Anlık yaşamak, anlık tepkiler vermek modern dünyanın bize yüklediği olumsuz davranış kalıplarına birer örnek sanki. Hazırcılık ve tez canlılık da buna eklenince içinden çıkılamaz hallere uğruyoruz. Anı yaşamayı, ondan zevk almayı bir daha o anı yaşayamayacağımız gerçeğini bir düşünebilsek. Düşündükten sonra da bir kez daha hal ve hareketlerimizi ona göre gözden geçirsek. Hazırcılık ve hızlı yaşama çılgınlığı her yanımızı sarsa da bundan kurtulmasını başarabilmemiz gerekir.

                                           
Of yakın bir zamanda böyle kar görmedi

Dünü unutarak yaşadığımızda bugün başımıza gelenlere hep şaşarız, sanki yeni bir şeymiş gibi olmadık tepkiler veririz. Eskiden dedelerimiz, babalarımız yağan kar hakkında anılarını anlatırken anlattıkları bize hayal, masal gelirdi. Bugüne göre eskiden ülkemizde ve beldemizde istikrarlı mevsim geçişleri yaşanırdı. Az çok ne zaman ne yaşanacağı bilinirdi. Son yıllarda insanoğlu daha çok kazanmak için daha çok üretime yöneldi bu sayede dünyanın dengesi bozuldu. Bozulan sistem gereği zaman zaman kışın bile yaz mevsimini yaşar olduk. Şimdi son yıllarda kışa benzer kış yaşadığımız için karşılaştıklarımız karşısında hemen feveran ediyoruz. Bu sene yağan kar yakın geçmişimizde görmediğimiz kadar çok oldu.  1984-85’li yıllardaydı sanırım böyle büyük kar yağmıştı. Babamlar, komşular evlerinin çatılarının karını silmişlerdi. Hatta yıkılma tehlikesi geçiren komşu evlerin çatıları birlikte silinmişti. O yıllar hemen hemen öyle geçmişti. İşte bu sene yağan kar da aynen o senelerdeki gibi belki de daha fazlaydı. Buna ne Of Belediyesi ne Trabzon Büyükşehir Belediyesi bir şey yapabilirdi. Bazı şeyleri doğallığında kabul etmeli ve doğal olarak yaşamasını bilmelidir insan. Hayatın akışını bozacak, insanların hayatlarını zorlaştıracak hareketlerden sakınmak lazımdır. Vatandaş olarak da kendimize düşen sorumluluğu göz ardı etmemeliyiz. En azından araba parklarını biraz daha dikkat edebilirdik. Neticede yağan karın büyüklüğünü Ofspor’un demir çelikten yapılmış direklerinin yıkılmasından da anlayabiliriz. Acil Servis ölçüt olamaz. Zaten prefabrik bir yapının bu duruma düşmesi çok da anlaşılmaz bir durum 


Koordinasyonsuzluk yapılan çalışmaları alıp götürdü


Evet, kuşku yok ki son yılların en büyük kar yağışıyla karşı karşıya kaldık. Burada herkes elinden geleni iyi niyetle, iş ve fikir birliğiyle yapması gerekirdi. Maalesef yaptığımız temel yanlış eldeki yetersiz imkânları belli plansız şekilde heba etmek olmuştur. Herkesin söyleyip de uygulanmayan bir kriz masası oluşturulup bütün yönetişim oradan yapılmalıydı. Her ne olursa olsun ana düşünce olan tek elden yönetimden taviz verilmemeliydi.  Sistem olmadığında veya olsa da işlemediğinde aynı bölgede yer alıp bir üst yol dört gece üst üste açılır alt yol kendi haline terk edilmezdi İş makinası çalışanlarının bir kısmı keyfi tutumlarıyla açtıkları yolu bir lütuf gibi sunmaları giderken açtıkları bir yolun dönüşünde karşı şeritten yolu genişletme ya da araçların ya da vatandaşları geçişlerini sağlayacak cep bile yapmaması işi daha da içinden çıkılmaz hale sokuyor. İşin önemini ve sorumluluk bilincini bilmeyen çalışanlar için gerekli uyarılar en azından bundan sonrası için yapılmalıdır. Üstelik ” kırılamayacak” birileri telefon edip özel istek de bulunması planlamayı aksatan önemli etkendir. Görünüşte bir çalışma var ama yapılan ve bitirilen bir şey yok ortada. Her kar yağışında aynı sıkıntıları yaşamamak için bütün birimlerin içinde olduğu bir kriz masası kurulup tüm işler oradan yönlendirilmelidir. Bireysel isteklerin değil toplumsal ihtiyaçların önemsendiği ve çözüme kavuşturulduğu mantaliteyi hepimizin istemesi lazım. Kişisel isteklerimizin değil toplumsal sıkıntıların giderilmesi için taleplerde bulunmalıyız.

  
                                         
Köyü yok saymak iş yükünü azaltır mı?

Değişik sebeplerle ve sosyal yardımların cazipliği vatandaşlarımızın çoğunu şehirlere çekmiş. Köylerin boşaltılması uzun vadede ülkenin stratejisi için tehlike olduğunu düşünüyorum. Bu konuda epey yazı yazdığım için ayrıntısına girmek istemiyorum. Şimdi köylerde kalan birkaç “numune vatandaş” için de şehir kar altında dururken köy yollarını açmak şehirdekileri kızdırıyor. En iyisi onları da kar kış kıyamette şehirde ağırlamak. Kardan sonra yine köye salmak. Bu da birer çözümdür. Onları şehirde ağırlayınca köylere harcayacağımız zamanı da şehirde harcamış oluruz. Bunlar ironik düşünceler de olsa köy büyükşehir sisteminde sanki yok sayılıyor. En azından uygulama öyle algıya neden oluyor. AKSA desen eleman yokluğu nedeniyle şehirdeki arızalara yetişemezken köydekilere nasıl yetişsin?  Yolu açılmayan, elektriği olmayan, hayattan tamamen kopuk iletişimsiz bir yaşamı köylüye dayatmak  da insani midir? Köylerde birinci muhatap muhtarlar olmalıdır. Her köy ya da mahalle muhtarı köyünü, köylüsünü bilir. Hasta yalanıyla yol açtırma yoluna tevessül edilince gerçek hastaların da hayatı riske atılmış oluyor. Buna öncelikli olarak muhtar alet olmamalıdır.

 

                                         
Biraz da ânı yaşamayı deneyelim

Kar beyaz ve saflığıyla bize anlattığı çok şey varken biz bu mesajı almayarak hayatı tersten yaşamaya çalışıyoruz. Maddi varlığın bile iş görmediğini gördük bu karda. Öyleyse önemli olan maddenin de olmadığı bir yaşamla mutlu olmayı başarabilmektir. Bari bu karada; evlerimizde, sıcak yuvalarımızda aile saadeti yaşarken dışarıdaki kötü şartlarda olanları düşünüp empati yapmaya çalışalım. Unutmamalıyız ki bir süre sonra bu kar gidecek. Ardında söylediğimiz, birbirimizi kırdığımız sözlerimiz kalacak. Beyaz kâbus değil beyaz mutluluk olsun sloganımız.