Dün neye ağlıyorduk; bugün neye ağlıyoruz? Bazen olaylar öyle bir hal alıyor ki yetişmek ve sindirmek için ona yetişemiyorsunuz. Şunu baştan söylemek gerekiyor. İlahi düstur olarak; Sizin hayır gördüğünüzde şer, şer gördüğünüz işlerde hayır olabilir. İnsan olarak genellikle bu düsturu unutur veya hatrımıza getirmeyiz. Ne zaman ki olayın sıcaklığı, olayın dehşeti gerilemeye başlar işte o zaman bu kuralı işletiriz zihin haritamızda. İşin gerçeği, biz bunu düşünmesek de bu kural her daim işliyor. Belki de kapasitesizliğimiz, ilahi kanallarımızı yeterince açık tutmayışımız bunu görmemizi engelliyor da olabilir. Onun için olaylara bakışımız biraz da ilahi orijinli olmalıdır bu tür konularda. Salt maddi gözle bakarsak bakar kör oluruz. Bunu usta şair Sezai Karakoç ne güzel özetlemiş;
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır,
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.”
Kuşkusuz, milletlerin tekâmülünde millet olmanın temel vasıflarından birisi acıları ve sevinçleri paylaşmaktır. Geçen hafta hemen hemen bütün Türkiye bölücülerin hain tuzaklarına düşürülüp şehit olan askerlerine ağladı. Hala daha da ağlıyor. Bunun yanında Pazar günü Van’da meydana gelen 7,2’lik deprem sinemizde yeni acılar açtı. Bu acı ise tekrar bizi bir araya tutan değerlerin üzerindeki toz bulutlarını dağıttı. Kardeşliğimizi yine yeniden hatırlattı bize. Aramıza örülmeye çalışılan suni duvarların depremle birlikte yerle bir olduğunu gördük. Van için insanlığımız ve kardeşliğimiz için tüm Türkiye seferber olduğuna şahit olduk ve daha da olacağız. Çünkü biz bir ve beraberiz. Bu kardeşlik bir günde olmadı bir günde de bozulamaz. Geçen hafta vuku bulan o menfur saldırıların yol açtığı acılara rağmen bu şekilde bir sahiplenme ve yardımlaşma yaşanıyorsa, bu birbirimize ne kadar bağlı olduğumuzu gösteriyor. Milletçe yaşadığımız bu acı biraz daha dinince kardeşlik köprülerinin ne kadar muhkem olduğunu göreceğiz.
Ülkemiz topraklarının büyük bölümü yüksek deprem riski taşıyor. Bu nedenle bu gibi elim hadiseleri ile takriben 5–10 yılda bir karşı karşıya kalıyoruz. Müslüman olarak şuna inancımız tamdır. Her insan eceli gelince ölecektir. Aynı inanca sahip kişiler olarak tedbirli davranmak da üzerimize düşen bir görev olduğunu da unutmamalıyız. Japonya’da 90–100 katlı binalarda insanlar ölmezken bizde 6–7 katlı binalarda onlarca kişi ölüyor. Bu mudur Müslüman olmanın nişanesi? Ölüm kaderdir; ama kadere yaslanıp hile yapmak kader değildir. Olsa olsa cinayettir Felaketlerden ders almalıyız. Ancak maalesef yaşadığımız felaketler hiç de ders aldığımızı göstermiyor. Japonya ülke olarak fayların üzerinde yaşıyor. Fakat her felaketten sonra yeni tedbirler alarak bir sonraki felaketlere daha hazırlanmış oluyorlar.
1999 yılında meydana gelen Marmara depremi bizim için bir milat olmalıydı. Lakin olmadı. Hala daha özellikle İstanbul’da meydana gelebilecek bir deprem ne zaman olur, kaç şiddetinde olur diye tartışıyoruz. Kimse olabilecek felaketlerde yıkılacak bina sayısı ve muhtemel ölü sayısını yüksek sesle haykıramıyor. Bugün değilse yarın bu deprem olacak. Çünkü bu depremlerin olacak olması ilahi bir kuraldır. Buna karşı vurdumduymazlık işin garibi doğrusu. Bu tıpkı ölümü bilip de onu bastırmaya benziyor. Sanki ölmeyecekmişiz gibi davranır ya insan. Deprem olacağını biliyoruz ancak bunun için bir şey yapmıyoruz. Yarın olabilecek bir büyük depremde İstanbul’un nasıl bir hal alacağını herkes tahmin edebiliyor. Bari dün geçti bugünden sonra hızlı bir şekilde hazırlıklara başlayalım. İstanbul demek Türkiye demektir. İstanbul’un yıkılması demek neredeyse Türkiye’nin yıkılması demektir. İmar bakımından gerekirse İstanbul yeniden imar edilmelidir. Kanal Projesi bu manada bir fırsat olarak görülmelidir. Bu proje olunca hasarlı sağlam olmayan binalar temelli yıkılmalıdır.
Bu depremde yardımların daha organize, çabuk ulaştırılması, afetlere müdahale edecek ekiplerin artması ve kardeşliğimizin dimdik ayakta olduğunun gösterilmesi iyi taraflar olarak algılanmalıdır. Allah’ım ölenlere rahmet et. Milletimizi ve insanlığı böyle felaketlerle karşı karşıya bırakma. Hainlere fırsat verme. Kardeşliğimizi artır. Bize kaldıramayacağımız yükü yükleme.