Hani söylenir ya ateşine katlanabileceğin kadar günah işle. Kim ateşin gücüne katlanabilir ki ? Çocuklarını sevmeyen anne baba olabilir mi? Elbette ki olmaz, olamaz olmamalıdır. Onlar bizim can parelerimizdir. Onlar için neler yapsak azdır deriz. Aslında bu söz öyle çok içi dolmuş bir söz değildir diye düşünüyorum ben. Çünkü sevmek herkese istediğini hemen anında vermek değildir. Bazen vermeyerek, bazen de istediklerini vererek onların faydasına olanı tercih ederek sevgilerimizi gösteririz.
Okul hayata ve geleceğe hazırlamalı insanı. Hayata ve geleceğe hazırlayamayan okul ve eğitim ülkeye fayda değil zarar veriyordur. Hatta böyle bir eğitim ülkeye ihanet içindedir. Ülke olarak hala yarına hazırlık içinde değiliz. Yarınımızı bugünden öğütüyor, yok ediyoruz. Değerlerden yoksun, geçmişten kopuk, milli ve manevi değerlere sırt çeviren bir anlayışla yapılan eğitim kendine yabancı bir neslin inşasına yardım ediyordur. Yani kısacası kendine sistem bir nevi kendine düşman yetiştirmiş oluyor.
Ülke olarak yılsonu etkinliklerimiz çok renkli geçiyor. Ürettiklerimizi, ne üretiyorsak pazarlıyoruz. Kimileri de ürettiği şey olarak kendini göstermek ve pazarlamanın derdine düşüyor. Fiziki olarak tüm ihtişamını ortaya koyup fiziksel bir beğeni yarışına tutuşan adeta değerlerin alaşağı edildiği bir panayırdan gelecek adına hangi yüksek medeniyet meydana getirilir? Ne ürettik, ne sunuyoruz? Ne doğrarsan tasına; o gelir kaşığına, diyen büyüklerimiz bize yaptıklarımızın karşısında aldıklarımıza bakmamızı salık veriyor. Bir kerecik yaşanan böyle kutlamaların masumluğu hep bir kereden ne olur masumluğuna sığınılır. Hâlbuki her şey o bir kereden başlar. Diğer her şey o bir kereye gerekçe olur.
Dünyaya yeni bir medeniyet kuracağını vaat edenlerin sözlerine değil ilk önce yaptıklarına bakmalıyız. Çünkü söylediklerindeki tutarlılığı değil yaptıklarının gerçekliğinden hareket etmeliyiz. Hayattan kopuk, günü geçiştirmeyi marifet zannedenlerin üretecekleri bahanelerden başka bir şey olamaz. Ürettiklerinin hafifliğini göstererek basitliği ortaya koymalıyız.
Çocuklarımız imtihanımızdır. İyi yetiştirdiğimizde belki cennetimiz, kötü yetiştirdiğimizde belki cehennemimiz olurlar. Ne ekmişsek onu biçeceğimiz gerçeğinden hareketle dünü heba etmiş, bir çaba göstermemişsek yarın yaşayacağımız olumsuzluklarımızdan, felaketlerden şikâyetçi olamayız. Olsak bile kimseyi inandıramayız. Cinsiyet ayrımına girişmeden bilmeliyiz ki çocuklarımız üzerindeki sorumluluğumuz çok büyüktür. Doğru, yanlış demeden bütün istekleri ve ihtiyaçlarına sınır getirmeden yerine getirilen çocuk için zaten mücadele edecek bir amaç bırakılmamış olur, hayal dünyaları başlamadan sönmüş olur.
Yarın diye derdi olmayanların bugün diye endişesi olmaz. Derdi geçmişle bağı koparılan bir nesil amaçlanmışsa zaten yaşadıklarımızı çok da yadırgamamalıyız. Dünün mirasını üstünde taşıyan bir milletin devamı olarak her tarafımızı düşman sarmış bir ülke olarak milli şuur ve gelecekten umudumuzun kopmaması geçmişle gelecek arasında sağlam bağlar kurmalıyız. Kaybettiklerimiz var diye hayata tümüyle küsmemek gerekir? Küsüp geri duranların ideallerindeki eksikliği de anlamamız gerekir. Nefisleri adına hareket edenlerin ülke ve millet davası olamaz.
Eğitim ülkemizin milli bir meselesidir. Milletin refah ve mutluluğunu sağlamalıdır. Başarı en çok soru çözmekte değil en az soruna neden olup en fazla sorunu çözmektir. Kendi değerlerini kutsayanların kutsallarla ne kadar işleri olabilir?