Bağımsızlık savaşımızın önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük komutan, eşsiz devlet adamı Atatürk’ümüzü, sonsuzluğa uğurladığımız günün, 73. yıldönümünde saygıyla anıyorum.
Türk milleti için 10 Kasım, bir yas ve matem günü olmaktan çok, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yaşayacak olan Atatürk’ü ve eserlerini anarak, geçmiş ve gelecek üzerine yeniden düşünme günüdür.
Atatürk’ü sevmenin bilgi ve birikime dayalı olması gerekmektedir. Çünkü derinliği olmayan sevginin de gerekçesi olmayan saygının da kimseye yararı yoktur. Şunu da belirtmek gerekir ki M. Kemal Atatürk’ü sevmek kimsenin tekelinde değildir. Çünkü bütün milletlimizin bağlı olduğu ve sevmesi gereken bir tek Atatürk vardır. Onu sevmek, onu anlamak ve onun prensiplerini milletlimizin idrakiyle birleştirmek, milletin, her ferdinin hakkı ve vazifesidir.Atatürk’ü anlamadığı için veya anladığı halde başka fikrin peşine düştüğü için, Atatürkçü düşünceyi ve onun yaptıklarını yeterince öğrenmemekte direnenler vardır. Giyiminden yerleşmesine, eğitim ve mesleğinden, devlet ve millete bakışına kadar farklı düşünen bir toplumu bütünleştiren O’dur. Paramparça toplulukları tek bayrak, tek dil ve tek devlet çatısı altında toplayan Atatürk’ü anlamak kolay değildir. Bilgisi ve düşüncesi yeterli olanlar onun ne yaptığını daha da önemlisi ne yapmak istediğini kavrayabilir.
Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki askerî ve devrimlerindeki siyasî dehası, dünyada hayranlık uyandırmış ve övgüyle karşılanmıştır. Kurtuluş Savaşı’yla yazgımızı ve tarihin akışını değiştiren Atatürk, yalnızca eserleriyle değil, düşünceleri ve öngörüleriyle de insanlığın yetiştirdiği büyük kişiler arasında yerini almıştır.
Lloyd George’un “Yüzyıllar, nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki o büyük dahi, çağımızda Türk ulusuna nasip oldu. Üstelik bizim karşımıza çıktı. M. Kemal’in dehasına karşı, elimizden bundan fazlası gelemezdi.” sözleriyle anlattığı Atatürk, tarihe damgasını vuran, tüm insanlığa mal olmuş, dünyada saygı duyulan eşsiz bir liderdir.
Fakat dünyada, özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeler karşısında, bazı çevrelerin meseleleri etraflı düşünme ve milli bakış açısıyla yorumlama güçlüğü çektiği hepimizin malûmudur. Yine bu mihvalde, Cumhuriyet’in vazgeçilmez değerlerinden olan millet ve milli devlet kavramlarının, nasıl tartışılmaya açıldığı ve kavram kargaşası yaratılmaya çalışıldığı görülmektedir. Atatürk’ün, 20 Mart 1923’te yaptığı bir konuşmasındaki şu sözleri, bu türden bir yön duygusu zafiyeti olanlara yol gösterecek, önemli ve değerli ifadeler içermektedir:
“Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, evvela biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fiilen, bütün ef’al ve hareketlerle göstermeliyiz. Bilelim ki milli benliği bulunmayan milletler, başka milletlerin esiridir.”
M. Kemal Atatürk’ü, fikirlerini ve sözlerini anladıkça onun ne kadar ileri görüşlü olduğunu ve sadece yaşadığı dönemde değil, günümüzde hatta yarınlarımızda bile bize yol gösterdiğini anlayabiliriz. Bir örnek vermek gerekirse, Atatürk, 1933 yılında Türkiyat Enstitüsü’nün açılış konuşmasında şöyle demiştir:
“Bugün Sovyet Rusya dostumuz, müttefikimizdir. Devlet olarak dostluğa ihtiyacımız var. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avucundan sıyrılabilir. Bizim bu dostumuzun yönetiminde dil bir, inanç bir, öz bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamak için hazırlanmalıyız.” Atatürk bu sözleriyle 1933 yılında 1990’ları görmüş ve günümüz siyasetine yol göstermiştir.
Hiç şüphe yok ki onu, yalnız 10 Kasımlarda anan değil, sadece onun sözlerini ezberleyen değil, Atatürk gibi düşünen ve onun gibi milli bağımsızlığı milli şuura dönüştürecek aydınların sayısı arttıkça, geleceğimiz daha güvenli olacaktır. Bu sebeple 10 Kasımları yas tutarak değil, Atamızı anlamaya çalışarak ve ona ne kadar layık olduğumuzun değerlendirmesini yaparak, kısaca O’nu yaşayarak ve yaşatarak geçirmeliyiz.
Aramızdan ayrılışının 73. yılında, Türk ulusunun gönlünde ölümsüzleşen büyük önder Atatürk’ü, bir kez daha sonsuz minnet ve şükranla anıyor, saygılar sunuyorum.
“NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE.”