Acısına göre büyüktür yaralarımız. Kuşkusuz acıların hepsi aynı değildir. Onun için her  acı aynı acıtmaz insanı. Bireysel olarak yaşadıklarımızın yanında toplumsal olarak yaşadığımız acılar belki de en onarılması zor olanlarıdır. Bireysel olarak yaşadığımız yaralarımız sadece bizi ilgilendirirken toplumsal olarak yaşadıklarımız kendimizi de içine alarak hepimizi ilgilendirir.

 

Üzülerek söylemek gerekir ki ülkemiz, yine tarihi kuşatmanın ve tarihsel kırılmanın sancılarını yaşıyor. İçeride ve dışarıda birlikte haince amaçlar etrafında birleşenler Türkiye'nin önünü kesmek için emsalsiz ve akla hayale getirilmeyecek planlar icra ediyorlar. 15 Temmuz saldırısı milletin hesap edilemez hayatını öne koymasıyla püskütülürken ondan sonraki saldırılar konusunda aynı karşı koyuş yaşanacak mı diye yoklama çekiliyor. Yeni aktörler yeni yöntemler uyguluyor.

 

Ne hazindir ki dünya siyasetinde herkes bir köşe kapmanın, bir çıkar kovalamanın peşine düşmüş. Bu uğurda nice kirli ittifaklar, nice alicengiz oyunları sahneleniyor. Meselenin özü kurulan "Yeni Dünya Düzeninde" herkes bir köşe kapmanın peşinde. Kimse geç kalmamanın peşinde koşarken,  elindekinin de kaybolmasından endişe ediyor. Şöyle bakıldığında bir kere daha görüyoruz ki bundan yüz yıl önce dünyayı dizayn edenler tükenen sistemlerini yenilemek istiyorlar. Hep kazanma üzerinde kurdukları sistemlerinde biz hep kaybeden oluyoruz. Bakalım kurulan bu kirli ittifaklarda biz kendi varlığımızı ve istikbalimizi korumak için ne bedeller ödemek zorunda kalacağız. Bu sefer Yeni Dünya Düzeninde ne kadar bedel ödeyip bu bedelin sonunda ne kazanacağız?

 

Herkes için adalet

Adaleti kendimizi haklı çıkardığında sahiplendiğimiz kadar karşımızdakini  haklı bulduğunda göstereceğimiz tavır bizim adalete bakışımızı ve niyetimizi ortaya koyar. En iyi adalet zalimlere hak ettiği cezayı veren, mazlumların intikamını alan, mazlumu ortaya çıkarandır. Yanı mazlumlara yeni yük getirmeyen, vicdanları karartmayan adalettir gerçek adalet. Ülkemiz, onu yıllarca ahtapot gibi saran, onu akla hayale gelmeyecek şekilde kendi ideolojisince dönüştürmek isteyen FETÖ ile akıllara ziyan bir son saldırı yaşadı. Hep kazanma üzerine plan yapan, bu uğurda bütün gayri meşrulukları meşru gören bir örgütün bu intihar girişimi ülkemize çok büyük bedeller ödetti. Bundan sonra da ödetmeye çalışacak. Milletin hesap edilemeyen karşı koyuşundan hem dışarıdan destek verenler hem de içeriden destek verenler kaybetti. Tabi ki saldırılar artarak ve çeşitlenerek devam edecektir. İçeride FETÖ üyesi ve bunu savunanlara verilecek cezaları kamuoyu yakından takip ediyor. Ülkemize haince ve alçakça  saldırı düzenleyen, onlara yardım ve yataklık yapanlar kim olursa olsun cezalanadırılmalılar. Bunlara merhamet adalete ihanet olur. Fakat hasbel kader bir yerlerinden geçmiş adeta kaderin kucaklarına ittikleri de aynı muameleye tabi tutulmamalıdır. Çünkü toplumsal rahatlamayı sağlamaya çalışırken yeni toplumsam yaralar açılmamalıdır. İşin bir de şu boyutu var ki bu örgüt mensupları buharlaşıp gitmeyecek ve aramızda dolaşacaklar. Bu düşünce ile mücadele etmek için neler yapılmalı veya bu düşünceler nasıl ıslah edilmeli sorularına da cevap bulmalıyız. Toplumsal barışta adalet yaraları tedavi ederken intikam duygusu yaraları daha da derinleştireceğini unutmamalıyız.

 

iyi terörist kötü terörist ayrımı olmaz

Anlık yaşayıp anlık tepkiler vermek bize has bir özellik midir bilinmez ama teröristler için hepsi bir olmalıdır bizim için. Çünkü hepsi sonuçta millet ve devlet düşmanıdır. Ülke olarak anlık tepki verdiğimiz için şuanda yaşadığımız FETÖ tehlikesiyle mücade ederek diğerlerini adeta yok saymaya çalışılıyor imajı oluşturulmaya çalışılması toplumsal vicdanı rahatsız ediyor. FETÖ temizliği de PKK temizliği de her hangibir terör örgütü temizliği de aynı olmalıdır. Milletin, devletin yakasından sökülüp atılmalıdırlar.Bunların yerine gelecekler ise ellerini ovuşturup nasılsa bize sıra geldi deyip fırsatsızlık değil ülkenin kaybettiği mesafeleri kapatmak için büyük çalışma azmi içinde hareket etmelidir. Görevlerinden alınacak örgüt üyesi öğretmenlerin yerine KPSS şartsız dersanelerde çalışan öğretmenlerin alınması yanında yıllarca devletin kendi okullarında vekil öğretmenlik ya da ücretli öğretmenlik yapanlar arasından şartları taşıyanlar da değerlendirilmelidir. Çünkü yıllarca devletin okulunda üç kuruşa ülke ve millet sevdasıyla çalışanlar bunu her şeyiyle hak ediyor. Hükümet bu sorumluluktan kaçarsa vicdani sorumluluktan kurtulamayacağını da bilmelidir. Yoksa bu tasarruf kendi okullarında çalışanı cezalandırma anlamına gelmez mi?