Refah partisinin kapatılması ve ülkemizde bedeli ödenen maddi ve manevi ağır faturası, sadece askere mi mal edilmelidir?
Asker olmasaydı Refah Partisi içerden bir bölünme geçirmeyecek miydi?
Asıl gerekçe dini ilerleme ve hareketlenme miydi?
Türkiye'de o güne kadar devlet imkanlarından beslenmeye alışmış zenginler, asiller, laikler, bütün çabalarına rağmen yine de Refah Partisi'nin seçimi kazanmasını engelleyemediler. Bu halde onlar devlet imkanlarını başka bir zümreye terk mi edeceklerdi?
Muhalif olmalarından dolayı sistemin dışında kalan ve kısa sürede bir daha etkin olmayacaklarını gördüklerinde de devletin imkanlarını kullanmanın bir formülünü yeniden aramayacaklar mıydı?
Darbe kim ne derse desin ,devletin imkanlarına yeniden konma hevesi ve parayı kimin idare edeceği meselesiydi. Bu darbenin o günlerde Refah Partisinin içerisinden önemli destekçileri de vardı...
O günlerde dini hassasiyet sahibi olduklarından bazı anormal gayretlere itiraz edenler, parti içerisinde bir takım şeytani sözlerle itilip kalkılıyorlardı. Bu şeytani sözlerden birkaçı "Bu iyi bir fırsattır , Müslüman zengin olmalıdır, başkası da kazanmayacak mı bu işlerden " gibi daha bir çok mide bulandırıcı ifadelerdir.
İkiye ayrılmıştı Refah Partisi içeriden, yanlış ve hatalara ne olursa olsun karşı çıkanlar, bir de yanlışlardan istifade etmek ve kazanmak isteyenler. "Ah bir olmasalar" denilen grup ile o günü "dar bekleyenler" arasındaki tartışmalar alıp başını gidiyordu.
İktidar iyi bir fırsattır düşüncesinde olanlar ile, Refah Parti'sine muhalefet ettikleri için devlet imkanlarından istifade etmenin dışında kalanlar arasında, sosyolojik bir amaç birlikteliği oluşmuştu ve bir araya gelmeliydiler.
İki farklı grup ama amaç aynıydı, yani devlet imkanlarını kavga etmeden güzelce bölüşmek. 28 Şubat süreci bu iki guruba iki faydayı birden sağlamıştı. Hem içerdeki Milli Görüş çizgisinde olup yanlışlara direnenleri sistemin dışına itti, hem de muhalefet ettikleri için dışarıda kalan devlet imkanlarından beslenmeye alışık olanları, partinin içinde onlarla aynı fikirde olanlarla birleştirdi.
Dindar ve hassas insanların devlet kadrolarında görev almalarının yolu büsbütün kapatıldı. El Ezher üniversitesi mezunlarının diploma denklikleri "uç fikirli bunlar " suçlamasıyla iptal edildi. Yanlışlara itiraz edenler "hoca" olmakla suçlandı.
Darbe olunca öyle bir rahatlama havası esti ki onlar iyi ki hocalardan kurtulmuşlardı. Artık kolaylıkla ülkeyi yıkıp yeniden imar edeceklerdi, Çok büyük hizmetler yapacaklardı da "ah şu hocalar yok muydu, büyük işler yapacaklardı da ah şu önden engel koyup arkadan çengel takanlar adamlar olmasaydı...
Dini meseleler ön planda tartışılsa da asıl mesele sorunsuz devlet imkanlarını paylaşmak meselesiydi. Şimdiler de tartışma yeniden alevlendi. Bu tartışmanın asıl sebebi o günlerde sistemin dışına itilen Milli Görüşçülerin yeniden sistemin içine girmek gayreti olmasın...
Hep dışarıdan müdahale edenleri hedef tahtasına oturturken, burnumuzun dibindekileri ihmale ettik.
Kilo metrelerce uzaklıktaki Sisi ve Esed ile uğraşmaktan hakikatleri görmeyi başaramadık! Çünkü ona saldırmak kaybettirmez anladınız mı?
Böyle olmadı diyenlere de şöyle bir soru yerinde olur. İki kardeş Refah Partisindeyken çocukları boşta gezerdi, bir kardeşin çocukları çok daha liyakat sahibi olmalarına rağmen boşta ,diğer kardeşin üç evladının en güzel ve prestijli devlet işlerde iş bulup çalışmaları bir tesadüf müdür...?
Ömer ALÇEP