Artık okul dönemi sonu 17 milyon çocuk-genç karnelerini aldılar.. Biliyorsunuz, okullar yine tâtile girdiler, çocuklar, karneleriyle evlere geldiler..
Karneler, öğrencilerin her dersten aldıkları not durumlarını, başarılı-başarısız olduklarını gösterir belgeler..
Çocukların Karneleri bizlere ahiretimizi hatırlatmalı..
Hayatımızı, dünyada yaptıklarımızın veya gücümüzün yetip de yapmadıklarımızın karşılığı olarak, sicil dosyamızı..
Kendimize ait belge-karnemiz ayarında olacak, mahşerde hesabın görülmesinden sonra durumumuzu açıklayan “Amel defterimizi” ve elimize verilecek, İsrâ sûresi 14. âyette hatırlatıldığı gibi; al “Oku” denecek Kitabınızı düşünelim…
Allah’a hamd-u senalar olsun, hergün biraz daha artan genç bir nüfus potansiyeline sahibiz. Bu gerçekten çok büyük bir nîmettir. Bu nimetin kadrini tam olarak anlamamız ve ona göre tedbirler almamız gerekmektedir. İnsânî ve ahlâkî değerlerin hergün erozyona uğradığı, kızlarla erkeklerin aynı sınıflarda bulunarak karma eğitim sisteminin getirdiği ahlâkî ve eğitim sorunlarının her dönem arttığı bir dünyada yaşıyoruz. İslam’a ve insanlığa faydalı hizmetlerde bulunacak, insanlara bugün dünden daha ziyâde ihtiyacımız vardır. Bunun yolu da evvelâ; iman, ahlak, edep ve haya eğitiminden geçmektedir.
Dinimiz, bülûğa ermeden önce çocuklara dînî ve dünyevî bilgilerin verilmesini emretmektedir.
Ama çocuk önce Allah’ını tanıyacak.. Kitabını bilecek.. Ahlak edep hürmet öğrenecek.. Peki bu nasıl olacak.. İşte burada herkese görev düşüyor..
Bunun en güzel örneğini, Sultan II. Mahmud Hânın, ülkenin her tarafına bütün Osmanlı çoğrafyasına gönderdiği bir ferman teşkil eder. Sultan II. Mahmud tarafindan 1824'te "Talim-i sibyân hakkinda ferman" adında Kânun çıkartır.. (1)
Dellâl, münâdî elinde davul vuruyor, sokaklarda bağırıyordu:
Eyyy Ahâââlîîî.. Duyduuuk Duymadııık Demeyiiiin.. Padişâhımızın fermânıdııııır:
Evvelâ çocuklaarr dînini öğreneceeek,
Kur’ânını, tecvidini, ahlâkını öğreneceeek,
sonra işe çalıştırılacaktıııır…
İslâmî eğitimin lâyıkı vechile öğretilsin, sonra, dünyaya işe ticârete yönlendirilsiiin”
Özetle:
..“Dinî vecibeleri öğretmek ve seçeceği mesleğin bilgilerine sahip kılmak babaların çocuklarına karşı ilk vazifesidir.
Ne yazık ki, bir zamandan beri birçok ana ve baba bunu unutarak, çocuklarını daha beş-altı yaşında kazanç hırsı ile sanat sahiplerinin yanına çırak olarak veriyorlar veya başıboş bırakıyorlar.
Çocukluk çağında câhil kalanlar ise, bülûğ çağlarında hem kendileri için, hem de memleket için dert oluyorlar.
Bu, iki dünyada cezayı gerektiren bir ihmaldir.
Sizlere emrediyorum ki, bu ferman elinize değdiği anda, bölgenizde 6 yaşını bitirmiş ne kadar çocuk varsa bunları tespit ediniz!
Mevcut mahalle mektepleri yetmiyorsa bina ve hoca bularak mektepsiz çocuk bırakmayınız!
Mektep çağında olduğu hâlde bu çocukları yanlarına alıp çalıştıranların şiddetle cezalandırılacaklarını ilân ediniz!
Anasız ve babasız olanlarla, okumaya gücü yetmeyenlerin tahsilini devletin temin edeceğini ilân ediniz!..”
Ne yazık ki, bir zamandan beri birçok ana ve baba bunu unutarak, çocuklarını daha beş-altı yaşında kazanç hırsı ile sanat sahiplerinin yanına çırak olarak veriyorlar veya başıboş bırakıyorlar.
Çocukluk çağında câhil kalanlar ise, bülûğ çağlarında hem kendileri için, hem de memleket için dert oluyorlar.
Bu, iki dünyada cezayı gerektiren bir ihmaldir.
Sizlere emrediyorum ki, bu ferman elinize değdiği anda, bölgenizde 6 yaşını bitirmiş ne kadar çocuk varsa bunları tespit ediniz!
Mevcut mahalle mektepleri yetmiyorsa bina ve hoca bularak mektepsiz çocuk bırakmayınız!
Mektep çağında olduğu hâlde bu çocukları yanlarına alıp çalıştıranların şiddetle cezalandırılacaklarını ilân ediniz!
Anasız ve babasız olanlarla, okumaya gücü yetmeyenlerin tahsilini devletin temin edeceğini ilân ediniz!..”
Bu ferman, 1854’de Sultan Abdülmecid Hân ve 1873’de Sultan Abdülaziz Hân tarafından da yine tekrarlanmıştır.
Devleti Âliyei Osmaniye çocuklar dini ahlakı öğrensin diye tedbir alıyor ve öğretilmezse ceza getiren ferman-emir buyruk yayınlıyor..
Hem o zamanki Osmanlı ev terbiyesini düşünün. Böyle olmasına rağmen tehlikeli gidişatı gören, sorumluluğunu bilen bir idârecinin almaya çalıştığı mühim tedbir.. Büluğ çağına erinceye kadar okutturmak ve mektep hocaları da mekteplerde bulunan çocukları güzelce okutup Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı ta’lim ve arkasından her çocuğun haysiyet ve istidadına göre tecvîd, ilmihal gibi risâleler okutarak İslâm Şerîatını ve dînî akîdelerini öğrenmeğe gayret eylesinler diye ferman kânun çıkarmak…
Düşünün ki o zaman internet yoktu..
Telefon yoktu…
Futbol, televizyon vb. zehirleyen zararlı yayınlar yoktu.. Kötü çevre ve arkadaş yoktu..
2.Abdülhamid cennetmekanın “Bizi yükselten dinimize duyduğumuz büyük ilgi, alâka ve sevgidir” sözünü unutmayalım.
Nerden nereye..
Bize bir nazar oldu,
Cumamız Pazar oldu,
Bize ne olduysa,
Hep azar azar oldu.. (2)
Cumamız Pazar oldu,
Bize ne olduysa,
Hep azar azar oldu.. (2)
Ecdâdın Mektep-okul anlayışına bakar mısınız: Çocuğun Mektebe gitmesinden maksat; Çocuk İnancını; Rabbini tanısın.. Kitabını; Kur’anını Tecvidini, İlmihalini, örtünmesini vb. bilsin diyedir..
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? (3)
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? (3)
Bu vesîle ile Yaz Kurslarının önemini kavrayalım, kavratalım..
Yaz kurslarımız 18 haziran pazartesi başlayacak: Şimdiden çocuğunuzu camiye getirerek, göndereceğiniz hoca ile tanıştırmanız güzel olacaktır.. Önümüzdeki dönem 4. Sınıfı bitirenlerin İmam Hatip okuluna kaydedilebileceklerini hatırlatalım..
Yitik değerlerimize, Millî benliğimize ve Mukaddes emânete sâhip çıkacak nesillerden olabilmemiz dileğiyle..
1-Ahmet Cevdet Paşa, Tarih, İstanbul 1309 XII
2- Arif Nihat 'tan Güzel bir Dörtlük
3- N. Fazıl KISAKÜREK Destan Şiirinden..