Emek varsa, duygu varsa fedakârlık varsa orada başarı olacağına inanırım. Bu nedenle hayatın bir amacı olmalı bu amaç için çalışacak gayretiniz olmalıdır. Bu hafta SELAM filmi üzerinde düşüncelerimi paylaşacağım. Of’taki gazeteci arkadaşlarla birlikte önce Zaman Gazetesi’nin Arsin’deki baskı tesislerine uğradık. Nerede olursa olsun prensip sahibi olunması güzeldir. Titizlik ve temizlik bahçeye girince kendini gösteriyor. Gazetenin yarına çıkacak baskısına yetiştik. Tamamen el değmeden gazete basılıyor, paketleniyor. Bu tür gelişmeler ülke adına sevindirici durumlardır.
SELAM filmi daha gösterime girmeden bir hafta önce fragmanını seyredince film için en azından seyretmeye değer bir film olduğunu düşündüm. Hatta filmin seyirci tarafından çok tutacağını tahmininde bulundum. Bu düşüncelerle filme gittim hayal kırıklığına uğramadığımı söylemeliyim.
Selam filmi, bir ideal uğruna; yerinden, yurdundan, sevdiklerinden hiç düşünmeden vazgeçmeyi anlatıyor desek filmin özetini yapmış oluruz. Gerçek anlamda fedakârlığın maddi değil manevi fedakarlıkla yapılacağını hayatları ile gösteriyor. Düşünün hiç tanımadığınız bir ülkeye, bir ülkenin şehrine dilini kültürünü bilmediğiniz bir yere; dünyalık bir son beklemeden, gidiyorsunuz. Buraya sizi bir geçerli ve fedakârlığınıza değecek bir amaç götürmelidir. Bakılınca maddeten ülkenizde kazandığınızın çok cüzi hatta komik sayılabilecek bir ücretini almak koşuşuyla gidiyorsunuz yaban ellere. Bir ideal uğruna olmazsa bu nasıl yapılabilir ki? İdealler genellikle sevdiklerinizden feda edince gerçekleşebiliyor.
Üç öğretmenin üç farklı ülkede üç farklı hikâyeyle ama üçünün de aynı amaçla gittiğini görüyorsunuz. Üçü de insanları SELAM da buluşturmayı hedeflemiş. Selam’ın esenlik, barış, güven ve kardeşlik olduğunu hatırlatmak üzere bir yolculuktu bu. Selam’ın hâkimiyetinin tesisi demek insanlığın ya da daha doğru ifade ile Batı’nın sömürgeci zihniyetinin yıkılması demektir. Çünkü beyaz adamın gittiği yerde yaptığı vicdansız bir sömürgeden başka bir şey değildir. Uzun yıllar sömürü ile vampir gibi ezdi mazlumu.Onun için bu kurulu düzeni değiştirmek o kadar kolay mı sanıyorsunuz? Yine şu iddiada bulunmakta bir beis görmüyorum ki dünyanın dört bir yanındaki aç ve sefil hayatın mimarı da bu beyaz adamdır. Düne kadar ekmeğini paylaşan komşuyu da birbirine kırdıran yine o beyaz adamdı. Dostlukları, kardeşlikleri çıkar uğrunda bir çırpıda silmenin yolu maddi çıkarlardır. Bunu da en iyi becerebilen beyaz adamın tükenmez arzularıdır.
Bir dünya kurmak için kurulmuş sahte dünyaları yıkmak gerekir. Bu öyle hemen olabilecek şey mi sanıyorsunuz? Değil elbette. Bu görev bize tarihi arka planımızın buyurduğu kaçmak istesek de kaçamayacağımız gerçekliktir. Bunu yok sayamayız. Nasıl ki atalarımız bu dünyaya nizam ve intizam vermişler biz de bayrağı düştüğü yerden kaldırıp yarışa devam etmeliyiz. Kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapayıp bu işin edebiyatını yapıp durduk. Hamasetle geçmişimizle övünüp durduk. Ancak bu uğurda tekrar o ihtişam ve ideal için kılımızı kıpırdatmadık. Kıpırdatanları da işin büyüklüğüne, gelinen noktanın güzelliğine bakmadan işbirlikçi ve kendi niyetlerimizin kötülüğünden dolayı kötü niyetle yaftaladık.
Ülkeler; kılıçla fethedilince değil gönüller fethedince gerçekten fethedilir. Osmanlı gittiği yere vatan gözü ile bakıp oraya adeta kıyamete kadar kalacakmış gibi bakardı. Hemen alt yapısını inşa ederdi. Gittiği yere geçici gözü ile bakmazdı. Üstelik Osmanlı gittiği yere SELAM ile gitmiştir. Varlığını hala daha güçlü bir şekilde hissedilmesi bundandır. Osmanlı önce gönüllere girmek orada yer etmek amacındaydı. Fakat beyaz adam önce cepteki parayı nasıl alırım nasıl sömürürümün peşindeydi. İşte bu yüzden Osmanlı ah keşke hiç gitmeseydi denilirken. Batılı için lanetler okunuyor.
SELAM filmi bir kez daha gösterdi ki dünya SELAM’a muhtaçtır. Bu selamın ulaşacağı her yer kurtulacaktır. Müslümanlar olarak bu hareketi tüm mazlum ve ezilen halklara ulaştırmalıyız. Her sapkın düşüncenin gönlüne Allah’ın barış dolu selamını ulaştırmalıyız. Ben buradan kendimce diyorum ki her Müslüman’ın gönlünde Selam’ı yayma bilinci olursa dünya daha yaşanılabilir olur. Ancak unutmayalım ki bu hareketi önce kendi içimizde tam olarak başarmalıyız. Kendini fethedemeyen başkalarını fethedemez gerçeğini de unutmamalıyız.