Genel itibariyle yapılmış ve yapılacak filmlerde ahlaki dejenerasyon olduğu muhakkaktır. Yani yapılan filmlerde ya aşırı zenginlik işlenerek gençlerimizin bu yola kafa yormaları sağlanmış ya da aşırı tüketim işlenerek gençlerimizin yeterince kazanmanın değeri üzerinde kafa yormalarının önüne geçilmiştir.
Fakat Türk sineması denildiğinde Adile Naşitler, Münir ÖZKULLAR, Kemal SUNALLAR, Metin AKPINARLAR, Zeki ALASYALAR ve HULİSİ KENTMENLER anıldığında bu sanatçılar yaptıkları filmlerle aile sıcaklığı daimi olarak işlendiğini görmekteyiz. Bakınız Neşeli Günler gibi filmlerde aile sıcaklığını rahatlıkla bulabilirsiniz. Bu ve bu türde yapılmış olan filmleri ailece izlemenizde herhangi bir sakınca yoktur. Filim devam ederken evde anne çay yapar mısır patlatır ve aile hep beraber bir araya gelerek bu filmi rahatlıkla izleyebilirsiniz. Bu filmde çocuklarımızın gelişimini etkileyecek herhangi bir olumsuz sahne bulamazsınız.
Ama bugün gelinen noktada ne acıdır ki yapımcılar reyting denilen para musluklarından para yağsın diye her daim magazin vari filmlerin yapıldığına şahit olmaktayız. Bu filmlerde bir bakarsınız evin hanımı yabancı bir adamdan hamile kalır başka bir filimde evin beyi evli bir kadınla gönül ilişkisi yaşar yada işi daha farklı boyutlarda tutan yapımcılar yaptıkları filmlerde aşırı lüksü ön planda tuttuklarını görmekteyiz. Ben burada yapımcıların tam manasıyla suçlu olduklarını söylemeyeceğim çünkü eğer pirim yapmasa yapımcılar bu tür filmlerle karşımıza çıkmaları imkansız olacaktı. Eğer pirim yapıyorsa yapımcılarda öncelikle para geldiğinden değer meğer aranmadan para getiren konularla seyircilerin karşısına çıkmaktalar.
Yada şöyle yazayım aylardır Kemal SUNAL’IN filmleri uyduda ki tivilerde verilmektedir. İşin tuhaf yanı buya bu filmleri hiç sıkılmadan rahatlıkla ailemle izleyebiliyorum. BU filmlerde aile saadetini bozacak çocuklarımızın gelişimini olumsuz etkileyecek bir yön bulunmamakta ve bizleri güldürebilmektedirler. Bir örnek vermek isterim “Sakar Şakir “ adlı filmi onlarca defa seyrettim herhangi bir sıkılma emaresi göstermedim. Yada Adile NAŞİT’İN “ Neşeli Günleri’ni defalarca seyrettim de herhangi bir sıkılma emaresi göstermedim. Ev halkına söylediğimde de onlarda aynı şeyleri söylediler.
Öyle ise ne yapmalı diye bir soruyla yazıma devam etmek istersem yapılacak ilk iş yapımcılara aile değerleriyle örtüşen filmlerinde yapılması bu ülkede reyting yapacağı ve para kazandıracağı hatırlatılması lazım gelmektedir. Çünkü bunca yapılan anlamsız filimler aile hayatımıza dinamit koymuş durumdadır. Kızlarımız evden kaçmakta delikanlılarımız arzu edilmeyen hayatlara kaymaktadır.
Bu noktada Kültür Bakanlığımıza ve Diyanet İşleri Başkanlığımıza büyük görevler düşmektedir. Bu iki kurum aile değerleriyle örtüşen ve bizlere örnek olacak yapımları hayata geçirmesi lazım gelmektedir.
Bu çocuklar bizim…