Toplumlar yok oluşu kendilerini kaybetmeleriyledir. Düşmana benzediği zaman toplumlar savaşı kaybediyor. Bazı zehirler anlık öldürür; bazı zehirler zamana yayarak öldürür. Zamana yayarak, zehirleyerek, kendine benzeterek yok ediş aslında yaşatarak öldürmektir. Bir millet için milli ve manevi değerlerini yavaş yavaş terk ettirilmesi, kendinden uzaklaştırılması asıl olarak ölmesi demektir. Kendin olmayınca zaten sen, sen olmuyorsun. Sen, sen olmadıktan sonra da bedensel varlığının anlamı çok şey ifade etmese gerek.
Adına ister uluslararası güçler deyin ister işbirlikçi güçler deyin bunların gerçek amaçları kendilerine rakip olarak gördüklerinin tehlikeli durumlarından vazgeçirmektir. Yani düşmanı öldürmek değil düşmanın zihniyetini yok etmektir. Düşman olarak gördüklerinizi kendiniz gibi yaparsanız ille de yok olmalarına gerek yoktur. Ya da bu toplumların topraklarını işgal etmenize gerek yoktur. Toprak sizin olsun ruhlar düşmanın. Ruhlarını düşmana ipotek edenlerin yaşamasından kime zarar gelir ki?
Genel olarak İslam dünyasında özel olarak ülkemizde geçmişten gelen Müslümanları var eden vasıfların neredeyse tümünü kaybetmeyle karşı karşıyayız. Dün Müslümanların arasına giren ve yıkıcı düşünceler olarak görülen yaşam biçimleri bugün Müslümanların yaşam tarzına dönüşmüş maalesef. Görüntüde değişim olmasa da işin içeriğinin boş ve kof olması nedeniyledir asıl eleştirimiz. Büyük bir medeniyeti kaybediyoruz da karşı koyamayışımızdır bizi kara kara düşündüren. Bir modernite tutkusuna kapıldık, kendimizden de geçtik medeniyetimizi de tarumar ettik. Tüm kitle iletişim araçları ile şuur dünyamız tarumar edildi. Kendimize, tarihimize, kültürümüze, inançlarımıza yabancı kesildik. Biz bize yabancı olduk da hâlâ farkına varamadık.
Medeniyetimize ait fidanları kendi tohumlarımızla yetiştirmemiz gerekiyor. Başka medeniyetlerin tohumlarıyla yetiştirdiklerimiz bize ait olmaz. Kaybettiğimiz yer neresiyse, kaybettiğimizi bulacağımız yön de orasıdır. Yeter ki iyi niyetli olalım, kaybettiğimizin farkına varalım. Dönüş Allahın izniyle aslına döner.
İsmail Yıldırım İlkokulu’nda sistem tıkırında işliyor
Of Havadis Gazetesi olarak başlattığımız “Okullarımızı Tanıyalım” Projemiz devam ediyor. Her ne kadar hala işin ehemmiyetini anlamayanlar olsa da bizler ne yaptığımızın farkındayız.Bu projenin değeri gelecekte daha çok anlaşılacağına inancımı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Gönlü olmayanların kaçmak için uydurdukları gerekçelere de aldırış etmeden yolumuza devam diyoruz. Vizyonsuzluk, ileriyi görememek bir kusur değil elbette.
Bu hafta Of’umuzun önemli eğitim kurumlarından İsmail Yıldırım İlkokulu’nu tanıttık. Bir okul “müdürü kadar okuldur” sözünden hareketle İsmail Yıldırım İlkokulu’na Rıza Ercihan müdürümüz tüm tecrübesini, anlayışını yansıtmış olduğuna bir kez daha şahit olduk. Okulda bir sistem kurmuş, sistem tıkırında işliyor. Aslında meselenin özü de bu değil midir? Kişilere bağlı bir anlayış değil sisteme ait bir anlayış geliştirmedikten sonra her gidenin ardından yeni arayışlara yol açar.
Herkesle aynı düşüncelere sahip olmak zorunda değiliz. Ama herkes işini iyi yapmak zorundadır. Rıza bey okulu her şeyiyle sahiplenmiş, kurduğu sistem sayesinde okul bir nevi kendi kendini yönetir hale gelmiş. Öğretmenler de bu sistem içerisinde işlerini yapmanın rahatlığında içerisinde eğitim veriyorlar. 32 yıldır Of’ta görev yapması artık onun da bir Oflu saymamız yanlış olmaz. Rıza beyi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.