Çağımızın kaybettiği en önemli değer doğallıktır. Kendi eliyle yok ettiği doğallıktan neler kaybettiğini gün geçtikçe daha iyi anlıyor insan.  Dönmek istese de şimdi kaybettiği doğallığa da dönemiyor. Daha çok kazanma adına, maddi zenginlik elde etme uğruna yeryüzünü fesada uğratmaktan çekinmemiş. Bütün gayret niceliksel olarak maddi imkânları artırmak olan bir canlının uğrayacağı sonuç ne olabilir? Maddi imkânlarını artıran ama hayatının yaşam kalitesini kaybeden bir insanın kazandığı ne ola ki? Doğallığı öldürünce gerçekte  kendini de öldürdüğünü fark eder insan.

 

Doğallık sadece hayatın kendi doğasında olması mı olmalıydı? Elbette, hayır. Aslında en büyük doğallık insan davranışlarındaki doğallık olmalıdır. Kendi olamayan, kendini yaşamaktan utanan, başkalarına özenen insanlar kendi doğallıklarından uzak duruyor. Yani görüntüde kendi gibi dursalar da aslında başkalarının hayatını yaşama hevesindeler. İşin gerçeği kendilerini kaybedip başkalarının gölgesinde kendilerinde yer bulma çabasındalar. Bir yerlere ve birilerine yaranmak ve beğenilmek için kendileri olmaktan vazgeçip başkaları olmaya çalışanlar görünüşte birilerinin beğenisini kazanmış olabilir. Gerçekte kendilerine saygılarını yitirmiş oluyorlar fakat bunu anlayamıyorlar. Kendin olamadıktan sonra başkalarının istediği kişi ve kişiliğe bürünsen de sevilsen de boş, yükselsen de boş. Çünkü asıl olarak yükselen, asıl olarak sevilen sen değilsin başkalarının senin üzerine düşen gölgesidir. Hayatlarında kendi doğallığından uzak olanlar yapmacılıkla zirveleri kovalasa da başarıları başkalarının gölgelerini zirveye taşımaktır. Ne gereği var birilerine beğenilmek adına doğal olmayan hormonlu yapmacık davranışlar göstermeye. Kendinden uzak, birilerine beğenilme derdine düşen yapay karakterli insanı kim beğensin, kim samimi bulsun? Bitkilerin doğalı olduğu gibi insanların da davranışlarındaki doğallık en güzeli ve en insanisi.


Bugünü yaşanmadan mutlu olunmaz

 

İstikbal derdimiz öyle büyük ki hâl diye bir derdimiz kalmıyor. Bugünü yaşamadan yarını yaşamanın derdine düşüyoruz. Başka bir özelliğimiz de kendi hayatlarımızı hiçe sayıp, hayat akışlarını tersine çevirip çoluk çocuk, torun torbalar için hayat dengesini alt üst etme derdine düşüyoruz toplumca. Belli oranda hayatını idame ettirecek seviyeye gelebilecekken onu göz ardı edip her şeyi gelecek nesiller için yaşama yoluna gitmek bize has bir tutum olsa gerekir. Aslında hem kendine hem de gelecek nesillere zulüm ediliyor da farkında değiliz. Çünkü kendisinin bugün yaşaması gereken hayatı ihmal ederek bir daha geri dönülmeyecek anıları kaçırmış oluyoruz. Gelecek nesiller için ise çalışmadan, üretmeden hazırcı ve hazıra konma hastalığını oluşmasına zemin hazırlıyoruz.

 

Gününü gün etmek değildir bizim sözünü ettiğimiz. Allah’ın insana verdiği günü insanın kendisi için yaşamaması meselesinden bahsediyoruz. Öyle insanlarımız var ki “fedakarlıkta” sınır tanımaz oluyorlar. Hayatı sadece başkalarına biriktirmek, onlara yeni hayat kurmak için harcıyor. Kendilerini paralarcasına yapılan bir mücadelenin sonunda beklenen vefayı da göremeyince hayatlarında geri dönülmez buhranlar yaşanıyor. Mutluluğu, çocuklarına ve sevdiklerine  ev almada, arsa almada, araba almada, para biriktirmede görenlerin  genel olarak karşılık bulamaması psikolojik yıkımlara neden oluyor. Bu tür insanların artık hayatlarını amorti edecek zamanları da kalmıyor.

 

Bırakın görüp göremeyeceğimizin garantisi olmayan yarın için bugünü harcamaya. Bakın elinizde bulunmaz nimet olarak duran bugünü değerlendirmeye. Amacına uygun, dolu dolu yaşadığımız her bugün aynı zamanda yarını yaşamak olduğunu unutmamak lazımdır. Bugünü ihmal eden yarını da baştan inşa edemez. Yarın bugünden inşa edilir. İnsan önce kendi için, idealleri için yaşamalıdır. Bu uğurda da yaşamı zinde tutacak inanç ve ideallere sahip olmalıdır.

 

Riyasız kendi hayatını yaşayan kendi hayatının kaptanı olan insanın gemisi hiç batmaz. Çünkü gemiyi de tanıyor. Gittiği denizin huyunu da biliyor. Burnunun dibindeki mutluluğu Kaf Dağının ardında arayanların mutlu olmaya zamanları ve hakları da yoktur.