Türkiye yeni bir seçim heyecanının son anlarını yaşıyor. Her ne kadar halkoylaması olsa da tercihler bakımından tam bir seçim hüviyeti kazandı halkoylaması. Her sandık yeni bir umutla konuldu milletin önüne. Millet de bu heyecanı iliklerine kadar hissederek yaşadı. Ülkemizde siyaset yapanlar proje üretemeyince halkın dikkatini çekmek için kutuplaştırma yolunu tutarak halkı yanlarına çekmenin çarelerini aradılar. Halk da buna prim verdiği için yani seçimleri önemseyince en geçerli yol bu yol oluyor. Seçim demek halkı hatırlamak olduğunu bildiği için halk bunun tadını çıkarıyor.Bırakın biraz bunun tadını yaşasınlar.
Hayata ne verirsen hayat da sana onun daha güzelini verir. Pazar günü ülkemiz siyasi tarihi bakımından önemli bir sınav geçirecek. Bu sınav kimilerine göre bir felaket, kimilerine göre büyük bir kurtuluşa kapı aralayacaktır. Sonuç ne olursa olsun bizim için kazanan millet olsun yeter. Bu zamana kadar millete kaybettirenlerin kazandığı hiç görülmedi. Belki acı ve elem dolu yıllar yaşamış bu millet ama sonunda aklı ve feraseti sayesinde bu felaketlerden kurtulmayı başardı. Millete hesap ödetenlere millet hesabı hep ödemiştir. Yeter ki sabredebilsin.
Halk oylamasında son haftaya girdik. Herkes çalıştığının karşılığını alacağı ilahi gerçeğini yaşayacağız. Millete güven ve umut verenler kazanacak, millete korku ve umutsuzluk pompalayanlar kaybedecektir. Bir de milleti yok sayanlar, ona hakaret edenler de kaybedecektir. Yıllarca ülkemizde halkın isteklerini değil de belli güçlerin dediğini yapanlar güçlerini halktan değil bu odaklardan almıştır. Güç odaklarını kaybedenler feryat ediyor, tüm güçleriyle halkı yok sayıyorlar.
Bir papatya falı gibi evet ya da hayır çekmek olmayacaktır tabi ki halkoylamasının sonucu. Herkesin kendine göre bir tercihi ve kendine göre bir beklentisi var. Ana Muhalefet Partisi yıllarca millete umut olamadı gitti. Milleti korkularla, dayatmalarla yönetmenin zevkini yaşadığı için şimdi de aynı anlayışın devam etmesi için çalışıyor. Her ne kadar halkın içinde çok fazla olmasalar da salonlarda sıcak ortamlarda keyifli nutuklarla gaza gelerek ne yaptıklarını anlamadan büyük sözler sarf ediyorlar. Sonra da salonlardan sokağa çıkınca sokağın serinliğini fark ediyorlar. Bu sefer ne kadar yanlış şeyler söylediklerini anlıyorlar. Yanlışlarını düzeltmek için yeni yanlışlara sarılıyorlar. Yarınki Türkiye’de yer alma umudunu yitirenler; dünün birbirlerine karşı takındıkları tavrı bırakarak ortak bir “hayır” dilinde mi buluşuyorlar? Sanki ortak çıkarlar insanları ortak dostluklara ve ortak düşmanlıklara itiyor. Siyasi geleneklerinde dün yürütmenin çift başlığından yakınanlar bugün onun aksini savunması ne kadar tezat bir durumdur.
Tüm gücüyle evet demek için sahalara çıkan iktidar ve bölünmüş de olsa muhalefet partisi ülkeye seçim atmosferini yaşatıyor. Cumhurbaşkanı da açılış töreni bahanesiyle “evet” kampanyasında var gücüyle meydanları inletiyor. Gitmekte olduğumuz referandum göstermiştir ki Cumhurbaşkanı Erdoğan siyasetin hep aktif tarafında yer almalıdır. En azından kendisi ve halk bunu istediğini görüyoruz. Gerçekten bu adamlar kendi ikbal ve istikballeri için mi başkanlık sistemini istiyor? Tüm seçimlerde zaferle çıkan ve cumhurbaşkanlığındaki geniş yetki ve sorumsuzluğuna rağmen bunu kendisi için istediği düşüncesi bende mevcut değildir. Üstelik adam ne kadar daha yaşayacak ve kendini başkan seçtirecek. Bize 70’li yılları, 80’li yılları anlatırlardı. Koalisyon dönemlerinin karanlıklarını anlatırlardı. Bizler 90’larda koalisyonların en acılarını yaşayarak gördük. 2 binli yılların başındaki siyasetiyle, ekonomisiyle, sosyal - kültürüyle tükenmiş bir koalisyon dönemini yaşadık. Adeta sıfırı tüketmiş bir ülke kazandığı tek başına iktidar şansı sayesinde önemli mesafeler aldı. Belki kontrollü bir istikrar sağlanmış olsa da Türkiye’nin ayakları üzerinde bu kadar uzun süre durmaya çalışması kimsenin hoşuna gitmedi. O anlamda her türlü engellemeler yapılmaya çalışıldı. Yeter ki Türkiye kaybetsin noktasına gelen bir muhalif yapı meydana geldi. Bir nevi düşmanla aynı idealleri paylaşır hale geldi muhalif düşünenler.
Ülkede her zaman Menderes gibi, Özal gibi, Erdoğan gibi güçlü liderleri bulup da istikrar sağlaması mümkün değildir. Türkiye için dönemsel siyasi istikrardan ziyade sistem kendi içinde vatandaşın üzerinde uzlaşacağı birini seçecektir. Bu kişi asla vatandaşın inanç ve değerlerine karşı olmayacaktır. Şayet halkoylaması kabul edilirse yürütme cumhurbaşkanının elinde toplanacak. Böylece ülkemiz için ve bölge için önemli siyasi istikrar sağlanmış olacak. Yıllarca içimizde koalisyonlarla iktidarı paylaşanların en büyük sorunu o eski günlerin bir daha geri gelemeyecek olmasıdır. Karanlıktan medet umanların aydınlık düşmanları olur.
16 Nisan için sokağın nabzı siyasi olarak ülkenin yönetimsel açıdan tek elde toplayacağı Cumhurbaşkanlığı sisteminin kabul edileceğini yansıtıyor. Etrafındaki ateş çemberi her geçen gün daralırken Türkiye’nin yakalayacağı uzun süreli siyasi istikrar önemli bir güç olacaktır. 7 Haziran seçimleri ile ufukta beliren koalisyon umutlarını 1 Kasımda sandığa gömen Türk Milleti yeni bir siyaset kapısı açacaktır. Millet korkuya değil umuda ve gelecekten beklentilere bakıyor. Ben inanıyorum ki korku değil umut kazanacaktır. Karar da söz de milletindir. Allah milletimizi korusun.