Dünü unutanların yarınlarından emin olamadığını hem tarih hem de yaşadıklarımızdan öğrenmiş bulunuyoruz. Onun için dünden ders çıkarmak yarını emin yaşamanın şartıdır. 28 Şubat Türkiye’nin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatında kolay kolay tamir edilmeyecek yaralar açmıştır. Bu bin yılın hedef alındığı tarihi süreçten ders çıkarılmadığında yarın daha büyük sıkıntılar yaşayacağımız kaçınılmazdır.

 

28 Şubat 1997 tarihi, bir milleti yok etme mücadelesinin ortaya konma mücadelesinde bir milat olmuştu. Binlerce yıllık İslam’la, İslami kültürle yoğrulmuş bir milleti yok etmek için çeşitli bahaneler üretip sahnelendiği süreçti 28 Şubat süreci. Bin yıl süreceği umuduyla binlerce yıllık bir kültürel hayat anlayışının tarumar edilmesi hedeflenmişti. Hedeflerini milletin değerlerini yok etmek üzerine kuranlar hedefleri için uydurdukları suçlar en masum şeyler, en olmayacak şekilde suç isnat edilerek milletin buna inandırılmasına çalışıldı.

Mesele aslında belliydi ve çok açıktı. Mesele bu toprakların, bu kadim medeniyetin sahiplerinin bölgesine ve dünyaya sahip çıkması meselesiydi. Mesele mazlumlara umut olan, zalimlere korku salan bir medeniyetin banilerinin uyanmasının önlenmesi meselesiydi. İnançlarıyla gücünü ve tarihini birleştiren bir Türkiye'nin dünya üzerinde kurulan iktidar çarkına çomak sokmasının engellenmesiydi.

 

Ne hazindir ki bölgeyi ve dünyayı yöneten hâkim güçlerin Türkiye uzantıları gerçeği milletten gizleyerek, millete korku pompalayarak medya marifetiyle milletin seçtiği, iktidar yaptıklarını derdest etmesiydi. Önce korkular salarak ülkede kaos ortamının yaşanmasına sağlandı. Milletin iktidarı düşürülünce, milletin değerlerinin, inançlarının önünde çekilebilecek ne kadar set varsa çektiler. Bu milletin üzerine milletin kendi evlatları tarafından tanklar sürüldü, mazlumlar derdest edildi.

 

Bir çok sebep ortaya kondu 28 Şubat için. Kimileri dediği gibi yeryüzünde parayı yönetenlerin bir oyunuydu bu. Uluslararası sermayenin yerli sermayenin önünü kesme girişimiydi bu. Fakat asıl mesele milletin önünü kesme meselesiydi. Asıl mesele milletin özlediği, geçmişin ihtişamının önündeki engelleri kaldırıp, yeniden dünyaya nizam ve adaleti getiren bir millet olma sevdasının önüne çekilen bir setti 28 Şubat.

 

Güya; Fadime Şahin(Ali Kalkancı), Aczimendiler (Müslim Gündüz), cemaat liderlerinin(şeyhlerin) başbakanlık konutunda iftara katılmaları, Sincan'daki Filistin konulu tiyatronun basına servis edilmesiyle bir ihtilal yapılıyor. Fakat algı operasyonlarının dini konular üzerinde yoğunlaştırılıp dolayısıyla İhale ülkesinin ve milletinin büyük Türkiye hayaliyle yönetmeye çalışan Erbakan Hoca2ya kesildi. Milli ve manevi değerlerin hızlı bir şekilde yükseldiği bir dönemde ortaya konan figürler de manidardı. Manevi değerlerin mücadelede simge aracı olan başörtüsü ise hedef tahtasına konuldu. Fadime Şahin gibi "başı örtülü" ne idüğü belirsiz birinin gayrı meşru bir ilişki içindeki hayatı kameralar tarafından çekilerek ekranlarda servis edilmesi inançlı, namuslu başörtülü öğrenciler için yıpratıcı ve psikolojik bir harp başlatıldı. Bir anda Aczimendiler gökten zembille inmiş gibi Türkiye gündemine sokuldu.

 

Asker, Medya, iş dünyası, muhalefet, üniversiteler, yargı tüm kesimler el ele vererek halkın seçtiği meşru iktidarı görevden uzaklaştırdılar. Birinci amacına ulaşanlar geleceğin Türkiye’sini de kendilerince güvence altına almak için Batı Çalışma Grubu gibi kurum eliyle devletin tüm kurumlarında ne kadar inançlı insan varsa fişleyerek görevden alabildiklerini görevden aldılar, alamadıklarına her türlü baskı uyguladılar.

Başörtüsü mücadelesinde gerek devlet dairelerinde gerekse üniversitelerde katı bir laik uygulama şeklindeki uygulamalarla başörtülüler ya başları açtırıldı ya kurumlarından atıldı. 8 yıllık kesintisiz eğitim ile İmam Hatiplerin orta kısımları kapatılarak liseleri kapanma noktasına getirildi. Kuran Kurslarının çoğu öğrenci yokluğundan kendiliğinden kapandı. Bu bir inanç katliamıydı. Burada inançlarımız çok yara aldı.

 

Hedefte devletin istediği gibi bir inanç şekli olunca, bu inanç sistemini yaşatmak için öncü hocalar bulundu ve öne çıkarıldı. Toplum üzerinde yapılan yayımlarla toplum inançlarından utanır hale getirildi. Kendini gizleyen, kendine yabancı hale getirildi. Bugün inançlarından yoksun, neye inandığını bilmeyen, toplumun değerlerine yabancı bir” 28 Şubat Nesli” yetişmiş oldu. Onlar şimdi bu toplumun içinde, onlar şimdi bugünün gençleri, anne babaları. Annesi gayet mazbut, mütedeyyin bir kızın yanında hiç yakın durmayan ona yabancı bir kızın olması 28 Şubatın başarısıdır. Başı kapalı ama eteğinin boyunu git gide kısalan, makyajda sınır tanımayan kız 28 Şubatın eseridir. Dini ve milli hassasiyetlerden uzak bir genç 28 Şubat ürünüdür.

 

Evet, 28 Şubat bin yıl sürmedi ama bizim inançlarımız ve ideallerimiz üzerinden silindir gibi gelip geçti. Kendi gitse de enjekte ettiği zehir hala gençlerimizin, milletimizin damarlarında dolaşıyor. Yapılması gereken şey belki de bu nesli yeniden geri çağırıp yeniden manevi bir eğitimden geçirmek olacaktır. Şunu da yapmamak gerekir 28 Şubat mağdurları bugünün mağrurları olmamalıdır. Yeni mağdurlara meydan verilmemelidir. Toptancı bir yaklaşım yeni mağduriyetlere neden olacağından buna fırsat verilmemelidir. Yarın yaşanabilecek yeni 28 Şubatlar için mücadele edecek nesiller yetiştirilmelidir. Allah bu millete bir daha 28 Şubatlar yaşatmasın.