Toplumlar güçlü inanç bağlarıyla yarınlarına umutla bakmayı bilirler. İnançlar dünle yarını birleştiren önemli manevi bağlardır. O bakımdam maddi varlık kadar manevi varlık, manevi zenginlik de çok önemlidir. Manen çökmüş, değerlerini kaymetmiş toplumlar maddi refah içinde olsalar da çöküşten, parçalanmaktan, dağılmaktan kurtulamazlar.
Gerek millet olarak, gerekse tüm İslam âlemi olarak ramazan ve oruç; sosyal yapımızı onaran, tedavi eden, sağlıklı bir zemine oturtan bir tarafı vardır. Ramazan başlı başına bir yaşam tarzına dönüşmüş ve o yaşamın izleri toplumun bütün katmanlarına sirayet etmiştir, etmelidir. Eğer toplum kesimlerinde bir kesinti oluyorsa bu demektir ki ramazan ayının toplum üzerindeki etkisinde bozulma , kaybolma, yıkım başlamıştır. Sağlıksız, inançlarıyla bütünleşmemiş, yarına umutla bakamayan, değerlerini yarına taşıyıyamıyan bir toplumun yok olmasının işaretleri görülmeye başlamıştır.
Bugünü dolu dolu, sindire sindire yaşamayanlar; yarın için hep dönüp dünün sözüm ona güzelliklerinin hayallerini kurup yaşadığı anı da gereği gibi yaşamayacaktır. O bakımdan dün hep efsaneleşmiş olarak kalacak o kişilerin zihinlerde. Aslında mesele bugünü doğru ve yerinde yaşamaktır. Doğru yaşanan her bügün yarının da görülecekse doğru yaşanmasını sağlayacaktır.
Rabbimize şükürler olsun ki bir ramazan ayına bizi ulaştırdı. İnşallah bu ramazanın manevi atmosferi bizi değerlerimize daha sıkı sarılmamıza ve bizi insan olmanın asilliğine kavuşturur.Yeryüzünde bunca acı, kan ve göz yaşının olduğu bir dönemde ramazanın empati yaptırıcı, varlık ve yokluğun aslında bizim elimizde olmadığını anlatıcı gerçeğini bize hatırlatır. İnsanlık öyle bir hal almış ki bir kısmı her türlü bolluk ve şaşalı yaşam sürüyor. Öbür yanda kalan büyük kısmı ise açlıktan ölüyor. Ölümler yokluktan değil adaletsiz dağıtımın olmasındandır. Olanın varlığını kendinden bilip daha fazla biriktirmek istemesi, olmayanı daha fazla ezme hastalığının bizi getirdiği nokta burasıdır malesef. Her şey bitmeden insanlık bu yanlıştan dönmelidir. Aksi durum devam ettikçe kan, göz yaşı ve zulüm daha da katmerlenerek artacaktır.
Öyle bir muhabbetle kapımızı ve gönlümüzü açmalıyız ki oruç ayı ramazana sanki bütün yoklukların kaynağı bizmişiz gibi kendimizi sorgulamalıyız. Yeryüzünde ne kadar aç ve muhtaç varsa onların acısını hissttiremiyorsa bu ramazan bize gerçekten ramazanın ruhunu yakalayamamışız demektir. Sadece akşama kadar aç kalmaya indirgediğimiz ramazan bizi ne insanlığını rızasına ne de Allah'ın rızasına ulaştırır.
Gelin ey ramazanın merhameti üzerine düşen ve insanlığın umudu olan İslam alemi, orucun bütün güzel hasletlerini yaşayarak insanlığın umudu olan medeniyetimizin âli cenaplığını gösterelim.Benci değil bizci düşünüp, yaşayalım. Bir aylık açlık, susuzluk ve istediklerimizi istediğimiz zaman yapamama yoksunluğu bizi kendimize getirsin.Ramazanda sofralarımızdaki yemek çeşitliliğini değil gönüllerimizi açtığımız mazlum ve mağdur insan sayısını artıralım. Bırakalım bu sokak iftarlarını. Kaç mağdur geliyordur bu iftarlra? Burada yapılan ve israf edilen yemeklerle daha fazla muhtaca ulaşılamaz mı? Çok samimi olarak söylüyorum ki toplu iftar verme geleneği bizin infak kültürümüzü yansıtmıyor. Bu gösteriş çılgınlığını kaldıralım. Çok büyük israfların olduğu bu geleneğin yerine gerçekten muhtaç olanları bulup onlara yerinde hizmet verelim. Ama niyetimiz gösterişse o ayrı mesele. Bu kadar açlık, acı ve göz yaşının olduğu bir dünyada elbette Allah'a bunun hesabını vereceğiz.Acıyı bilmek değil acıyı hisetmek önemlidir.İbadetler konusunda daha samimi ve bilinçli olmak da fırsattır ramazanda.Tüm kötülüklere karşı oruç bizi tutsun, biz orucu tutarken. Sadelik,iyi niyet ve samimiyetle ramazanın sonunda gerçekten bayram edenlerden oluruz inşallah. Bu duygu ve temennilerle ramazanınız ve inşallah ulaşacağımız bayramımız mübarek olsun.