Tartışmada tartışmasını bilmeyenlerin haklılığına bakılmaz. Böyle anlayışa sahip insanların haklı davalarında haksız olmaları kaçınılmazdır. Haklı olmak kadar haklı kalmak da gerekir. Geçen hafta yine gerekli konuları “bize has” gereksiz konular gibi tartıştık. Bu nedenle toz duman birbirine karışmış, kim haklı kim haksız bakmadan top yekûn çöpe attık ya da aşırı kutsadık. Bu tutum bir kez daha gösterdi ki tartışma kültürünü öğrenmek için çok daha yol almalıyız. Tartışılan mesele kendi mecrasında tartışılmadığı için haklı da haksız da anlaşılamıyor.
Meselenin özü Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca)’nın tartışılmasıydı. 19. Milli Eğitim Şurasında alınan kararlar sonuçları itibariyle hayli tartışıldı. Bu gidişle tartışılmaya devam da edilecek. Her şeyde olduğu gibi yine toplum olarak ikiye ayrıldık. Milli Eğitim Şurasında 180’e yakın tavsiye kararından 2 karara indirgenmişse mesele orada inandırıcılık konusu tartışmalı olur. Din eğitiminin ilkokul 1,2,3.sınıflara indirilmesi ve Osmanlı Türkçe ’sinin imam hatip liselerinde zorunlu ders diğer liselerdeyse seçmeli ders olarak okutulmasının tavsiye kararının alınmasıdır tartıştığımız konu. Tüm kararları yok sayıp bu iki karar üzerinden fırtına koparılıyorsa tartışmanın sağlıklı olmadığını, amacın başka olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Birileri eskiye duyulan özlemle hücum ederken, karşı tarafta kendini görenler de içinde din konusundaki rahatsızlıkları nedeniyle hemen savunma pozisyonuna geçiveriyorlar.
Şunu baştan söylemek gerekir ki hangi taraftan olursa olsun iktidar olmak intikamcı duyguyla hareket etme hakkı vermez insana. Millet adına yapıldığı söylenen işler gerçekten milletin hayatına ve milletin vicdanında bir yer bulması gerekir. Din ve dil milletleri koruyan, onların benliklerini, kendilerine ait özelliklerini koruyan en temel değerlerdir. Türkler için İslam, Türk kültürünü koruyan ve devamını sağlayan en önemli unsur olmuştur. Bu gerçekten uzaklaşırsanız kendinizi kaybedersiniz. Türk’ü koruyan İslam olmuş. İslam’ı yayan da Türk olmuştur. Türklüklerini kaybetmiş silinip gidenlerin karşısında varlıklarını devam ettiren Türkler varsa bugün bunu İslam’a borçlular.
Osmanlı Türkçesi’ni getiren, ortaya atan ya da onu savunanların haklılıkları üsluplarındaki buyurucu eda nedeniyle haksız duruma düşmemelidir. Maalesef kullanılan dil bu algıya neden oldu. Karşı taraf isteklerini değil de hayali korkularını söyleyince o taraf da ne istediğini anlatamıyor. Korkulardan uzak ne istediğini açık şekilde ortaya koymak her kesim için tercih edilen yol olmalıdır birlikte yaşama kültürü adına.
Şimdi birkaç cümle de asıl anlatmamız gereken Osmanlı Türkçesi meselesi için söyleyelim. Mesele çok açıktır. Öğretilmesinde ve öğrenilmesinde çok büyük faydalar hasıl olacaktır. Dün bir çırpıda bu yazıyı değiştirenlerin amacı bizi ait olduğumuz kültür coğrafyasından uzaklaştırmaktı. Geniş bir geçmiş medeniyet havzasıyla aramızdaki bu tampon bölgesini ortadan kaldırarak medeniyet bütünlüğünü sağlamış olabileceğiz. Dünün harf devrimiyle yapılan kültürel kopmaları önlemek için bu bir fırsattır. Bu şu demek değildir. Latin harflerini atıp Arap harflerine geçelim. Önemli olan geçmişimize ait olan yazıyı ve kültüre her yetişen yeni neslin öğrenmesidir. Bu yazıyı öğrenmek dün ile barışmak anlamına geliyor. Aradaki mesafeleri kaldırmak anlamına geliyor.
Kimse bunu öğrenmek zordur yalanıyla kimseyi aldatmasın. Bu yazının öğrenilmesi Latincenin öğrenmesinden daha kolaydır. Birileri çıkıp biz İngilizce ve Arapça’yı öğretemedik Osmanlı Türkçesini nasıl öğreteceğiz demesin. Bu bir dil öğretimi değil, yazının okunup yazılması meselesidir. Hatırlıyorum üniversitedeyken Arap harflerinden hiçbir haberi olmayan arkadaşlar vardı. Onlar kısa sürede Osmanlı Türkçesini okuyup yazabildiler. Karşı çıkanların başka işimiz mi yok? Mezar taşlarını mı okuyacağız? Bize ne kârı var? Gibi basite indirgeyenlere verilecek tek söz olmalı Osmanlı ile gerçek anlamda husumeti bitirmek için bunu öğrenmeliyiz. Kimin öğreteceğine gelince tarihçiler ve edebiyatçılar bunu çok rahat öğretebilir.
Demek ki mesele öğrenip öğrenememe meselesi değilmiş. Mesele ait olduğumuz geçmişle barışıp barışmayacağımız meselesidir. Muhalefet bu oyuna gelip iktidarın attığı yemi yemeseydi belki daha açık ve anlaşılır şekilde tartışacaktık bu meseleyi. Doğulu olduğumuzu unutmadan, doğudan gücümüzü alıp Batı’ya giden, Batı’yla yarışan bir Türkiye olduğumuzu unutmamalıyız.