Birkaç gün önce TRT Belgeselde harika bir belgesel izledim. Konu yaklaşık sekiz bin metre Himayalarda yaşayan bir Budist halk. Bu halk ölülerini hastalık yaymasın diye gömmüyorlar cesedi parçalayarak akbabalara vermekteler. Konu işlenirken halktan biri ölüyor. Çocukları bu ölen adamı sırtlarında taşıyarak ölü parçaladıkları bir yer var dağda. Buraya getirerek adamı parçaladılar ve akbabalara verdiler. Belgeseli hazırlayan kişi bu ritüeli verirken hem bu ölünün çoluk çocuğu bir hastalığın yayılmasının önüne geçtiğini ve hem de akbabalara et ve kan ziyafeti verildiğini söylüyordu.
Yeryüzünde ölü defniyle ilgili çok farklı uygulamalar var. Hindistan’a baktığımızda Hindular ölülerini yakıyor. Sonra da ölünün küllerini Ganj Nehrine atmaktalar. Avrupa’ya baktığımızda Avrupa’da Avrupalılar ölülerini fırınlarda yakarak küllerini saklamaktalar. Japonlarda da durum hemen hemen aynı. Japonlarda ölülerini yakarak küllerini saklamaktalar. Diğer ülkeler ve dinlerde de durum aynı gibi.
Ölülerine biz Müslümanların hürmet gösterdiği gibi herhangi bir belde ve din yoktur. Bizler ölülerimizi önce yıkarken boy abdesti aldırırız. Sonra kefenleriz. Sonra da farzı kifaye yani bir grup Müslümanın yerine getirmesiyle diğer Müslümanlar üzerinden düşen bir namaz olan cenaze namazı kılarız. Daha sonra da ölümüzü tüm bu hazırlıklardan sonra da toprağa sonsuz aleme yolcu ederiz. Tüm bu hazırlıklar ölülerimize verdiğimiz değeri ortaya koymaktadır. Ayrıca bu yönlü yukarı da yazdığım gibi yeryüzünde herhangi bir din ve kavimde ölülerine hürmet göstermemektedir.
Biz Müslümanlar insanın hayatına hürmet gösterdiğimiz gibi ölüsüne de hürmet göstermekteyiz. Bizlerin mezarları aşırıya kaçmadan düzenlenir. Başlıkları en güzel şekliyle hazırlanır ve defin işinden sonra yaklaşık bir iki hafta sonra takılır. Bizler ölülerimizi defnettikten sonra Peygamberimizden gelen mezar ziyaretlerimiz vardır. Fırsat bulduğumuz her zaman diliminde mezarlarımızı ziyaret ederek ölülerimize Kuran okur ve ebedi hayatlarında rahat bir hayat geçirsinler diye de dua ederiz. Mezar ziyaretleri Peygamberimizin hayatında mevcuttur. Peygamberimiz yakın akraba ve dostlarının mezarlarını ziyaret ederek onlara hayır dualarda bulunmuştur. Ayrıca “ İbret almak adına da ölülerinizi ziyaret ediniz. “ diyerek definden sonra da fırsat bulunan uygun vakitlerde mezarlarımızın ziyaret edilmesini de bizlere sünnet olarak bırakmıştır.
Durum o kadar ilginçtir ki Peygamberimiz amcası Ebu Talibin hanımı yengesi vefat ettiğinde mezara girmiş mezara uzanmış ve yengesinin avf ve mağfiret edilmesi için de Rabbimize dua buyurduğu meşhur hadis kitaplarında yazılıdır. Biz o kadar ki ölülerimize düşkünüz.
Bizlerin dininde yani İslam’da ölü yıkanması, kefenlenmesi, cenaze namazı ve defin işlemleri ibadet olarak değerlendirilmektedir. Bizler bu işi ibadet olarak yaparız diğer haklar ve dinlere mensup insanlar bu işi bir boş iş olarak görmekteler. Bunun sebebi de bizler ölümle birlikte ahiret denilen bir hayat inanmaktayız. Ve Allah nasip ederse inşallah ahirette cennete gittiğimizde Peygamberimizin ifade ettiği gibi çoluk çocuk ve akrabalarımızla aynen dünyada olduğu gibi beraber olacağız.
Ölüm. Asli hayatımıza geçiş…