Kendi doğrusunu en doğru görme hastalığından kurtulmadıktan sonra bu ayrı ve gayrılık sürüp gidecektir. Bir kez olsun bırakalım üzerimize aldığımız etiketlerle fikir beyan etmeyi. Sade ve kişisel çıkar olmadan yapalım bunu. Bu eşiği aşabildiğimiz zaman dışarıdan kim karşı koyarsa koysun bize sarsılmaz bu milli çatı. Etiketlerinin kölesi olanlar etiketler için kurban edilirler. Vatan ve milletin geleceği üzerinde uzlaşamıyorsak etiketlerimizin kurbanı olmuşuz demektir. Milletten istenen koşulsuz ve şartsız itaat karaktersizliği nasıl kabul edilir ki insan bu uğurda kendini nasıl heba eder?
Dünyada yeniden kurulan dengeler nedeniyle herkes bir oyu ve plan içerisinde. Bugün yaşadıklarımıza bakarak milletçe dünkü yaşadıklarımızı daha iyi idrak ediyoruz. Çevremizde yakılan ateşe, geleceklerinden endişe duyan emperyalistler bizi bu ateşte yakmak istiyorlar. Hatta bu ateşe benzin döküyor da haberimiz olmuyor. Üstelik bize bunun benzin değil su olduğunu, ateşi söndüreceğini söylüyorlar. Yanı başımızda Suriye meselesinde tek ortak nokta olan devlet çıkarları olan devletlerle ne kadar anlaşabilirsiniz? Türkiye’nin gelişmesi ve kalkınmasından haz duymayanlar önümüze her türlü sorun çıkaracaklardır. Bunu yok sayarak kapısının önündeki yangını unutur dünyanın çok uzağındaki olayı kendine dert edinirse Türkiye, büyük hüsran yaşar.
Oyun büyük olduğu için oyuncuların kimliğine ve arkalarındaki onları kullanan güce bakmak gerekir. Maşayı tutan eli bulamadıktan sonra, ona hesap soramadıktan sonra her yıl aynı kısır çekişme yaşanıp devam eder. Gerek Almanların Bakanlarımızın gurbetçi vatandaşlarla buluşmasını engellemesi, gerekse Hollandalıların ülkelerine gelen Bakanımızı alı koyması asla kabul edilemez. Bunların arkasında en önemli güç olan Osmanlı’nın bakiyesindeki Türkiye’ye adeta tavır alınmasını görüyoruz. Avrupa’yı elinde tutmaya çalışan Almanların da arkasında onlardan daha önemli güç var. Hepsinin arkasında Dünyayı yöneten Siyonist hegemonya var. Bu hegemonya ile mücadele asla hamasetle olmaz.
Dışarıdan ülkemize yapılan nokta atışlı her saldırıda anında en öfkeli tavrımızı ortaya koyuyoruz. Belki milli duruş için gerekli görülebilir. Hatta öyle ki geri dönülmeyecek bir yola girdik sanırsınız. Fırtına dinince aynı ilişkiler kaldığı yerden devam edilecekse böyle yüksek perdeden ahkâm kesmenin anlamı da yok gereği de yoktur. Ekonomik ve teknolojik kırılganlığımız söylediklerimizin arkasında durmakta ne kadar zor ve imkânsız olduğunu gösteriyor. Bunu bilen elin oğlu söylediklerimizden çok yapabileceklerimize bakıp tavrını koyuyor. Ama bu kadar güç dengesizliğini yaşadığımız devletimizin siyasi hasımlarında meydana gelen acaba bunlar güçlenir ve büyür mü korkusudur. Bizim için en umut verici olay budur. Gerçek manada güçlü olabildiğimizde bize bugün posta koyanların alçalmalarını tarih bize gösterdi, acaba bizler bu hakikati kendi gözlerimizle görebilecek miyiz? Çok ama çok çalışırsak bu olur. Muhtaç olduklarımızı bizler ürettiğimizde, tam anlamıyla kendi ayaklarımız üzerinde durabildiğimizde o zaman konuştuklarımızı yapabilecek konuma ulaşabiliriz. Aksi durumda rüzgâra göre yelken açmaya devam ederiz.
Öyle anlaşılıyor ki mesele evet veya hayır değildir. Mesele içeride ve dışarıda ülkenin yönetim mekanizmasının kimin elinde olacağı meselesi gibi duruyor. Gelenekçi yönetici elitlerin içeride ve dışarıdaki uzantıları kurulu yönetim düzeninin bozulmasını istemiyor. Bunun kendi çıkar mantalitesine aykırı buluyorlar. Değişim taraftarlarındaki amaç yönetimin halkın isteklerine daha çok hizmet edeceği savunmasıdır. Siyasi istikrar siyasi istikbal için önemli olduğunu iddia ediyorlar. Bakalım halkoylamasına kadar neler yaşayacağız. Bekleyip göreceğiz. Allah milletimizi şer güçlerin şerlerinden korusun. Oyunlarını başlarına geçirsin.