Ahh ! Kendimizi kaybettiğimizi bir anlayabilsek, aslında taşıdığımızın kendimiz olmadığını bir görebilsek, bir hissedebilsek. Belki de o zaman neler kaybettiğimizi anlayabilirdik. Yaşadıklarında kendisi olmayan, kendi izini taşımayanların ne anlatacağı, ne de hissettireceği olur yaşadığı dünyaya. Başkalarının bedenlerinde kendi ruhlarını yaşayanlar hangi acıyı duyabilirler? O bakımdan ne bu beden bize ait ne bu ruh. Sanki ruhunu arayan ruhsuz bedenlere döndük vesselam.


 

 

Nasıl oluyor da hem acıyı duymuyoruz hem de mutlu olamıyoruz toplum olarak? Asılları kaybolmuş suretleri yaşanıyor insanlığın. Elindeki varlıkların kıymetini bilmeyen, sahip olduğu zenginlikten haberi olmayanların böylece başkalarına öykünmesi, başkalarının hallerine bürünmesi kaçınılmaz oluyor. Varlığını gösterişte görenlerin, sadece göründüklerinde var olduklarına inananların geldiği nokta, hep önde olma yarışına dönüştüğü için olsa birçok mide bulantıcı hallere şahit oluyoruz. Ortaya konan da hep görüntü oluyor. Öz kayboluyor, ruh terki beden ediyor. Hâlbuki söz özden beslenmelidir. Öz yoksa sözde, sözün ne kıymeti olur ki?

 

 

 

Hayalleri olan insanlar çalışkan insanlardı. Şimdi ise hayalci insanlar, hayalperest insanlar çalıştıkları tek şey çalışmadan hayallerine ulaşacağı gafletine kapılmış olmasıdır. Emek olmadan kazanmanın ucuzluğuna alıştırılanların kazanacakları bir gelecek olamaz. Bugün kazanıyor, kazandırılıyor gösterilseler dahi gelecekte geri dönülmez kayıplar yaşayacaklar. Ben inanıyorum hatta görüyorum ki gerek ülke olarak gerek insanlık olarak zahmetsiz rahmete alıştırdıklarımız yarın toplumlara büyük felaketler yaşatacaklar.

 

 

 

Hiçbir döneminde bedelini ödemediği hayatın sefasını çekemeyecektir insan. Felaketlerle, zorluklarla, imkânsızlıklarla boğuşan insan olsun, toplum olsun bunun sonunda felaha kavuşması ilahi gerçektir. Bir yol misali hayatın; inişleri, çıkışları, ucu açık düzlükleri vardır. Yeter ki bunun farkında olarak yürünsün, yola revan olunsun. Yolun uzunluğu değil yanlışlığı korkutmalı insanı.

 

 

 

Günü kurtarmanın yolunu birilerine yaslanmakla olacağına inananlar, bu kolaycılığa kaçanlar, belki bugünü kurtarmış olurlar ama yarınlarda bugün ihmal ettiklerinin hesabını verirler. Doğru yaşamak bir bakıma da doğrularla yaşamakla olur. Eğrilerin, yamukların, çıkarcıların ileride çıkaracağı arızalar çok olur. Anlık belki yol alınıyor görünse de yanlış yolda yol almak akıllı insan için yol almak değildir. Bugün bir kısım kaybedenlerin dünün hızlı gidenleri olduğunu görüyoruz. Bugün yanlış yolda hızlı yükselenlerin yarın düştüklerinde canlarının yanması bir o kadar daha büyük olacaktır. Başkalarının feneriyle yola çıkıp kendi mumunu evde bırakanların yaşayacağı karanlığı evdeki aydınlatmaz.

 

 

Kıyıcık İlk/Ortaokulu yavaş ve derinden ilerliyor

 

Of Havadis Gazetesi olarak başlattığımız “Okullarımızı Tanıyalım” projemizde bu hafta sahilde denizin zaman zaman yosun kokusu zaman zaman şırıltısının olduğu okul olan Kıyıcık Okulunu tanıttık. Okul Müdürü Abdullah Emer’in okula müdür olarak başlamasıyla okulda gözle görülür bir değişim göze çarpıyor. Abdullah Hoca hem okulun fiziki eksiklerini tamamlamaya çalışıyor hem de okulda eğitimin kalitesini artırmaya çalışıyor.

 

 

Daha önceleri TEOG sınavlarında son sıralarda yer alan Kıyıcık Ortaokulu son sınavda 2. Olmayı başardı. Öğretmen ve öğrenciler arasında aile ortamının oluşturulması ile okulda bir okul kültürü de oluşmuş oluyor. Bu da kaydedilmesi gereken bir farklılık olsa gerekir. İki tane Özel Öğretim Sınıfının olması, hem ilkokul hem de ortaokul düzeyindeki öğrencilere eğitim verilmesi okulu ayrıcalıklı kılacak başka bir yönüdür. Dışarıdan bakıldığında zor bir veli profili olduğu söylense de idarenin ve öğretmenlerin öğrenciye ve veliye yaklaşımı bu algıyı değiştirmiş durumdadır. İnsana yaklaşım, insanı kazanmanın bir yoludur. Bun yolda gerek Abdullah müdürümüze gerekse öğretmen arkadaşlara başarılar diliyorum.