Geçen haftaki yazımızda çocukluk çağına duyulan özlemden bahsederek biraz da olsa bizim dönemin çocukluğunu anlatmaya çalışmıştım. Bu hafta ise bugünün çocukluğunun son haline bir atfı nazar ederek bir nevi karşılaştırma yapmak istiyorum. Bunu söylerken şunu da belirtmek isterim ki ne olursa olsun herkes çocukken çabucak büyümek isterken, büyüdüğünde de geçmişe tekrar dönmek ister. Bununla birlikte şunu da belirtmek gerekir ki ister dünün çocukluğu olsun, ister bugünün çocukluğu olsun ikisinin de ve tüm zamanların en temel ortak paydası oyundur. Belki de bu oyunlarda farklı olan ise oyunların çeşitliliği, mekânların fiziki durumları ve ekonomik değişimdir.
Bugünkü çocuklar şanslı mı değil mi bunun kararını vermeden bir değerlendirme yapmaya çalışalım. Öncelikle söylemek gerekirse gerek teknolojik gelişme gerekse ekonomik kalkınma bakımdan bugünün çocukları çok ileridedirler. Bu iyi midir, kötü müdür diye ona bakmak lazımdır. Bunu anlamanın yolu da çocukların mutluluğudur. Lafı eğmeden, bükmeden söylersek insanlar şehirlere yığılarak doğal yaşamdan uzaklaştılar. Bu uzaklaşma aileleri ve dolayısıyla çocukları olumsuz yönde etkiledi. Aileler ve çocuklar şehirlerde adeta açık hava hapishanesine mahkûm oldular. Bu hapsoluş gerek fizyolojik, gerek psikolojik bakımdan yıkımlara neden oldu.
Günümüzün anlayışında; en iyi çocuk ses çıkarmayan, ortalığı dağıtmayan söyleneni yapan çocuktur diyerek hapsedildi apartmanların veya kapalı alanların içine. Odasında televizyon izlesin, bilgisayarla oynasın ya da son model cep telefonu ile vakit geçirsin de ailesini meşgul etmesin yeter diye bakıldı çocuklara. Yeter ki evi dağıtmasın, gürültü yapmasın, evde ayakaltında dolaşmasın. Bu davranışların zararları ise işin farkına varınca anlaşıldı. Anlaşıldı ancak, aradan epey bir zaman geçmiş oldu. İşin neticesinde çocuk aileye yabancı, aile çocuğa yabancı bir sosyal bunalım hali çıktı ortaya. Ben nerede yanlış yaptım Allah’ım diyerek pişmanlık nidaları ortalığı kapladı.
Zaman ne kadar değişse de oyun en temel değerdir olacak çocuklar için. Oyunlarda oyuncak seçiminde en temel belirleyici unsur galiba ekonomi ve oyun mekânları oluyor. Ailelerin ekonomik refahı arttıkça kurallar da gevşiyor. Böyle durumlarda çocuk isteyince, biraz da ısrar edince aileler; bisiklet olsun, cep telefonu olsun, bilgisayar olsun ve daha aklınıza gelebilecek şeyler olsun artısına eksisine bakmadan alıyorlar. İstekte sınır yok. Çocukların bu isteklerini karşılama da ise aileler sanki bir yarışın içine girer gibi istekleri yerine getiriyorlar. Çocuklarla veliler sanki bir yarışın içerisinde. Zengini de fakiri de bu rüzgârdan etkileniyor.
Günümüzde; oyun alanları, oyun araçları, oyun duyguları kısacası çocukluk çağı 21. Asra uygun hale geldi. Bu topyekûn bir zihniyet değişimiyle olmuş. Aslında değişen çocuklar mı yoksa biz miyiz? Bu soruya samimiyetle cevap vermeliyiz. Aç gözlülük, kıskançlık, bencillik, lüks yaşama arzusu, gösteriş merakı toplum olarak ortak paydamız oldu sanki. Böyle olan bir toplumda farklı bir çocuk ve çocuk yaşantısı beklemek doğru olmasa gerekir. Neyse ki tatiller bu kötü imajı düzeltmek için birer fırsattırlar çocuklar için. Ancak herkesin bu imkâna sahip olmaması ise üzücü bir durumdur.
Şehirlere sıkışan çocuklar yaz tatilini fırsat bilerek adeta köylere göç ediyorlar. Bu tıpkı Türklerde yaylak-kışlak hayatını çağrıştırıyor bana. Böylece 9 ay boyunca sessiz, kimsesiz olan köyler cıvıl cıvıl oluyor. Bu yalnızlıktan köy ve köylü de memnun. Bütün yıl boyunca tıkandıkları apartmanlara ve apartman arası boşluklara inat tadını çıkarıyorlar köyün. Bu sayede belki de biraz çocukluklarını yaşama fırsatı buluyorlar. Bu kısa tatil süresinde farklı yerlerden farklı kültürlerle bezenen çocuklar birbirlerine yeni şeyler öğretiyorlar. Ama doyumsuzlukları ve kolay sıkılmaları bulundukları yerlerden getirdikleri ortak olumsuz değerdir.
Çağımızın insanının geldiği noktayı görmezlikten gelirsek çocuklar için yapacağımız değerlendirmeler de yanlış olur. Aileler birçok yoksulluk ve yoksunlukla geçirdiler çocukluklarını. Şimdi çocuklarına bunu yaşatmamak istiyorlar. Böylece onlara en yeni ve en son model oyuncaklar alıyorlar. Fiyatına bakmadan, kalitesine bakmadan sadece çocuğun o anki isteğini giderme pahasına yapıyorlar bunu. Böyleleri için oyuncak ne kadar büyük ve pahalı olursa o kadar iyidir. Büyük ve pahalı hediyelere, oyuncaklara alışmış çocuğu mutluluk için daha küçüğü kesmiyor. Hal böyle olunca küçük şeylerle mutlu olamıyor çocuklar. Ailelerin hayatları bu yüzden zehir oluyor. Yarının büyükleri olan çocuklara gerçek yaşamın izdüşümünü çocukluktan itibaren öğretmek lazımdır. Hayatın gerçekleri ile yüzleşemeyen çocuklar yarına karşılaştığı gerçeklerle büyük hayal kırıklığına uğrarlar. Hayatın acı gerçeğini bünyelerine göre hissettirmek lazımdır çocuklara.