Yazma vakti gelmiyorsa söz dilde düğümlenir. Cümleler büyülenir çözmek için çilingir beklenir. Şimdi ne yazsam dersiniz. Aslında yazacağınız şey vardır da yazmak için an gelmiş mi gelmemiş mi diye karar veremezsiniz. Şayet karar vermişseniz artık yazı kendi mecrasında akar gerekli yerlere ulaşır. Ulaştığı her limanda kendinden bir şey arayanların gönlüne ve zihnine dokunur. Gönlüne ve zihnine dokunan her yazı amacına ulaşmış demektir.

 

2014-2015 Eğitim- öğretim yılında bir döneminin daha yarısını geride bırakıyoruz. Acısıyla, tatlısıyla bu dönemi de bitiriyoruz. Eğitim, hayatımızın her anında olan vazgeçemeyeceğimiz bir parçamızdır. Okullar hayat olursa toplumun hayatı huzurlu olur. Milleti kurtaran, onu yücelten yolda ne kadar katkınız olursa o kadar mutlu olursunuz. İşte bizi zinde tutan, bizi bir arada yaşatan bu duygudur. Gönül kazanmak ve gönülde olmaktan daha büyük bir saadet var mıdır bu dünyada? İşte bu arzu ve istek hayatımızı kuşattığı için her anında mutlu ve umutlu olmayı kendimize yol seçtik. Seçilen yol ya mutluluğa ya da hüzne götürür insanı. Onun için seçtiği yolu iyi düşünmeli insan. Yolun zahmetlisi değil yolun yanlışı yorar insanı.

 

Uğraşı insan olanın yükü ağır olur. Yükü ağır olanın sabrı olmalı ki ulaştığı zaferin tadı olsun. Sabrını gösteremediğiniz bir mücadelenin zaferinin kutlamasını göremezsiniz.  Evet, insanın olduğu yerde hem sorun vardır hem de çözüm vardır. Ülke olarak eğitim ve öğretimi birlikte zikrederiz. Eğitim deriz ama daha çok öğretimi önceleriz. Bu önceliğimizden dolayı devasa toplumsal sorunlarımızı aşamıyoruz. Öğretim boyutundan eğitim boyutuna geçemediğimiz her an kayıp zamandır. Kaybettiklerimiz bireysel olmayıp toplumsal olduğu için geri dönülemez sonuçlar doğurur.

 

Öğrenci olmak hangi yaşta olursa osun kendine has bir davranış biçimi gösteriyor. O hüviyete bürününce bazı şeyleri yapma hakkı bulduğunu sanıyor insan. Kim bilir belki de sorumluluktan çok hakların mevzubahis olduğu içindir. Başaramadığımız şeylerden birisi de sorumluluklarının bilincinde olamamaktır. Sorumluluğunu bilemeyenlerin hep hak taleplerini görüyoruz. İkisini bir araya getiremediğimizin hikâyesidir belki de eğitim ve öğretimi bir araya getiremeyişimiz. Ne olursa olsun insansa uğraşınız tüm olumsuzluklara karşı başaramama ve uğraşmama bahaneniz olamaz.

 

Okul dönem sonlarında en çok rastladığımız sahne en nahif ifadeyle; “Hocam benim notum çok düşük geldi, birkaç puan yükseltseniz teşekkür ve takdir alacağım.” gibi bir sürü benzeri söz. Notlar üzerinde yapılan muhabbet öğrenciliğin ve öğretmenliğin en klasik muhabbetleridir. Duygusallık işin içine de girince hassaslık daha da artıyor. Hassaslık olsa da adalet işin en can alıcı noktasında yer alıyor.

 

Ne kadar adaletli olsak da şu cümle bir insandan geliyorsa o duyguyu görmezden gelemezsiniz, gelseniz de anlamazlık yapamazsınız ; “Hocam sizin gözünüzde ben bu muyum, benim  notum bu mu? Ben size ne yaptım.” Kendinizden emin olsanız da bu gönül kırıklığını, bu ezilmiş ruh halini yok sayamazsınız. Kendi hatasını başkasına da yüklese onu ikna edebilmelisiniz.

 

  Aslında değerlendirdiğiniz insan kişiliği değildir.  Sanki performans değerlendirmesinin değil de kişilik değerlendirmesini yapmış gibi bir ithamla karşılanmanız haklı da olsanız bir kez daha durup düşünme hissi veriyor size. Burada önemli olan sizin haklılığınızdan çok karşınızdakinin hissettikleridir. Kendi hatalarını görmeyenlerin başkalarının adaletini tartışmasının inandırıcılığı olamaz. Hataları göstermek, onlardan ders almasını sağlamak için bazen kaybetmeyi görmek gerekir. Bunu zamanında yaşamayan yarın daha büyük mağlubiyetlerle yüz yüze gelir.