Seçmek, seçimde bulunmak, tercih etmek insan olmanın gereği ve göstergesidir. Hayatın her döneminde insan seçimlerde bulunur. Bu seçimleri neticesinde başına gelenler konusunda kimseye bir suçlamada bulunamaz. Seçim yapmak ile seçilenler arasında tercih yapmak aynı şey değildir bunun ayrımını iyi görmek gerekir.
Türkiye’de seçim başka bir hava yayar ülkede.7 Haziranda Türkiye’de genel seçim yapılacağından Türkiye seçim sathı maline girdi. Herkeste bir heyecan var ki sormayın. Bu heyecan seçim süreciyle alakalı bir heyecanında öteye gitmeyecek. Çünkü bunu daha önceki seçimlerden de biliyoruz. Seçim dönemleri toplumsal hayatımızın en hareketli dönemleri olduğu için adaylık belirleme süreçleri de hareketli geçiyor. Başka ülkelerde seçim zamanları seçim kampanyaları oluyordur fakat bizim gibi böyle bir kampanya dönemleri var mı bilmiyorum ama bizdeki uygulama halk için keyifli dönem olarak görülmüştür daima.
Türk siyasetinde siyasi partiler varlıklarını daha çok seçim zamanlarında ortaya koyuyorlar. Seçim zamanları olmazsa partilerden” bihaber” kalacağız. Gerek seçmen gerekse diğer tüm paydaşlar seçim zamanlarını çok sever. Çünkü seçim zamanları onlar için bolluk berekettir. Seçilip görev alan insanların bir daha dönüp seçmenin hal ve hatırını sormadığı bir yerde seçmenin bu dönemin keyfini sürmesinde haksız olmasa gerekir.
Hizmet aşkıyla yola çıkanları istisna etmek lazımdır. Gerçekten topluma hizmet verme düşüncesiyle siyaset kurumunu seçenleri el üstünde tutmak gerekir. Siyaseti halk adına yapmak asıl amaç olması gerektiği için bu yolda yürüyenler halkın adına yürüyenler olarak görülüp el üstünde tutulmalılar. Bunların sayısı arttıkça siyasetin hizmet kalitesi artacaktır. Halkla birlikte halk için siyaset yapmak bütün siyaset kurumunun amacı haline gelmedikçe ne bugünümüzden ne de yarınlarımızda emin olabiliriz. Milli iradenin aslı olan millet, iradesine dolayısıyla oyuna sahip çıkmadıkça, bunun hesabını sormadıkça siyaset kurumuna gerçek manada kalite gelmeyecektir.
Sadece adaylık sürecinde milletin yanında olan seçildikten sonra milleti tanımayanlar milletin derdiyle dertlenmeyenlerdir. Milletin derdiyle dertleyenmeyenler de milletin adamı olamazlar. Milletin adamı olmayanların da millet için bir derdi de olmaz. Bütün maddi ve manevi varlığını seçilmek için ortaya koyan, seçilmek tek hedefi olanların halkla olan ilişkisi sadece seçim zamanıyladır. Mazbata eline geçince, vekillik kesinleşince artık geriye dönük ne kadar halkçı tutum varsa geride kalmıştır. Bir daha ki seçime kadar muhabbetle sıkılan el, birlikte içilen çaylar unutulur. Adeta bir halk tiyatrosu oynar gibi süresi dolunca herkes gerçek yüzünü gösterir. Halk bu oyunu yıllarca görmüş ezberlemiş ki dönemin tadını çıkarıyor. Kısa bir dönemdir o da bilir bu dönemin geçeceğini. Seçim sürecinde kutsanan, vekâletin asıl sahibi olarak görünen halk, aslında her şeyin farkında olsa da sistem gereği değiştiremediği durumu kabullenmekten başka bir şey yapamıyor.
Bir seçim dönemini daha yaşıyoruz. Bazı partilerde aday bulunmazken bazı partilerde aday enflasyonu yaşanıyor. Normal olarak bakıldığında aday sayısı ne kadar fazla olursa o kadar kalite ortaya çıkar. Tabi ki aday sayısı kalitede de kendini gösterirse fazla aday kalitenin göstergesi olur.
Bari bu seçim en kalite seçim olsa fena mı olur? Aday adayları arasında en iyiler seçilmek için halkın önüne konulsa çok mu hayal kurmuş oluruz? Elinde projesi olan, millete hizmeti ibadet sayan hakkı ve haklının hizmetinde olacak, hizmette yarışacak adayların seçileceği ülkesini ve geldiği bölge halkını unutmayacak adayları seçmeyi beklemek haksızlık mı olur? Kimin adayı değil milletin adayı olanlar kazanırsa millet kazanır. Halkın hizmetine talip olmayanın payesi ne olursa olsun halkın adamı olmayacağı gerçeğinden yola çıkarak bu iş için halkın yanında olanlara ve bu uğurda yola çıkanlara hayırlı olsun bu seçim.
Seçilenler toplumun kalitesini gösteriyorsa kalitesizliğe fırsat vermemek gerekir.