Ekmek mideleri doyuran gıdadır. Bunu hemen her yerde bir şekilde buluyor ve karnımızı doyuruyoruz. Fakat asıl ruhlarımızın gereksinimi olan gıdaları ruhlarımızla buluşturmuyoruz. Böylece; egoist, değerlerden yoksun, sadece maddi yönü ile inşa edilen, ayakta amaçsız yürüyen bir ceset ortaya çıkıyor. Hem kendi ruhlarımızı hem de sorumluluğunu taşıdığımız insanların vebalini taşımış oluyoruz. Bu sorumluluğun ağırlığını bilmediğimizden olsa bu kadar rahatız.
 
Konuştuğumuzda çocuklar en değerli varlıklarımız olduğunu söylerek mangalda kül bırakmayız. Lakin iş icraata gelince sorumluluktan kaçarız. Çocukların yetiştirilmesinde ne bir örnek oluruz ne de bu konuda örnekler olabilecek kişilerle onları eğitime sokarız. Yapılan sadece işten kaçmaktan başka nedir ki? Çocuklar baştan savılmak için güya; okula, kurslara ya da eğitim amaçlı etkinliklere gönderilir. Ancak bu gittiği yerde ne yapar, ne eder soran olmaz. Acaba istenilen manada bir olumlu değişim var mı, yok mu bulunduğu ortam sağlıklı mı değil mi diye merak eden çıkmaz. Varsa yoksa gidip geliyor mu o, bize yeter.
 
Evet gerçekten 8 yıllık kesintisiz eğitim garabeti aileleri birbirinden ayrı düşürdü. Bir yandan bu zorunlu eğitimi delmemek adına hem okulu hem de dini eğitimi almak için bir formül geliştirdiler. Okulların yakınlarında bulunan Kuran kurlarında okuyarak hem okulu ihmal etmemiş oluyorlar hem de Kur’an eğitimi almış oluyorlar. Bunu yaparken bir koltukta iki karpuz taşımak zorunda bırakılıyor çocuklar. Elbette bu sefer bu karpuzlardan birisi ya da ikisi birden düşecektir. Yani burada ekseriyetle çocuk ne okulda ne de kursta başarılı olabiliyor. Ha birini tamamen boşlarsa diğerinde başarı sağlandığına şahit oluyoruz. Ancak bu sefer hayatında bazı şeyler eksik oluyor.
 
Bu tür uygulamalarda aileler çocuklarını bu şekilde yatılı olarak kurslara ve yakınındaki okullara gönderince sorumluluktan kurtulacağını sanıyorlar. İşte asıl yanılgı ve hata burada başlıyor. Bu çocuklar bu kadar ilgisiz ve aile şefkatinden uzak yetiştirilmesinden gerekli amaç hasıl olacak mı? Ben gördüğüm kadarıyla hayır. Çocukların sevgisiz ve sağlıksız koşullarda aldıkları eğitimle istenilen amaç gerçekleşemeyecektir. Kimse sorumluluğundan bu şekilde kurtulamayacaktır. Çocuklarımızla aramıza öreceğimiz bu duvarlar sayesinde yaptığımızın yanlışlığını anlayınca iş işten geçmiş olacak.
 
Devlet hayali korkular ürettikçe bu tür sağlıklı olamayan ‘’merdiven altı’’ yapılanmalar olacaktır. Devlet korkularında uzaklaşarak halkın yemek, su, hava kadar önemli olan din eğitimini sağlıklı bir şekilde gerçek kaynaklarında öğretilmesine ön ayak olmalıdır. Hem bu anayasal bir zorunlulktur.Türk toplumu için din çok önemlidir. Din unsuru Türk kimliğinin varlığını korumakta olmazsa olmazdır. Türk’ün dinini çıkarırsanız bir İngiliz’den, bir Amerikalıdan, bir Almandan ne farkı kalır? 
 
Umalım ki bu yeni eğitim sistemi ile taşlar yerine oturur. Bu garabetten çocuklar da kurtulmuş olur. Bu ülke ve bu ülkenin geleceği olan çocuklar için işi bir insani sorun olarak görüp öyle çalışmalar yapılmalıdır. Bu çarpık düzen değişmelidir. Sağlıklı gelecek, sağlıklı eğitimle gelecek.