Türkiye bu acılı ve kanlı süreci geride bırakacağına inanıyorum. Ancak bu dönemde sıkıntılar çekilmeye devam etmesi de oldukça doğaldır. Aslında bu sıkıntıların olması doğru yolda olduğunu gösterir. Türkiye, Kürt sorunu olarak ortaya konan meselede hissiyata kapılmadan doğru olanı yapmak zorundadır. Adına kamuoyunda ‘’Kürt açılımı’’ adını verdiği bu açılım geri adım atılmadan devam etmelidir. Çünkü Türkiye bundan önce kendi yaptığı hatalarla kangren haline gelen bu durumu kendi düzeltmelidir. Yoksa başkalarının aklıyla hareket ederse geldiğimiz noktadan daha ileri gidemez.
 
     Analar ağlamasın diye yola çıkılan bu projede bazı yanlışlar da yapıldı. Yanlışlar yapıldı diye bu projeden vazgeçilmesi doğru değildir. Gitmek zorunda olduğunuz bir yere aracınız arızalandı diye vazgeçmek olur mu? Elbette hayır. En fazla aracınızı değiştirirsiniz ve doğru araçla yola devam edersiniz. Türkiye yıllarca kendi politikalarını uygulayamadığı için hep yanlışlar yaptı. Sadece Kürt sorununda değil, toplumsal hayatla ilgili bütün kesimlerde yanlışlar yapıldı. Bu sanki bilinçli olarak yapılarak Türkiye’nin dışarıda güçlü olmasını önleme projesi olarak algılandı halk tarafından. Ülke içinde zorlama sorunlar meydana getirilerek içine kapanık, komşuları ile düşman biraz normalleşildiğinde askeri darbeler yapılan üçüncü dünya bir ülkeye dönüştürüldü Türkiye.
 
     Bu açılımda doğru olan sorunu kabullenip tüm kesimlerin fikrini almaktı. Ancak askeri tedbirleri bir anda sanki iş bitmiş gibi terk etmek en büyük yanlış olmuştur bu süreçte. Bu işin sosyal, psikolojik ve askeri yönleri birlikte yürütülerek çözüme ancak ulaşılabilir. Zaman zaman bu parametrelerin biri öne çıkar diğerleri geriye düşer. Böyle olması işin doğru yola girdiğine işarettir. Yöntem olarak askeri çözümler hep masada olmak zorundadır bu mücadelede. Tabi ki bu işin askeri boyutu eskiden olduğu gibi suçlu suçsuz ayırt etmeden yapılmamalıdır. Eğer hala bunca iyi niyet, bunca çözüm odaklı politikalar ortaya konmuşken silaha daha sıkı sarılarak analar ağlatılıyorsa devlet elinden bırakma zafiyeti gösterdiği silahı yeniden daha sıkı kavrayarak ele almalıdır. Devlete ve millete asi olanların devletle başa çıkamayacaklarını göstermelidir devlet. Yani devlet silahla bir yerlere varılamayacağını elindeki silahı göstererek kalın kafalara sokmalıdır. Bu manada geç de olsa yapılan hava harekâtını olumlu buluyorum. Bu kararlılık sonuna kadar devam etmelidir. Terör örgütü artık bu barınaklarında rahat uyuyup askerimizi ve milletimizi öldürme cesaretini gösterememelidir. Devletin şefkatli kollarına teslim olmaktan başka çare olmadığını anlayana kadar bu silahlı mücadele devam ettirilmelidir.
 
     Bunların yanında işkenceye sıfır tolerans, halkı topyekûn düşman bellemek, sosyal politikalardan vazgeçme zaa iyetine kapılınmamalıdır. Halkın içinde olmadığı sadece silahla çözümü isteyenler geçmişin heveskârıdırlar. Onlar çözümsüzlüğü arzulayanlardır. Bu da daha çok anaların ağlaması demektir. Bu milletin daha çok anası ağlamasın diye eski kof ve kaba anlayışa dönülmememledir. Şimdi içimiz kan ağlasa da ileride daha mutlu, güzel ve güçlü bir Türkiye için açılıma devam edilmelidir. Türkiye terörle mücadele konseptini geliştirerek değiştirmesi bence çok olumlu bir adım olarak görülmelidir. Bu sayede daha etkin ve kalıcı başarılar sağlanabilir. Son günlerde askerin kışlaya dönmesi ordunun asli vazifesine bürünmesi bu mücadelede Türkiye’nin başaracağına olan inancı artırmaktadır. Yabancı unsurlara karşı gösterilecek olumlu ilişkiler bu yolda terörle mücadeleye ivme kazandıracaktır.