Yazmak ya da yazmamak…

Yazmak ya da yazmamak…

 

Bazen kelime bulamazsınız yazacak, klavye başında bekler durur parmaklarınız… Beyniniz hükmetmez sinir uçlarınıza ve öylece bekler durursunuz…

 

Bazen yazacak o kadar çok şey vardır ki, beyninizde fırtınalar kopar… Bir an önce düşüncelerinizi satırlara dökmek istersiniz…

 

Bazen de yazacak çok şeyiniz olduğu halde kendinizi yazmamaya zorlarsınız… Kontrolü kaybetmekten korkarsınız…

 

Şu an bu durumlardan sonuncusunu yaşıyorum… Yine bir Pazartesi günü akşamı… Hatta gecenin yarısını a geçtik… Salı sabahına doğru yol alıyoruz… Bu haftalık da gazetenin son bölümlerine yaklaştık… Gazeteyi derleyip toparlayıp baskıya hazırlıyorum. Sıra köşe yazısına geldi… Yazayım mı yazmayayım mı diye düşünüyordum ki yazmaya karar verdim…

 

Yazacak o kadar çok şey var ki… Aylardır süren terör temizliğine mi değinsem, bu temizlik esnasında verdiğimiz onlarca şehidimizi mi yazsam… Her gün birer ikişer kaybettiğimiz gencecik askerlerimizin ve polislerimizin şehit oluşlarının sıradanlaştırıldığına mı değinsem…

 

Tırmanan terör saldırılarına mı değinsem, Türkiye’yi yaşanılamaz hale getirmeye çalışan hainleri mi yazmak gerekiyor, güzel ülkemize verdikleri zararları mı yazsam… Terör nedeniyle kaybettiğimiz ekonomik değerlerimize mi değinsem…

 

Ankara’da Kızılay’ın göbeğinde yaşanan alçak saldırının külleri soğumadan bu kez İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde meydana gelen canlı bomba patlamasına mı değinsem…

 

Avrupa’da yaşanan benzer olaylarda basın ve sosyal medyada tek bir kare ölü ve kan resmi görmezken bizim sosyal medyalarımızda kopmuş kafa paylaşımları yapılmasına, TV kanallarının polislerimizle kavgalaşarak olay yerinden canlı yayın yapmasına mı değinsem…

 

Terör bahane edilerek Avrupa’da hakeme toslayan fenerin moral motivasyonunun iyi olmadığı için GS-FB derbisinin ertelenmesine mi değinsem…

 

Onlarca, yüzlerce, hatta binlerce uygulamasını doğru bulup desteklediğim Sayın Cumhurbaşkanımızın spora her bulaştığında hata ettiğini, son derbi maçının ertelenmesi ile ilgili TV programında gençlerin sorduğu soruya verdiği cevapla kendisini olayın dışında tutabileceği yerde kararın verilmesinin içine çektiğine mi değinsem…

 

Fener başkanının kendi tv’sinde ertelenen maçın Beşiktaş G.Saray maçından sonra oynanacağını açıklayacak kadar çirkef ve şikeci Azizin maçın ertelenmesinin arkasındaki gerçekleri açıkladığına mı değinsem…

 

Spor yazmamak için kendimi zorluyorum… Ülkemizde bu kadar sorun, bu kadar çözüm isteyen konu dururken bizlerin spora kafa yormalarını doğru bulmuyorum. Hastası olduğumuz Trabzonspor’un maçlarını bile kerhen izliyor, 90 dakikanın ötesine geçmiyorum… Bulunduğumuz ortamlarda açılan spor muhabbetine ayrılan zamanı boşa geçen zaman olarak gördüğümden yorum yapmaktan uzak duruyorum…

 

Cuma günü 18 Mart Çanakkale Zaferinin 101.yılı ve Şehitler Gününü kutladık. Protokol gereği yapılan resmi tören ve diğer etkinliklere katıldık. Hafta başında İstiklal Marşımızın kabulü nedeniyle düzenlenen etkinliklerdeydik.

 

O programda çocuklarımızın İstiklal Marşımızı okurken gösterdikleri performans ve duygulu anları yaşamışken birkaç gün sonra düzenlenen Şehitler Günü etkinliğinde İstiklal Marşımızı okurken sesimizin duyulmaması için adeta çapa sarf edişimize mi üzülsem…

 

Neden değerlerimize bu kadar nankörüz,  neden değerlerimize gereken hassasiyeti göstermiyoruz… Neden değerlerimize bu kadar uzağız…

 

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak,

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak,

O benimdir, o benim milletimindir ancak…