Yönetimi altında bulunan televizyon ve gazetelerinin yayınlarından anlaşıldığına göre “Cemaat” savaşa devam kararı aldı. Öyle görünüyor ki, elindeki en son oku atıncaya kadar da bu savaşı devam ettirecek. Meselenin siyasi olması sadece o alanın içerisinde tartışılmasına sebep olmuştur. Oysa bu işin bir de dini boyutu vardır.  Çünkü ortada şartlara göre kendisini bazen dini, bazen de kültürel faaliyet olarak tanımlayan bir yapı vardır. O halde kendisini dini teşkilat olarak tanımlayan bir yapı , hangi hareketlerinin dine uygun olduğunun  ,hangilerinin de uygun olmadığı hususunun tartışılacağı  bir alana girmesini  ve değerlendirmeye tabi tutulmasını da kabullenmiş olmaktadır.

 

Cemaatlerin ortaya çıkış sebepleri sosyolojik olarak incelendiğinde kökü sahabeye dayananlar, dinin yok olma tehlikesine karşı durmak, Müslüman kimliğinin ortadan kaldırılmasının önüne geçmek gibi ulvi bir amaca yöneliktir. Kulu rabbine yakın kılmak, daha tasavvufi yaşam kazanmak adına yapılan ve dünyevi hesapları bir kenara koyarak yürüyenleri, olması gereken müesseseler olarak bu tartışmanın dışına çıkarmalıyız. Çünkü cemaatler dünyevi bakımdan değil, kulu rabbi nezdinde yükseltecek zemini hazırlayan gayretler olarak var olmalıdırlar da…

 

Ancak Hizmet hareketi mensupları Ak Parti iktidarına kadar, yönetmek idare etmek işine "siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım" sözü ile yaklaştıklarındandır ki, o güne kadar Ecevit ve Demirel'in gözbebeği haline gelmişlerdi.

 

Kendini bazen dini, bazen de sivil toplum kuruluşu gibi takdim eden bu yapı, aslında hiç biri olmayı başaramamıştır. Tarifi mümkün olmayacak biçimde üçüncü bir kimliğe bürünmüştür. Bu durum onu ilkelerinden savurmuş, kendisinin ne olduğunun tarifini yapmak yerine, daha çok ne olmadığını anlatmaya çalışan sorunlu ve sınırları çizilemeyen bir mekanizmaya çevirmiştir. Dershanelere kayıt yapan öğrencilerden aldığı fahiş rakamlara itiraz edenlere ve taksitini ödeyemeyen bir veliyi icraya verirlerken ticari kurum olduklarını söylüyorlar, hükümetin vatandaş lehine aldığı karar doğrultusundan dershaneleri kapatma girişimini de dini engellemek olarak görüyorlardı.

 

Ezan okunmayan yerlerde yaşadıkları zorlukları hüzünle anlatıp okullarına para topluyorlardı. O halde yurt dışında eğittiğiniz çocuklara Türkçe olimpiyatlarında, şarkı yarışmaları yaptırmak yerine, ezan okuma yarışmaları niçin düzenlemiyorsunuz sorusuna çok içerleniyorlar ve dini bir kurum değiliz ki savunmasında bulunuyorlardı. Para toplarken dini, uygulamada kültürel faaliyet yaptıklarını söylüyorlardı.

 

Kimse yok mu derneğine, başka benzeri derneklere yaptığımız itirazı yaptığımızda kızıyorlardı. Oysa bu dernekler İslam’ın yardımlaşmadan beklediği dini sonucu değil, siyasi neticeler getiriyordu. Siyasi hassasiyet dini hassasiyetin önüne geçiyordu. Bir zenginin, oturduğu binada ölüm döşeğinde ihtiyaç sahibi elektriği suyu kesilen bir hasta varken, onunla aynı binada oturan zenginden para alıp Afrika’da onun adına kurban kesmek dini bir görev değildir, aksine siyasidir.Bunu yapacaksa  sivil toplum kuruluşları değil, devlet yapmalıdır.

 

Üç hata işlenmektedir bu fiilde. Zengin kendi eliyle fakirin eline dokunarak yapması gereken yardımı yapamıyor ve fakirin zengine düşman olduğu bir yapı meydana geliyor, fakirin hakkı olan para başka bir yere kaydırılıyor,hak yerini bulmuyor,toplumu oluşturan tuğlaların arasındaki çimento görevini ifa edecek yardımlaşma engellenmiş oluyor.Tuğla çimentosuz ülkemizde, çimento tuğlasız Afrika'da.Bu sonuç  islama uygun değildir.

 

 Kemalistleri örnek aldılar. Nasıl ki onlar,bürokratik yapıyı elde edince ülkenin idaresinde söz sahibi oldular, cemaatte aynı yoldan giderek başarılı olacağını zannetti.Oysa Kemalistler idarelerini ,ellerine geçirdikleri kurumların özgül ağırlığı ile baskı oluşturarak ayakta tutmaktaydılar.Dolayısıyla bu kötü örnek günümüzde geçerliliğini kaybetmiş,demokratik bilinç ilerlemişti.Bunun farkında olmayan cemaat mensupları kurumlar içinde bulunan bir takım adamları ile ,Kemalistlerin benzeri bir ağırlık oluşturmak istediler ama olmadı. Milletimiz bunu reddetti. Kemalistlerden cemaati ayırması gereken özellik, gerekçe ne olursa olsun isyan etmek değil,devlet başkanına itaat etmenin farz olmasıydı.Burada sözde demokrasiye uymak,dine uymaya tercih edilmiştir.

 

Yurtlarında yetiştirdikleri öğrencilerde daha çok teknik fakültelerde okuyan öğrencileri ve hukuk,siyasal öğrencilerini tercih ediyorlardı.Bu sebeple İlahiyat kökenli,İmam Hatipli öğrencileri pek yoktur.Çünkü bu okullarda okuyanlar,Kuran,Sünnet,icma,kıyas dediğimiz şeriatın dört kaynağına doğrudan müracaat edebiliyorlar.Oysa cemaat kendi bünyesindeki teknik öğrencilere Fethullah Gülen penceresinden bir İslam sunmaktaydı.Bu da denizden bir damla suya bakarak dünyadaki suyu anlamak gibi bir şeydi.

 

Bu yöndeki eksikliklerini İslam adına yaptıkları konuşmalarda hissettiriyorlar.Gözaltına alınan bir emniyet müdürü ,hatim yaptığını iki cüz’ünün kaldığını söylemesi,bu iki cüz’ü de dışarıdaki kardeşlerine bırakması İslami mücadelede ne kadar zayıf olduğuna işarettir.Oysa o, iki cüz’ün hapiste okunmasının daha değerli olacağını bilecek kadar kültüre sahip olabilirdi. Kısacası İslami konularda ellisinden sonra şoförlük öğrenen kişi gibiler…

 

Arı ölüyor elimden bir şey gelmediğinden ağlıyorum,yolda karınca var onları ezmemek için saatlerce bekliyorum , Fethullah Gülen’e ait iki hikayeden alıntıdır.Ya evlerine ateş salmak,yuvalarını yıkmak şeklinde beddua etmek de neyin nesiydi.Beddua ettiğiniz o evlerde anne,baba,eş,çocuklar bulunmaktaydı hatta,kuşlar,balıklar evin sahibinden izinsiz eve girmiş sinek ve arılar vardı…Bu ne yaman çelişkidir değil mi?

 

Bir de buna ,beddua değildi demeleri yok mu?

 

Ne zaman  eller ayaklar kaldırılarak,öfkeden çıldırmış,yüz kıpkırmızı,ne dediğini bilmeyen biri edası ile dua edilmiştir tarih boyunca.Oysa onu kurtaracak en kolay savunma ,hata yaptım diyebilmesiydi.Bu erdemi gösterebilseydi.Merhum Necmettin Erbakan’ın partisi kapatıldığında “bu kararın tarihte nokta kadar değeri yoktur” diyebilmek ne vakur bir duruştur değil mi? O kararı alanlar İslam adına ne varsa yıkıp yakmışlardı.Oysa bugün cemaatle mücadele edilmesi kararını  alanlar,cemaatinde yapmak istediklerini yapan,dindar kesimin çok büyük oranda  desteğine sahip olan bir  partidir.Merak etmesinler cemaat mensuplarının yapmak istediklerinden çok daha fazlası yapılacak…

 

Ne kadar zayıflar ki,gazeteci ve emniyet mensuplarının tutuklanmalarına dünyanın bazı ülkelerindeki Türkiye düşmanı siyasetçilerin  konuştukları ile itiraz ediyorlar.Bu yolla haklı olduklarını göstermeye ve kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar.Bilmez mi onlar,Mısır’da binler,Suriye’de yüz binler öldürülürken ses çıkarmayanların eleştirileri bizim gözümüzde , köpek havlaması kadar kıymete sahip değildir.Türkiye düşmanlarının onları  sahiplenmesi,zaten var olan kuşkularımızın daha da artırmaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır.Oysa sizler İslama hizmet edenler olsaydınız onların sizi övmesini değil, yermesini beklemeliydiniz!

 

Bu mücadele çok da hayırlı olmuştur.Hükümete yönelik hamle bize göre açık fakat ,bazılarına göre gizli kapaklı olan işlerin açığa çıkmasına neden olmuştur.Henüz tam anlamıyla etkisini kaybetmediğini düşünüyorum.Çünkü cemaat Ak Parti ve hükümet düşmanlarını kendi bünyesinde toplama cihetine gitmiştir.Saçı sakalı dağınık,konuştuğunda hemen her kelimesinden İslam terbiyesi almadığı kolayca anlaşılan ,bir çok kimsenin toplandığı adrese dönüştürmüştür.Bu durumdan da rahatsız değillerdir.

 

Daha da önemlisi görünürde hiyerarşik yapıya sahip olmayan cemaat, Fethullah Gülen çekildikten sonra nasıl bir yapıya dönüşür bunu ön görebileniniz var mıdır?Dünyanın her tarafına yayılmış ve kontrolü ancak dünyayı idare eden küresel güçler tarafından yapılabilecek bir faaliyet  ülkemiz için büyük bir tehdittir.Kısa zamanda küresel güçlerin  bu derece büyümesine müsaade etmeleri de  bunun içindir zaten.

 

Cemaatin gücünü kaybettiği düşüncesinde değilim ben.Küresel güçler başka ülkeler üzerinde yürüttükleri hesaplarını sadece askeri darbe ile değil ,paralel yapının Türkiye’deki hamlesi ile de olabileceği alternatifini gördüler.Bu onlar açısından çok da heyecan verici olmuştur.Buna göre bu teşkilatın uluslar arası alanda korumaya alınması,elemanlarına sahip çıkılması,askeri darbe yöntemi dışında oluşan milli iradeyi al aşağı edebilme alternatifini koruma girişimleridir.

 

Küresel güçlerin,İslami çalışmaya bu derece sahip çıkma hevesi neyin nesidir?

 

Cemaat mi İslam’a ait bir çalışma değil,yoksa gavur mu Müslüman oldu?

 

Bu iki zıt durumun bir araya gelmesini  Kuran-ı Kerim mümkün görmüyor ve haliyle bizlerde…

 

Not: Bugün yaşadıklarımızı iki yıl önceden haber verdiğim yazım(  http://www.ofhavadis.com/sen-bizden-misin-makale,412.html  )

 

Ömer ALÇEP