Seçimler bir fırtınadır. Her fırtına olduğu gibi o da zamanı gelince geçer. Seçim sonrası fırtına geçer de tortuları kalır elbette. Toz duman dağılınca, her şey daha açık ve net anlaşılır seçim sonunda. Türkiye önemli bir seçimi geride bıraktı. Yine kutuplaşarak, yine ötekileştirerek girilen bir seçimden geriye hala kaybedenin durulamadığı bir seçim ertesi kaldı. Kaybedenler öfkelenir, öfke de insana istenmeyen hatalar yaptırır. Bugün Türkiye’de muhalefet maalesef bunun sancılarını yaşıyor. Bir türlü de bunu aşamıyor. Bu durum da ülkemize kaybettiriyor.

 

 

Belki de son söyleyeceğimizi en başta söylemek iyi olur. Bugün ülkemizin geldiği nokta itibariyle iyi bir muhalefete ihtiyacı olduğu çok daha net bir şekilde karşımızda duruyor. Derdi millet olanın, milletin sıkıntısını kendine dert edineni bir derdi olmalıdır. Ülkeyi daha da büyütmek için heyecan duyan,  millete umut ve heyecan aşılayan bir muhalefete ihtiyacı var bu ülkenin. Ülkesini seven herkesin ülkesi için bir şeyler üretme derdi olmalıdır. Gerçi derdi millet olmayanın gündeminde de millet olmaz. Tüm halk kesiminin isteyeceği temel arzu bu olmalıdır. Kendine reva görmediğini halkına da reva görmemeli siyasetçi. Böyle düşünmediği sürece bir arpa boyu yol alınmaz.

 

 

Yıllarca ülkemizde iktidar meselesi büyük bir sorun teşkil ediyordu. İktidarın aksine muhalefet çok iyi muhalefet görevi yapardı. Bugün itibariyle geldiğimiz noktada halk iktidar sorununu çözdü. Fakat bu sefer muhalefet sorunu hasıl oldu. O nedenle ülkedetam olarak başarı sağlanamıyor. Muhalefet, iktidarın yanlışlarını eleştirici, ülkeye yeni vizyon ve misyon çizici konuma getiremedikten sonra iktidar da gerçek anlamda başarılı olamaz. İktidarın başarısı muhalefeti her an arkasında onu yakalayacak rakip olarak görmesiyle olur. Kendine rakip olamayacak rakiple siyaset arenasında yarışan iktidarın çok da gayret göstermesine ihtiyacı olmaz. Birkaç popülist hareketle zaten iktidarını sağlama alır ve yönetimini sürdürür.

 

 

Halkın gündemini kendi gündemi yapamayan muhalefet ebedi billah iktidar yüzü göremez bu ülkede. Hepimiz biliyoruz ki ülkemiz halkın yönetimi olan cumhuriyet idaresi ile yönetiliyor. En azından bize yıllarca bunu öğrettiler.  Cumhuriyet, halkın kendi kendisini yönetmesidir tanımını zihinlerimize adeta çaka çaka öğrettiler bize. Ama halkın istekleri gerçek anlamda hiç yansımadı yönetime. Öyleyse halkın teveccühünü kazanmak ve iktidar olmak için halka kulak vermeli, onu can kulağıyla dinlemeli. Dinler gibi yapmamalı, gerçekten dinlemeli. Öyle yaparsa zaten iktidar yüzü göremez.

 

 

Türkiye son on beş yılda kaydettiği gelişme ve ilerleme kendi yakın tarihiyle kıyaslandığında efsaneler şeklinde anlatılması bir yönüyle makul görülebilir. Dünyadaki gelişmişlik düzeyiyle bakıldığında öyle çok da büyük mesafeler alınmadığını çok net söyleyebiliriz. Millet yıllarca yoksul ve yoksun bırakıldığı için en küçük refahı bile kendine yapılmış büyük iyilik biliyor ve öyle değerlendiriyor. Bizim milletimiz kadirşinastır. Yapılanı unutmaz. İyiyi de kötüyü de unutmaz. Siyasete namzet olanların bunları iyi bilmesi lazımdır. Siyaseti meslek edinenlerin işleri aslında çok da zor değildir. Halkı ve dünyayı tanımak onların başarılı olması için yeterlidir.

 

 

İşsizliğin her geçen gün arttığı, ehliyetin değil yandaşlığın iş gördüğü, vatandaşın alım gücünün yıllarca çok büyük değişikliklere dönüşmediği, eğitimde bina sorunu ve teknoloji ihtiyacının karşılanması dışında çok büyük sorunun halledilmediği, adaletsizliğin adalet olarak görüldüğü bir ülkede muhalefet hâlâ umut olamıyorsa, alternatif proje geliştiremiyorsa halk derdine yanmaya devam etsin. Halk da ölümü görüp hastalığa razı olmaya devam etsin.

 

 

Siyaset, halkın taleplerine göre halkın refah ve mutluluğunu gerçekleştirecek yönetim sanatıdır. Yani siyasetçiler bir nevi yönetim sanatçılarıdır. Onlar halkın dili ile konuştuğunda halk onları anlar. Ya da halk dilini bildiği siyasetçiyle anlaşır. Ona güvenir, ona bağlanır. Ülkemizde yaşadığımız muhalefetin en büyük açmazı iktidarın yaptığı her şeye karşı çıkmasıdır. Bu temelden yanlış bir politikadır. Bu mantık aşılmadan ikinci aşamaya zaten geçilemez. Muhalefet yanlış olanı söyleyip bu yanlışa karşı alternatifler süren iktidar adayı olmalıdır her zaman. Olamadığı için hep muhalefette kalıyor ya.

 

 

Türk siyasetinde muhalefet hâkimle maç kazanma işini bırakmalıdır. Artık hakemin de hâkimin de millet olduğunu kabul edip yeni bir anlayış, yeni projeler ve yeni umutlar ortaya koymalıdır. Ezberlerini, nakarat şeklinde tekrarladığı kısır politik manevralarını bırakmalı halka umut ve güçlü istikbal vaat etmelidir. Korkulara değil umutlara yer vermelidir. Halkın değerlerini aşağılamak, hafife almak değil onlara siyasette yer açmalıdır. Çözüm öyle çok da karışık değildir. Halka umut, geleceğe güven, inançlara ve tarihe saygı, dünya ile yarışabilecek bir ülke vizyonu ortaya koyup güven ve çalışmak halkın beklediği umuttur. Amblemi, ismi ne olursa olsun halkla olan, onu yok saymayan siyasete hem iş var bu ülkede hem ihtiyaç var. Bugün artık daha iyi anlıyor ve görüyoruz ki güçlü bir Türkiye’nin milleti dert edinen muhalefete ihtiyacı var. İktidarın da yanlışları muhalefetin boynunadır muhalefet bu görevini yapmadıktan sonra.