Çoğumuz rahmetli Barış Manço’nun domates, biber, patlıcan şarkısını duymuşuzdur. Bu şarkının mimarı Barış Manço 1999 yılının 1 Şubat’ında hayatını kaybetmişti. Aradan geçen tam 20 yıl sonra yine bir şubat ayı millet olarak domates, biber, patlıcan diye sokaklar yankılatıyor ülkemizde. Ülkesine, milletine ve insanlığa büyük bir iz bırakarak gitti Türkiye’nin Barış’ı. Mesele de o değil midir ki geride hoş bir seda bırakmak? Toplumdan, toplumun inançlarından, kültüründen beslendiği için hem kendi büyüdü hem de ülkesini tanıtarak büyüttü. Aslında meselemiz Barış Manço’yu anlatmak değildir. Bu vesileyle de şarkısı nedeniyle hem onu anmış hem de gündemi değerlendirme fırsatımız oldu. Bu vesileyle büyük ustayı rahmet ve minnetle anıyoruz.
Yine gündemimiz belirlenmiş, belirlenmiş gündemin peşinden sürüklenip gidiyoruz. Malum ülkemizde bir haftadır “Tanzim Satış Noktaları” gündemin ilk sırasında yer alıyor. Maalesef oluşturulan bu suni gündem ile yeni gündemin “heyecanını” yaşıyoruz. Konuyu nereden ele alırsanız alın gelinen noktada büyük sakatlıklar var. İşi sadece fiyatların pahalılığına bağlayıp halka ucuz sebze, meyve satılacağını halka sunarsanız uygulamanın kusursuzluğundan, halkçılığından, haklı çıkmayı başarabilirsiniz. Ancak işin aslı onun olmadığını “Tanzim Satış Noktalarını” ortaya atanlar da biliyor. Biten ve çöken bir hazırcı anlayışın geldiği noktadır bu.
Ülke ve millet olarak yanlışın hep birlikte karşısında durmak birer yurttaşlık görevimizdir. Vatandaşın hakkının yenildiği yerde devlet vatandaşının hakkını korumasından doğal ne olabilir ki? Yıllardır oynak bir piyasaya karşı “Hal Kanununu” çıkaracağını söyleyen yöneticilerimiz bu kanunu çıkarmayarak neyi amaçlamışlardır? Bırakın yasa çıkarmayı fiyatların denetimini sağlayamayan bir anlayışın ya fiyatlar üzerinde bir iktidarı yok ya da bu çevreyle yakın çıkar birliği içinde olduğu akla gelmiyor değil.
Ülkeye ekonomik terör uygulayanlara karşı yerli ve milli duruş sergilenmesi noktasında halkımızın kahir ekseriyeti desteğini ortaya koyuyor. Lakin halkın desteğini alacağız diye halkı yatmaya, üretimden uzaklaştırıcı sosyal desteklere alıştırırsan ortada ne yerli tarım kalır ne yerli üretici. Köyleri boşaltıcı teşvikler vererek, insanları şehirlere tıkayarak ülkemizin %92 nüfusunu şehirli yaptık ve “toplumsal tekamülümüzü” tamamladık. Hayvancılığı bitirdiğimizi kaç yıldır et fiyatlarındaki fahiş fiyat artışlarıyla kavramış olduk. Tarımın elimizden gittiğini de önce patateste sonra soğanda en son da patlıcandaki anormal fiyat artışında yaşamış olduk. Her şerde bir hayır vardır diyerek buradan geri dönsek bile bunun faydasını görürüz. İnşallah bu musibet rahmete dönüşür.
Türk Milleti devletini güçlü görmek ister. Aç kalır, açıkta kalır ama devletinin onur ve haysiyetini ayak altına aldırtmaz. Yıllarca nice krizler geçirdi de devletine küsmedi, asi olmadı bu asil millet. Onun için bu milleti para baronlarına ezdirmemek, sahipsiz bırakmamak gerekir. İstanbul ve Ankara’da “Tanzim Satış Noktaları” kurmak kalıcı çözüm değildir. 81 ilde de kursanız bugünkü Türkiye 80’li-90’lı yılların Türkiye’si olmadığı için bu sistem tutmaz. Yapılacak ilk iş devletin varlığını, kontrol gücünü herkese göstermek, ardında da yeniden üretim seferberliği başlatmaktır. Mesela sosyal ve ekonomik yardımların işsiz güçsüz köylüleri köylerine çalıştırmaya yönelik teşvik olarak verilebilir. İŞKUR kapsamında 6-9 aylık çalıştırmalarla şehre göçün özendirilmesinin önü bir an önce kesilmelidir. Gerekirse bu yardımlar tersine doğru çalıştırılmalıdır. Seçim sonrası ülkenin yaşadığı ekonomik sıkıntılar daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Seçim nedeniyle bazı gerçekler tam olarak anlaşılmıyorsa seçim sonrası daha belirgin ortaya çıkacaktır.
Marketlerde sadece sebze meyve fiyatları mı arttı? Temizlik ürünlerinden tutun da A’dan Z’ye kadar tüm ürünlerde insafsız fiyat artışları yaşandı, yaşanıyor. Malum bölgemizin çay gübre sezonu geldi. Geçen yıl 1.200 lira olan gübre bu yıl 2.200 liradan satılıyor. Vatandaş çaresiz devletin işe müdahil olmasını bekliyor. İnsafsız zamlara karşı halk ya tüccarın merhametsizliğine boyun eğecek ya da devletin sahiplenmesiyle rahat bir nefes alacak. Vatandaşın yaşadığı en büyük korkulardan birisi de 4,5 yıl daha seçim yapılmayacağından kendilerinin unutulacağı, sahipsiz bırakılacağı korkusudur. Millet devletiyle güçlüdür; devlet de milletiyle güçlüdür. Bu gücü zayıflatan bağları yöneticilerin kesip atması gerekir. Kişilerin çıkarı milletin çıkarlarının üstüne çıkarılıyorsa milletin hakkı yeniliyor, millet ve devlet zaafa uğratılıyor demektir. Unutmamak lazımdır ki kişiler gelip gider, millet baki kalır. Rabbim milletimizin ve devletimizin yardımcısı olsun.