar onların hizmetçisi, konu mankeniymiş. Ne acı bir durum, ne acı bir sonmuş geldiğimiz nokta. İnsan ölmeden vicdanlar ölüyor demek. Vicdanı ölen insanın da yaşaması robottan farklı bir şey değilmiş. Bugünün insanı robot olmuş. Yarın ise ona da gerek kalmayacak insansı robot olacakmış.

Bozulan insani değerlerin ortaya çıkardığı çürümüşlük en üstten en alta kadar çığ gibi yayılıyor. Birkaç kuruş parasını almak için anasını, babasını öldüreni mi dersin, ahlaki değerlerini kaybedip karı, koca cinayetleri mi dersin, cinnet geçirip bebeğini çöpe atanı mı dersiniz, kafası kızıp öğretmenine saldıranı mı dersin… Uyuşturucu,  fuhuş, soygun, vurgun, kaçakçılıkla toplumların altını oyanları ve daha niceleri ile gelinen noktada yarın bugünden daha iyi olacak demek aşırı iyi niyetlilik olur.

İster uluslararası boyutta, isterse ulusal boyutta düşünüldüğünde daha fazla kazanmaya, daha fazla  kendi varlığının hegemonyasını sürdürmeyi istemek insanlığın kıyametini hızlandırdığının farkına vararak bu yoldan dönülmelidir. Yoksa bu zülüm, ahlaksızlık, vicdansızlık, adaletsizlik insanlığı bitirecektir. Peki, bu mümkün mü? İmkânsız değil, zor ama mümkün. İnsanlığın ortak vicdanını harekete geçirerek, vicdansızların seslerini kısarak yeryüzünün birer mülk değil geleceğe bırakılacak emanet olduğu anlayışını hâkim kılarak imkansız denilen insanlığın kurtuluşu mümkün olur. Bu da ancak evrensel mesajların her çağda güncelliğini koruduğu İslami mefkûre ile olur. Burada bugünün Müslümanların yaşadığı bir İslami düşünce anlaşılmamalıdır. Çünkü Müslümanları da kurtaracak İslam’ın gerçek mesajlarını yaşamaktır. Bu duygu ve düşüncelerle 2026 yılının  Rabbimizden  ülkemiz ve insanlık için  bundan sonraki günlerin bundan öncekilerden daha hayırlı ve huzurlu geçmesini  diliyor; sağlık, huzur ve barış getirmesini temenni ediyorum.