Gazetecilik mesleği zevkli ve zor bir meslektir. Her an her şeye hazır olmalısınız. Hayatınızı bir programa bağlama şansınız pek olmaz. Siz bir program yaparsınız, bir arkadaşınıza sohbet etmek için, çay içmek için söz verirsiniz. Çocuklara zaman ayırmak adına onlarla bir plan yaparsınız. Ancak bir telefon sizin tüm planlarınızı alt üst edebilir. Gazetecilik gereği o telefona duyarsız kalamazsınız. Ya önemli bir haber vardır yapılması gerekir, ya da size daha önceden haber verilemeyen bir toplantı vardır katılmanız gerekir.
Pazar Günü Ofspor–Altay maçından sonra büroda maç haberiyle uğraşırken Of Belediye Başkanımız Murat Saral bey geldi. Hayırdır, Pazar günü olmasına rağmen resmisiniz dedim başkana. Başkan da Gazeteci arkadaşımız Ömer Alkan’ı kıramadığını ve TV programına konuk olacağını söyledi.
Biraz sonra da Ömer bey geldi büroya. Programdan falan bahsedince Ömer bey bize de programa katılmayı teklif etti. Programa kısa süre var dedim. Hiçbir hazırlığımız yok nasıl olacak demeye bırakmadı Ömer bey, “Gazeteci hazırlanmaz, her zaman hazırdır” dedi. Ne de olsa bizden daha tecrübeliydi Ömer Bey. Evet demek zorunda kaldık. Başkan ve Ömer Beyle birlikte programa katılmak üzere yola çıktık.
TV programı için bu ilk denememiz değildi. 29 Mart Yerel Seçimleri öncesinde şimdiki vekilimiz Oktay Saral’ı ağırlamıştık Çay TV’de. Of Belediye Başkanlığı döneminin 3.sü öncesinde Of’taki diğer Gazeteci arkadaşlarla birlikte plan ve projelerini sormuştuk Oktay beye.
Bu ilk denememiz olmadığı için biraz daha rahattık ama takdir edersiniz ki sürekli yaptığımız bir olay değildi. Üstelik o program bir seçim öncesi programdı. Plan ve Proje anlamında soracağınız daha fazla soru bulabilme şansınız vardı.
Oysa bu program daha farklıydı. Yaklaşık 8 ay önce Of Belediye Başkanlığına seçilen Murat Başkan’a neler sorulabilirdi, ya da neler sormalıydık. Faruk Atamer kardeşimizin sunuculuğunu yaptığı program yaklaşık 2,5 saat sürdü. İnanın zaman nasıl geçti anlayamadık. Aklımıza gelen her şeyi sorduk başkana. Başkanın da ilk programı olmasına rağmen gayet başarılıydı. Sorularımıza verdiği cevaplarla, anlattığı projeleriyle Of’un sorunlarına ve çözümlerine ne kadar hazır olduğunu gösterdi.
TTV (Trabzon TV)’nin uyduda olmaması nedeniyle izlenme oranımız düşüktü elbette ama Pazartesi günü çok sayıda dostumuzdan telefon aldık. Başarılı bulup teşekkür eden arkadaşlarımıza, dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Bizi tekrar ve devamlı olarak görmek isteyen arkadaşlara da teşekkür ediyorum. Girişte de bahsettiğim gibi yoğunluğumuz gereği TV’ye biraz uzak duruyoruz. Ama ilerleyen zamanlarda Mevla ne kapı açar bilemiyoruz. Of için yapılabilecek ne kadar güzel iş, Of’un adını duyurabilecek ne kadar güzel hizmet varsa orada yer almak bizlerin zorunlu görevidir.
Bu programda emeği geçen Faruk Atamer ile Ömer Alkan’a ve sevgili başkanımız Murat Saral’a teşekkür ediyorum.
Maç oynanırken kural değiştirmek budur
ŞİKE yasası ile bitirmek istiyorum yazımı. Geçen hafta değinmeyi düşünmüştüm ama Ak Parti Of İlçe kongresine dalınca unuttum. Yazarlarımız İzzet ve Fatih beyler bu konuya gereğince değindiler. Arayıp bu konuda düşüncelerimiz soran dostlarımız da oldu. Birkaç cümle ile ben de düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.
Öncelikle şunu belirteyim. Bu yasaya neresinden bakarsanız Aziz Yıldırım’ı görüyorsunuz. Seçimlerden hemen önce çıkmış olan bir yasanın seçimlerin hemen ardından yeniden düzenlenerek tekrar TBMM’ye gelmesi nerden bakarsanız bakın yürütülmekte olan ŞİKE yasasına müdahaledir.
Memleketin bölünmez bütünlüğü de dahil olmak üzere hiçbir bir meselesinde birleşemeyen Meclisteki 4 parti bu yasa için birleşti. Bu bile tek başına bu işin ne kadar yanlış olduğunu göstermeye yeter bence. Yasada daha önce 10-12 yıl olarak belirlenen bir suçun cezasını 3-5 yıla indirmek en basit tabirle o suçun daha çok işlenmesine müsaade etmektik.
Yani siz kanunda ŞİKE yapan 10 yıl yatar diye madde koyuyorsunuz. Sonra karşınıza ŞİKE yapan biri çıkıyor pardon diyorsunuz. Bu ceza çok bunu 3’e indirelim de siz de bu sayede daha çok ŞİKE yapın.
Bizler çoluk çocuğumuzun rızkından keserek LİG TV’ye her ay yüksek miktarda para ödeyip TV karşısına geçip heyecanla acaba Eskişehir Fener’e çelme takabilir mi, Sivas bu Fener’le berabere kalabilir mi diye hesap kitap yaparken adamlar bizleri enayi yerine koyup cebimizden çaldıkları paralar yetmezmiş gibi bir de bizlerle dalga geçmediler mi?
O zaman bir daha kimsenin ŞİKE yapmaya yeltenmemesi için bu cezaların 10 yıl değil, 20 yıla çıkartılması gerekmez mi?
Bu işe kim karışmışsa, bizim başkanımız ve yöneticilerimiz de dahil olmak üzere en ağır cezayı çeksinler. Bizler dün başka, bugün başka düşünen ve konuşanlardan olmamalıyız. Bir suça bir ceza belirleyeceksiniz. Sonra o suçu en yakın arkadaşınız işleyince pardon ya deyip ceza miktarını indirmeye yelteneceksiniz. Bu maç oynanırken kural değiştirmenin en alasıdır.
Bu kanun bu süreç bitene kadar gündeme gelmemeliydi. Yürütülmekte olan mevcut dava bittikten sonra güncelleme yapılsa amenna diyebilirdik ama şimdi kimseyi ikna edemezsiniz.
Cumhurbaşkanının vetosunun ardından bu kanunun tekrar gündeme gelmesini beklemiyordum açıkçası ama anlaşılan kısa sürede değiştirilmeden yeniden meclisten geçerek cumhurbaşkanına gönderilecek.
Bana göre Cumhurbaşkanının yapması gereken tek şey var. Anayasa gereği onaylamak zorunda olduğu kanunu halkoylamasına sunmalıdır. Bu sayede iktidar ve muhalefet partileri Fenerlilerin tepkisinden kurtulurken, olaylardan rahatsızlık duyan bizim gibi düşünenler de halkın vereceği karara saygı duymak zorunda kalırız.
Yeni bir olay olana kadar ŞİKE’yi konuşmaya devam…