Ramazan ayı sayısız fazilete sahip bir ay olduğunu aynel yakin olarak görüyoruz. Rabbimiz bu ay ile bize çeşitli dersler vermektedir. Elbette bu dersi alana göre değişmektedir. Bugün insanlığın en büyük eksikliği olan başkalarının duygularını ve sıkıntılarını anlama sorunudur. Yani empati eksikliği yaşanmaktadır. Ramazan ayı ise empatinin en alasını sunma fırsatı veriyor inananlara.
Dünyanın bir yerinde bolluk, sefa, şaşa yaşanırken başka yerinde açlık, susuzluk, kıtlık ve ölümler yaşanıyor. Bu elbette dersler çıkarılması gereken bir durumdur. Sanki bunun tersi olmayacakmış gibi bir kısım kesim davranıyor. Bu tablonun ters dönmeyeceğini kim iddia edebilir? Öyleyse biz bu yaşananları çok iyi okumamız ve gerekli dersler çıkarmamız gerekir.
Bizler bir ay boyunca oruç tutarak Allah’ın nimetlerinin varlığının farkına varmaya çalışıyoruz. Hâlbuki Afrika sadece bu sene değil önceki yıllarda da aynı kıtlığı yaşayarak adeta aylarca oruçlu geçiriyor hayatını. Yani onların hayatları zaten oruç gibi. Bu aslında kara kıta olan Afrika’nın sanki kaderiymiş. Dünya küresel bir köye döndüğü bu demde bu çığlığa kayıtsız kalınamaz. Buna kayıtsız kalınırsa yarın aynı durumla karşılaşılınca kimseden yardım beklemeye yüzümüz olmaz.
Burada ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bu da aslında Afrika’nın yaşadıklarının aslında bir kader olmadığıdır. Bu işin altında sömürgeci Batı vardır. Burada yaşayan ülkelerin ürettikleriyle daha önceleri kendilerine yetebilen ülkelerdi. Bugün kendilerine yetmiyorlar. Çünkü verimli ve bakir topraklar Batılılar tarafından sanayi tesislerine dönüştürülmüştü. Bu da yetmezmiş gibi üretilen ürünler Batılı devletlere ihraç ediliyordu. Ancak bu ihraç edilen ürünler öyle çok da para ödenerek alınmıyordu Batılılarca. Çünkü kanlarında sömürgeci anlayış olan Batı kendi değerinde para verir mi adama? Köle ruhlu Batı çağdaş köleler devşiriyor kendine. İnsanlar da para etmeyen mallara karşı üretim konusunda pek de istekli davranmıyor. Batı uygarlığının yaptığı en büyük alçaklıktan birisi de Afrika ülkelerinin küçük sorunlarını kaşıyarak aralarını açmak olmuştur. Bu sayede sürekli kan ve göz yaşı adeta onların günlük yaşamları haline gelmiştir. Hem fakirleştiriyor hem de birbirine kırdırıyor.
Şimdi bütün bahaneleri bırakıp yardıma koşma vaktidir. İnsanlığımızı ve İslamlığımızı gösterme vaktidir. Açlıktan bebekler ölürken nasıl duyarsız kalabiliriz? Onlar orada açlıktan kıvranırken biz sofralarımızda çeşit çeşit yemeklere nasıl burun kıvırırız? Bir dilim ekmekle oruç tutmaya çalışan Müslüman kardeşlerimizi nasıl unutabiliriz? Bu tuttuğumuz oruçlarımız onları anlamaya bir fırsattır. Sadece Ramazanda değil diğer günler de bu acıyı taze tutmak gerekir. Bugün komşusunun acısını paylaşanların yarın muhtemel felaketlerde yardım beklemeye yüzü olur mu? Hem ille de yarın bize de yardım ederler diye yardım edemeyiz. Karşılıksız olarak gönülden yardım etmeliyiz.
Küresel felaketler bizim de kapımızı çalabilir. Üzerimizdeki bu tembelliği bırakıp üretmeye, insanlığa yardıma devam etmeliyiz. Bizdeki bu tembellik akıbetimizin çok da parlak olmadığını işaret ediyor. Üretmeden, çalışmadan tüketme çılgınlığı bu felaketin habercisidir. Hazır yeme alışkanlığı bizi iyi yerlere götürmüyor. Bu bahar havası böyle giderse çok sürmez. Yine başa dönersek Somali’de yaşanan insanlık felaketi bizim için bir kıtlık tatbikatı mesabesinde görülmelidir. Bu tatbikat gerçeğe ne kadar yakın olursa o kadar hazır oluruz. İnsanlığımız için Somali’yi unutmayalım. Çünkü bugün Somali yarın kim bilinmez.