Dünyayı yönetenler hangi plan ve oyun içinde olursa olsunlar başaramayacaklar. Tarih, kuru bir dünün yazılmış bilgisi değildir. Tarih, dün yaşadıklarınızla size yarın için bir kader yazar. O kaderi de yok sayamazsınız. İyi ya da kötü onun yüklediği sorumluluğu yerine getirirsiniz. Dünyayı yöneten güç, adına ne derseniz deyin her  dönemde farklı araçlar kullanarak  dünyayı yönetiyor. Bu yönetimde önüne çıkanları değişik şekilde bertaraf etmeye çalışıyor. Türkiye Osmanlı bakiyesi bir ülke olduğu için, onun dinamiklerini taşıdığı için bu şer gücün önünde duruyor. Şöyle çevremize baktığımızda dünyayı yönetenlerin çarkına çomağına sokan Türkiye kalmıştır. Bu isimlere indirgenerek değerlendirilmemelidir. Ancak bu misyonu Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan üzerine aldığı için hem ona hem de ülkemiz hedefte yer alıyor. Hatalar olabilir ancak iyi niyet ve gayretli çalışmalar hem Türk Milletinin gözünde hem de mazlum milletlerin gözünde bir umut olarak var oluyor. Ona sarılmak, umuda sarılmakla eş anlama geliyor. Onun için de her türlü dua ve niyazlara sebep oluyor. Mazlumların umudu olduğu için Türkiye böyle bir haçlı saldırısına uğruyor. Türkiye düşerse mazlumların umudu düşer. Onun için hedefte var Türkiye.

Şeytanı cebinden çıkaran adam FETOŞ

 

Türkiye önemli bir ülke olduğu için hiçbir zaman boş bırakılmamalıdır. Üzerinde hep planlar yapılmalı ve yeni yeni düşmanlıklar üretilmeli ki hiçbir zaman belini doğrultup kendiyle ve düşmanlarla ilgilenme fırsatı olmasın. Türkiye'yi kendi haline bırakmak, onu düşmansız bırakmak düşmanlarının kendisine düşmanlar doğurması demektir. Türkiye etkisi bakımından sadece Türkiye olmadığı için onun başına düşman tarafından örülecek çorap da büyük olmalı, düşman olmalıdır. Hal böyle olunca her dönemde bize hazırlanan senaryo ve düşman farklı oluyor. Yazanı dışarda olsa da figüranları hep içeride oluyor. Yıllarca darbelerle ülkemizin önünü kesenler ileriye dönük yaşanacak sapmalara karşı her türlü planı uygulama sahasına koyuyorlar. 40 yıl sonrasını 40 yıl öncesinden planlayanlar sadece bir planla yetinmeyeceklerini unutmamalıyız. Bu milletin en hassas damarı olan inançları üzerinden bir plan ancak şeytanın ve şeytanla iş tutanların aklına gelebilirdi. Nitekim öyle de oldu. Büyük Şeytan ABD ve onun iş tuttuğu yerli işbirlikçisi FETOŞ bu ülkenin masum mütedeyyin insanlarını dini duygularla kandırdı. Dini kullanmasa bu Müslüman millet bu kadar değer vermezdi ona. Önce dini duygularla insanları kurduğu şeytani örgütüne katıyor sonra şantajlarla onlara her türlü pis işleri yaptırıyor. Bir ahlak abidesi gibi görünen teşkilatın kapağını kaldırdığınızda her türlü ahlaksızlığı görüyorsunuz. Bu milleti Allah’la aldatan bir adama samimi Müslümanların inanması, ona yardım etmesi onların saflığından ve inançlarından kaynaklanıyordu. Ağacı kesen baltanın sapının ağaçtan olması gibi bu Müslüman millet Müslüman görünümlü kişiye aldandı.

 

Halbuki Peygamber  Efendimiz (SAV);Müslüman Müslüman'ın kardeşidir. Onu aldatmaz. Müslüman diğer insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Bizi aldatan bizden değildir. Bu ve bunun gibi onlarca tavsiyesi ile aramızdaki manevi bağla bizi birleştirdi. Yazıklar olsun Müslüman olmayıp Müslüman gibi geçinenlere. Yazıklar olsun içimizdeki münafıklara. Yazıklar olsun bu milleti Allah’la aldatanlara.

İnanmak istedik sadece

Aslında yıllarca tanımını yaptığımız cemaatin insan yapısı; silik karakterli, sorgulamayan, her şeyi kabul eden, hayır diyemeyen insanlardan oluşuyordu. Baştan zaten bizim yapımıza tersti bu cemaat yapısı. Yapısı itibariyle bireysel olarak hiç bir bağım olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Gazetecilik gereği yaptığımız etkinlikleri değerlendirirken gazetecilik refleksiyle değerlendirilmeli. Bu anlamda bir çok parti ve cemaatin yanında bulunduk. Belki birileri anlamayacak ama onlardan böyle bir şey de beklemiyorum zaten. Ben kendimi bildikten sonra başkasının bilmesinin çok da önemi yoktur.

Şöyle geriye gittiğimizde bizim cemaatle tanışmamız mücadele ile başladı. Bizim mücadelemiz liseyi bitirip dershanelerine gidişimize rastlıyor. Sakallı bir genç onlar için ilk cephe alınacak kişiydi. Biz de sakallı olduğumuzdan baştan zaten cephe alınmıştık. Bir de dershaneye Milli Gazete haricinde her gazeteye müsamaha gösterirlerdi. O dönem bizim Milli Görüş çizgimiz çok kalın olduğu için bunun da verdiği heyecanla, mücadele aşkıyla arkadaşları organize ederek her gün 8- 10 Milli Gazete dersaneye gelir onu dava aşkıyla onların gözüne soka soka okurduk. Bizler onlar için o dönem sakıncalı kişilerdik. Onun için bizler "iflah olmayacak" kişiler olduğumuz için üzerinde çok da durmadılar.

Üniversite yıllarında bu düşüncelerden vazgeçmeden ortak Müslümanlık paydasında bir olmaya çaba gösterdik. En azından birbirimize düşman olmamamız gerektiğini ortaya koyduk. 28 Şubat sürecinde tanklar ve dönemin güçleri tüm Müslümanları kendilerine düşman belleyince biz artık daha da birbirimize yakınlaşmak zorunda hissettik kendimizi. Tüm Türkiye'de; Müslümanlara devletin hiçbir kurumunda izin verilmiyor öyleyse kendilerini gizleyen ve devlette kadrolaşan o zamanki cemaate herkes hem gönülden hem de madden destek verdi. Onların her yaptığı Müslümanlar adına bir zafer olarak görüldü devlet karşısında. Bu süreçte aslında onlara hiçbir şey olmadı, onlar her kurumda büyüdükçe büyüdüler. Büyüdükçe şımarıp her şeyi kendilerinden bilmeleri ve her şeyi yapmaları, kendilerine hak görmeleri gerçek niyetlerini ortaya koydu. Sonunda öyle bir  hadsizliğe  vardılar ki artık millete tepeden bakmaya başladılar. Artık devlet onlarındı. Onlar kimi isterse onlar atanırdı. Bu yolda her türlü yolu kendilerine helal görüyorlardı. Sanki bu milletin bir ferdi değil de bu milletin düşmanı gibi harekete başlayınca ipler koptu. En sonunda da Millete yaptıkları darbe girişimiyle kimin adamı olduklarını, kime hizmet ettiklerini anladı bu millet.

Bu ülke için bir inancımız ve idealimiz var bizim. Bu ideal; bizler Osmanlı bakiyesi bir milletiz. Osmanlı'nın terk ettiği yerler bugün Osmanlı'nın merhametine ve yardımına muhtaçtır. Bu yolda oraları canlandıracak ve oraları harekete geçirecek kim olursa onlara müteşekkir kalacağımızı bu yolda elimizden ve dilimizden ne gelirse yapacağımızı belirttik. Bu anlamda Türkçe Olimpiyatlarına bu anlamı yüklemek istedik. Acaba bu düşüncemiz hayata geçer mi diye umduk. Bu anlamda yazılar da yazdık. Ama baktık ki bu da başka bir emperyalist hareketmiş. Bir de Peygamberimizin(SAV) hayatının okutulması konusundaki tutumumuzu anlamayanlar vardı. Peygamberimizi ne kadar kişiye tanıtırsak, ne kadar kişiye anlatırsak kârdır düşüncesiyle hareket ettik. Bunun dışındaki düşüncenin yanında olmadık.

 

Al bayrak altında Türkiye bir oldu

Biz öyle bir milletiz ki bizi yok sayanı hiç olmamış gibi görürüz. Bizim bir olmamız için bıçak kemiğe dayanması şartmış demek ki. Son haddine gelince öyle bir birlik oluyoruz ki dünyanın aklını başından alıyoruz. Bu FETOŞ kalkışması ve onun destekçileri hiç ummadıkları bir şeye vesile oldular. Ülkenin birliğini temsil eden ay yıldızlı al bayrağın altında bu milleti topladı. Allah milletimizin bu birliğini bozmasın. Bozmaya yeltenenlere fırsat vermesin. Milletin meydanlarda hangi görüşten olursa olsun al yıldızı al  bayrak altında gösterdiği bu birliğe halel getirecek girişimlerden kaçınmalı. Tüm dünya bizim karşımıza çıksa da bu milli birliğimiz oldukça bize bir şey yapamazlar. Bu milletin Çanakkale ruhunu canlandırdılar ya artık onlar düşünsün.  Allah milletimize ve devletimize zeval vermesin. Harici ve dahili düşmanlardan korusun.(amin)