Hayat kimi zaman sıkar insanı. Boğulursunuz zannedersiniz. İşte böyle anlarda bazen gayri ihtiyari bir yerlere gittiğinizi zannedersiniz. Çok da düşünmeden biraz da dalgınca... Belki de aklınızda daha önce hesabını yaptığınız ama çok dillendirmeyip gün yüzüne çıkarmadığınız şeyin üstüne üstüne gidiyorsunuzdur. İşte ben böyle belli belirsiz fikirlerle yola çıktım o gün.  Üstelik hava güzel ve günlerden cumartesiydi.

 

 Of’ta şöyle bir tur atınca belediye otobüsünü gördüm. Gerçi belediye otobüsü her zaman oradaydı. Dikkat kesildim ki farkına vardım. Aklıma uzun yıllar belediye otobüsü ile yolculuk yapmadığım geldi. Tam yirmi yıl önceye dönüp o günlerin anısını yaşamak istercesine otobüse binip Trabzon’a gitmek istedim. Saate baktım 12.00 sonra kalkış saatlerine baktım 12.15 imiş. Belki de değişmeyen şeylerden birisi de otobüs hareket saatleriydi. Hemen gidip bir gazete aldım. Eskiden kalma bir alışkanlıktı bende. Gazete ya da kitap okurdum otobüste. Gazeteyi okurken köşe yazılarını okurdum daima. Gene de aynı şeyi yaptım. Tüm köşe yazılarını okudum. Kalan sürede etrafta biraz gözlemlerde bulundum.

 

Ayaklarıma uyup bu yolculuğa çıkmamın belki de asıl gerçek sebebi kitaba duyduğum özlemdi. Gerçi daha 1,5 ay önce yeni kitaplar almıştım. Şu an elimde okuduğum son bir kitap vardı onu da okuyordum ama kitap çeşitliliğim bitmişti. Kasım ayı aynı zamanda İstanbul’da TÜYAP kitap Fuarının olduğu aydı. Birçok kez ziyaret edip o havayı teneffüs etmiş, birçok kitap almıştım. Bunun bir kötü anısı da var bende onu başka zaman anlatırım belki de. TV’de fuar haberini duymak bu isteğimi tetiklemiş olabilir. İşte bu nedenle olsa gerek ayaklarım beni otobüse otobüs de Trabzon’a götürdü.

 

Madem nostalji dedik. Biraz da dünden bugüne değişen değişmeyen şeyleri gözlemlerimizle anlatalım. Öncelikle otobüsler değişmiş ama konfor hala aynı, yerlerde. Bilet uygulaması değişmemiş. Hala biletçi tarafından kesiliyor.  Aynı biletçi ve üstelik aynı çatık kaşlı tutum devam ediyor. Yani değişmeyenlerden biri biletçi ve biletçinin tavrıydı.  Bizim zamanımızda cumartesi günü bu saatlerde otobüste bu kadar yolcu bulunmazdı. Şimdi ise öğlen saatinde otobüs doluyor. Her yaş grubundan insan olmasının yanında gençlerin ve öğrencilerin olması ayrıca dikkat çekiyor. Of Teknoloji Fakültesinin açılması ile buradaki öğrenciler Trabzon’a gidip geliyorlar. Gerek minibüsler gerekse otobüsler için önemli bir kaynaktır bu. Bunu istismar etmemek lazımdır. Artık gençlerin elinde gazete, kitap değil de telefon bulunuyor. Bütün dünyaları telefon olmuş. Gelip giderken iki cümle paylaşmak da kalmadı neredeyse. Hız konusundan şikâyet edenleri duymuştum ama gayet normal hızda gitti otobüs.

 

Çömlekçideki değişim sadece fiziki bir değişimdi. İnsanların bakışları aynıydı sanki. Kitap almak için kitabevine varınca huzur bulmuş hissettim kendimi.  İnsanlar kimi kokuları asla unutmaz ya o koku onları mutlu eder ya işte ben içeri girince öyle huzurlu ve mutlu oldum. Birden Konya’daki kitabevleri aklıma geldi. Çok güzel ve geniş huzur bulacağınız kitabeleri vardı. Trabzon’da bu yok maalesef. Daracık bir mekan ne kadar sevseniz de boğuyor sizi. Gerçi Forum’daki D&R’ı bunun dışında tutmak gerekiyor diğerlerine göre büyük.

Of’ta kırtasiyeler var ama kitabevi mantığı ile çalışanı yok. Kitabevlerinde sadece kitap satılmalıdır. Bilemediniz  kitap türevi kırtasiye malzemeleri satılmalıdır. Of’ta bugün bu tarz bir kitabevine hem ihtiyaç var hem de bunu Of kaldırabilecek durumdadır.

 

Bir çocuk mutluluğuyla kitapları alıp çıktım. Of’a dönerken dolmuşu tercih ettim bir kıyaslama olması bakımından. Değişim dediğin böyle olur. Köklü değişimi yaşamış Oflular minibüsleri. Eskiden ne zaman kalkacağı belli olmayan, yolcuların istif olduğu, konforun pek de olmadığı taşıtlardı minibüsler. Bugünse belli kalkış saati olan, yolcu sayısının standardının olduğu bir sistem getirilmiş durumda minibüsler. Yolda dur kalk yolcu bekle derdi yok. Fiyat her zaman ki gibi otobüsten pahalı olması öğrencileri ve Trabzon’dan gelip giden öğretmenleri zor durumda bırakıyor. Bu konuda bir iyileştirme yapılmalıdır.

 

Minibüsçülere bir şey hatırlatmak istiyorum. Yolcular özellikle dışarıdan şehrimize gelen misafirler için ilk karşılayan ev sahipleri gibi görmeli kendilerini. Gelenleri ise gönül elçileri olarak bilmelidirler. Ağırladıkları misafirleri ne kadar iyi ağırlarlarsa şehrimizin tanıtımına o kadar olumlu katkı sağlayacaklar. Ya da aksi olacak. Geçen Fakültenin yeni gelen öğrenci tanışma kokteylinde öğrenci arkadaşların hayıflanmasını işitince Oflu biri olarak üzüldüm. Bazı şoförler üniversiteye kadar gitmiyormuş. Mağdur oluyorlar. Bu konuda biraz anlayış göstermeli şoförler. Günlerin kısa olması nedeniyle Trabzon’dan son seferin erken olması da ayrı bir sorun. Daha geç saatler için her gün nöbetçi bırakılabilir aslında. Kesin çözüm galiba Büyükşehir yasası resmen yürürlüğe girince olacak sanırım. Yarın daha iyi olacak eminim ama yarın daha mutlu olunacak mı onu bilemiyorum.  Beni sana çeken neydi? Belki kitaba duyduğum hasret belki içimin sıkıntısını bir nebze olsun gidermek. İkisini birlikte düşünmek galiba en isabetlisi.