Ne sağlam bir geçmişimiz varmış ki bunca felaketlere karşı hâlâ ayaktayız. Büyük acılar ve ihanetlerin en yenilerini yaşandığımız şu günlerde umudumuzu korusak da gördüklerimiz umudumuzu felç eder gibi duruyor başucumuzda. Aklımız ve zihnimiz erdiği sürece eğitim diyeceğimizi söylemiştik. Yine öyle de yapmaya devam ediyoruz. Nasıl anlayıştır ki uzun yıllar ülkede söz sahibi olanlar eğitim konusunda tam anlamıyla bir şeye karar verememişler. Ülkenin nasıl bir eğitim felsefesi var ki geleceğini yönetemiyor, öğütmeye devam ediyor. Maalesef ülke olarak hâlâ yerli bir eğitim anlayışına sahip değiliz. Üstüne üstlük hala bu işin düzeleceğine dair bir emare de bulunmuyor.

 

Kitapsız olmaz

Hani yeniden dünyaya şan ve şeref verecektik? Büyük medeniyetin temsilcileri olarak yeniden yere düşmüş medeniyet bayrağını alıp yüksek burçlara dikecektik. Ama medeniyet yolunda eğitimden başka bir çıkar yolumuzun olmadığını anlayamadık. Anlasak da uygulamaya bir türlü geçemedik. Bütün bunlara rağmen hâlâ aynı gelecek hayallerine kurmaktan da geri durmuyoruz.

 

Okumadan ve düşünmeden büyük medeniyet kurulduğu nerede görülmüştür? Kitapların hayatımızın kenarından bile geçemediği bir dönemi yaşıyoruz. Yıllarca soru manyağını çevirdiğimiz yarınların umudu çocuklarımızı hala bu felaketten kurtaramamanın çaresizliğini yaşıyoruz. Dünün en sert eleştirilerini yaptığımız sistemi bugün büyüterek devam ettiriyoruz. Devlet her yıl milyonlarca kitap basıyor ama bunlar kale alınmıyor. Alınsa da içerikleri o kadar yavan ki ne konu ne de anlatım yeterli oluyor.

 

Bu sistem değişmeli

Kendimize ait bir sistemimiz olmalı ilk önce. Neyi, niçin, ne kadar, nasıl yapacağımıza karar vermeliyiz. İnsan mı yetiştireceğiz yoksa yarışçı mı yetiştireceğiz? Evet, devletimiz sosyal devlet olmanın gereği olarak her yıl okullarda öğrencilere kitapları ücretsiz dağıtıyor. Üstelik her yıl aynı kitapları dağıtıyor. Madem her yıl aynı kitaplar dağıtılıyor öyleyse neden aynı kitaplar her yıl yeniden basılıp öğrencilere yeniden dağıtılıyor? İlle de bu kitaplar her yıl basılıp devlet niye masraf yapsın? Kitaplar sene başında öğrencilere uyarılarla verilip yılsonunda toplanabilir. Geri dönmeyenlerin yerine eksikler gönderilebilir. İlle de birileri bu işten para kazanacak diye bu sistem devam edecekse bizim diyeceğimiz bir şey yok. Zaten herkes yaptığının hesabını mahşerde verecektir.

 

Devletin yaptığı bir komik uygulama da içeriği yavan olarak basılan ders kitaplarının yanında kaynak kitabı yasaklamasıdır. Aslında mantık olarak bakılınca tutum doğru görünüyor. Fakat kitaplar sisteme uygun değil. Sınav sistemi bu kitapları kaldırmıyor. Öğretmenler  de  gerek öğrencilerden gelen baskı gerekse yarış sistemi içerisinde diğer meslektaşları ile yarışa tutuşmaları yüzünden yardımcı kitapların alınmasını elzem görüyorlar. Hatta o kadar ileri gidilmiş ki ta birinci sınıftan itibaren yardımcı kitap furyasıdır alıp başını gidiyor.

Anlaşılması zor olan bir şey varsa o da devlet bunları yasak ediyor da bu yayınevleri nasıl ve niçin bu kadar yardımcı kitap basıyor? Burada bir danışıklı dövüş mü var? Yoksa bizden olanlar da kazansın rahatlığı mı var? Hepimizin malumu olduğu üzere Osmanlı’ya matbaa geleceği zaman mesleği hattat olanlar, geçimlerini kalemle sağlayanlar buna itiraz ettiler. Uzun yıllar matbaa gerçek anlamda işlevini yapamadı Osmanlı ülkesinde. Demek ki şimdi de bir kesim geçimini bu alandan kazanıyor. Onlar bu işe ayak diriyor. Ne olursa olsun bu yanlış sistemden vaz geçilmelidir.

 

Okuduklarını anlamayan bir toplum olmuşsak bu kitap okuma alışkanlığımızın olmamasındandır. Hayallerin yeni hayallerle birleşmesini onlarında yeni ufuklara açılmasını istiyorsak kitaba dönüş yapmalıyız. Bilgiye okuyarak ulaştığımızda, bilgiyi yeniden yapılandırdığımızda o zaman yeniden büyük medeniyet kurmak için umudumuz olur. Başka türlüsü sadece değirmende öğütülen buğday gibi bir millet öğütülüp durur. Yarını kurtarmak için bir yerden başlamalı.