Tebliğ, peygamberlerin temel görevlerinden biridir. Peygamberler, Allah’ın Kendilerine vahyettiği hakikatleri çevrelerindeki insanlara, toplumlarına duyurmakla, iletmekle yükümlüdürler.
 
Tebliğ; beyin yıkama, propaganda ve ajitasyon olmadığı gibi şiddet ve zorlamayı da içermez. Yalnızca dinlemeyi becerebilen insanlara ayetlerin okunması ve muhtevalarının anlatılmasıdır. Bunun ise ancak barış ortamında, barışçıl yollarla yapılabileceği aşikârdır. Bu nedenle yaygın olarak bilinenin aksine, savaş, tebliğin bir parçası veya vasıtası olarak görülemez. Kur’an’a göre, meşru savaşın tebliğle tek irtibatı savaşın, tebliğ ortamının kaldırılması nedeniyle başvurmak zorunda kalınan geçici bir durum olmasıdır.
 
Tarih boyunca Allah'ın birbiri ardınca gönderdiği elçiler cahiliye toplumu insanlarını Allah’a iman etmeye ve O’na kulluk etmeye davet etmişlerdir. Allah Kuran’da “sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun...” ayetiyle, bu ibadetin elçilerin olduğu kadar, müminlerin de ana sorumluluklarından birisi olduğunu belirtmiştir. (Al-i İmran Suresi, 104)
 
Tebliğ yapılacak kişinin tereddütlerinin ve önyargılarının ortadan kaldırılmasının ardından, kişiye bilgi aktarmaya başlamadan önce, sahip olduğu batıl ve çarpık inançların çürütülmesi ve bunların geçersizliğinin ispat edilmesi gerekir. İbrahim peygamber hem akla, hem de mantığa hitap edecek şekilde kavmine sorular sormuş ve inandıkları sistemin geçersizliğini aşama aşama kendilerine fark ettirmiştir. Aynı zamanda her soruyla birlikte kişilerin vicdanlarına başvurmalarını sağlamış ve kendi sistemlerinin mantıksızlığını onlara ikrar ettirmiştir.
 
Soru sormanın amacı karşı tarafın fikrini öğrenmek olduğu gibi, onu belli bir konu üzerinde düşünmeye yöneltmek de olabilir. Cahiliye toplumunun en önde gelen özelliği, Kuran’da kast edildiği şekilde düşünmeyi bilmemeleridir.
 
Kur’an-ı Kerimin bir bölümünde insanlara şöyle seslenilir: De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah’tan başka getirebilecek ilah kimdir?" Bak, biz nasıl ayetleri 'çeşitli biçimlerde açıklıyoruz da’ sonra onlar (yine) sırt çevirip-engelliyorlar? (En’am Suresi, 46)
 
İnanmak kişinin özgür iradesi ve isteğine bırakılacağından, mühim olan onu gerçekler üzerinde düşünmeye sevketmektir. Doğruyu görebilmek için insanın önce konu üzerinde muhakeme etmesi gerekir. Bu nedenle mümin, tebliğ yaptığı kişiyi düşünmeye sevkedici tarzda konuşmalar yapmalıdır.