Bizim gibi düşünmeyenler her zaman yanlış yapıyor değil ya? Her söylediğimiz şeye alkış tutan, bayrak sallayanı dost mu belleyeceğiz? Aykırı olmak her şeye karşı olmak değildir. Doğru olan ne varsa alkışlamak yanlış olan ne varsa tarafına bakmadan karşı olmak insan olmanın gereğidir. Mesele doğruyu bilmek değil, sonucu ne olursa olsun doğruyu söylemektir. Bugün en çok da ihtiyacımız olan da böyle duruş sahiplerini arıyor olmamız değil midir? Haliyle böyle kayıpların sonucu da büyük oluyor. Çünkü kaybeden şahıs değil toplum olduğundan kayıplar görünenden daha büyük oluyor.
Herkesin yaşadığı şehre, beldeye, mahalleye, köye karşı sorumluluğu vardır. Bu sorumluluktan kaçmak hemşerilik hukukuna da Müslümanca bir duruşa sığmaz. Elbette herkesin sorumluluğu bir değildir. Bir çocuğun sorumluluğu ile bir yetişkinin sorumluluğu aynı değildir. Bir öğretmenin sorumluluğu ile bir müdürün sorumluluğu aynı değildir elbette ki. Bir başkanın sorumluluğu ile vatandaşın sorumluluğu aynı değildir. Yani; yaşa, makama ve mevkie, bilgi ve birikime göre sorumluğumuz artıyor. Hangisi daha önemlidir? Sorusuna verilecek en gerçekçi cevap herkesin durumuna göre alacağı tutum ve davranıştır. Mesela bir öğrencinin elindeki çöpü yere değil çöp kutusuna atması, arkadaşı ile barış içerisinde yaşama becerisi göstermesi üzerine düşeni yapması için yeterli iken bir yetişkinin aynı tutum ve davranış göstermesi yeterli olmayabilir.
Bir öğretmenin dersin zamanına dikkat etmemesi, dersinin değil keyfinin derdine düşmesi hangi sorumlulukla, hangi vicdani duruşla açıklanabilir? Bir müdürün günü kurtarmadan başka derdinin olmaması onu nerede haklı çıkarır? Toplumun en önemli kişileri olarak görmek istediği bir imamın din hizmeti dışında işleri esas gündem yapması, asli işine ehemmiyet vermemesi hangi sorumluluk düşüncesiyle, hangi kul hakkıyla açıklanabilir mi? Ya da böyle insan kendini ne ile kandırabilir?
Bir devlet başkanının, başbakanın, bakanın, milletvekilinin, valinin, kaymakamın, belediye başkanının aklınıza hangi kurum ya da kişi gelirse gelsin hepsinin birbirini tamamlayan sorumlulukları olduğunun bilincinde olunmalıdır. Toplum adına bir şeyin eksik edildiğinde bundan diğer başka şeylerin etkilendiği çok açık şekilde görülüyor. Kelebek etkisi misali yerinden edilen bir unsur tüm sistemi bozar. İster aşağıdan yukarıya olsun ister yukarıdan aşağıya olsun tüm taraflar birbirini tamamlayıcı olmalıdır. Kendini toplumun önemli bir parçası olarak göremeyen insanın; toplumun derdiyle ilgilenmesi ve toplumun sorunlarına çözüm önerileri getirmesi inandırıcı bulunmaz.
Dünyanın neresinde olursa olsun bir başkanın asli işini bırakıp, halka hizmet vermeyi askıya alıp başka işlerle meşgul olması ne ile izah edilebilir? Umudunu yitiren umutsuz yığınların umudu olmak her şeyden üstün olmalıdır. Halkın rızasını almak yeri geldi hakkın rızasını almaktır. Kolaya talip olmak değil zora talip olmaktır bütün mesele. Kolaya herkes talip olur. Bütün mesele çok şey yapmaya çalışmak değil iyi niyetle çalışmaktır. Çünkü niyeti hayır olanın akıbeti de hayır olur.
Benim bildiğim ilk söz de son söz de ülkemiz için hepimizin yapacağı çok şey vardır. İlk yapacağımız şey iyi niyetli olmaktır. İyi niyetle, doğru olduğuna inandığında yaşanılan yalnızlıklar insanı korkutmamalıdır. Çünkü bir süre sonra yanlış yolda olduklarını görenler doğru yola geleceklerdir. Yeter ki iyi niyetle çalışalım, gayretkeşlik içinde bulunalım. Biz sonuçtan sorumlu değiliz. Biz süreçten sorumluyuz….