Düşündüklerimizin, söylediklerimizin ya da söyleyemediklerimizin de sorumluluk gerektiğini çoğumuz biliriz. Belki de bildiğimizi sanırız. İster öyle ister böyle insan kendine düşen sorumluluktan kaçamaz, kaçmamalıdır. İnsan duygularıyla yaşayan bir varlıktır. İnsanı inciten, canını yakan ona acı ve elem veren sadece fiziksel yaptırımlar değildir. Sözler de en az fiziksel müdahaleler kadar belki de onlardan daha çok yaralar insanı. Bu gerçekten hareketle sözlerimizi iyi tartmalı öyle söylemeliyiz.
Yaşadıklarımız öyle zamanlar oluyor ki hayata bakışlarımızı değiştirebiliyor. Bir sorun başka binlerce sorunu tetikleyebiliyor. Geçen hafta katıldığımız programda şahit olduğumuz aslında küçük ayrıntıların yaşamımızda önemli yere sahip olduğunu bir kez daha gördük. Belki de biz dikkat ettiğimiz için bize öyle gelmiştir. Lakin küçük gibi görünen olayların aslında ne kadar da büyük sorunlara yol açtığını öğretiyor insana yaşadıkları. Peki, neydi yaşadıklarımız? İlkokul düzeyinde bir çocuk düşünün ve bu çocuk soyadından rahatsız oluyor. Rahatsızlık duymasıyla yaşadığı sosyal ve psikolojik travma olarak kısaca izah edebiliriz bu durumu. Çocuk soyadının okunmasını istemiyor. Öyle ki çırpınıyor, öyle acı çekiyor ki kayıtsız kalamıyorsunuz. Böyle bir durumda kayıtsız kalmak insanlık eksikliği gerektirir. Bu düşüncelerden hareketle olaya müdahale ediyor, onun küçük dünyasında daha fazla kötü iz bırakmaması için yardım etmeye çalışıyoruz. Programda soyadını söylemek icap edince çocuğun eli ayağına dolanmış. Biz de gizlice ad ve soyadını yazdırdık böylece çocuk rahat bir nefes aldı. Biraz konuşmaya olayı anlamaya çalıştık.
Çocuğun verdiği cevaplardan; arkadaşlarının ve çevrenin soyadıyla dalga geçtiğini onun için üzüldüğünü bu sebeple de onlarla zaman zaman kavga ettiğini öğrendik. Bu olayı ailesiyle konuşup konuşmadığını sorunca konuştuğunu ama bir sonuç alamadığını söyledi. Biz de onun dünyasına sığabilecek cevaplarla ona bir yol göstermeye çalıştıysak da bu pek mümkün olmadı. Çünkü sözlerimiz onun sorununu çözmüyor. Çözemediği için bildiği tek şey söyleyeni susturmak yoksa öfkesini içine atmak. Böyle vakalarda içine atılan her sorun yarına daha büyük probleme yol açacağını bilmeliyiz.
Bizim derdimiz ille de laf olsun birilerini bir yere çekip sorun varmış gibi davranmak değildir. Problem varsa bu anlamda karınca kararınca çözümler üretebilmektir. İlkokulda yaşanan bu olay lise de üniversitede yaşanmıyor mu sanırsınız. Bu sorun insanın olduğu her yerde var. Üniversitedeyken çok iyi hatırlıyorum. Birçok güzel hasletleri olan, iyi muhabbete sahip kendisi gibi güzel bir abimiz vardı. Soyadı nedeniyle yaşadığı sıkıntılar öyle bunalıma sebep olmuştu ki soyadını değiştirme yoluna gitti. Hatta o zaman isim, soy isim değiştirme işleri bugünkü kadar kolay değildi. Mahkeme safahatı epey sürüyordu. Şimdi soyadı değiştirmek nüfus müdürlüklerinde kolayca yapılabiliyor. Bu işlerde geçmişte yapılan yanlışlıklar bugün düzeltilebiliyor.
Demek ki insan için gerek ad gerek soyadları gerekse lakaplar küçük düşürücü, kendini değersiz hissettirici olabiliyor. İnançlarımızı gerçekten bilseydik, yaşayabilseydik bunları yaşamazdık. Müslüman olarak vazifelerimizin arasında çocuklara güzel ad vermek, insanlara lakap takmamaktır. Bunu yaparken yani ad verirken milli ve manevi değerlere uygun, kişiliği zedeleyici olmamasına dikkat edilmelidir. Belki dün yanlış yapılmış olabilir bugün bu yanlışlara sebebiyet verecek söz ve eylemlerden geri durulmalıdır.
İnsanı ve insanın duygularını anlamayan kim olursa olsun başarılı ve mutlu olması mümkün değildir. Elimizin veya hükmümüzün altındaki insanlara hitabımız, onlara karşı tavır ve davranışımız onları anlamaya yönelik olmadığında ne onları anlayabilir ne de onlara bir şey anlatabiliriz. Lakaplar, kötü sözler, olumsuzluk çağrıştıracak isimler insanları yaraladığı için onlardan uzak durmalı buna muhatap olanlara gerekli müdahaleler yapmak insan olarak görevimiz olmalıdır. Acı sadece bir yerimizi çarpınca veyahut vücudumuzun bir yerine bir şey olduğunda duyduğumuz bir duygu değildir. Acı aynı zamanda bir söz ile tüm gönül dünyamızda onarılmaz yaralar açtığında duyduğumuz bir duygudur.