Suriyelilerle birlikte yaşamaya alışmak

Merhamet; insan için, insanda bulunması gereken önemli bir haslettir. İnanmanın ve insan olmanın bir gereği de mazluma, düşmüşe, muhtaç olana yardım elini uzatabilmektir. Üstelik bir  Müslüman olarak bize Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)  merhameti ve merhametli olmayı öğütlerken şöyle buyurarak; “Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.” ikaz ediyor. İnandığımızı ve inançlarımızı ortaya koymaktan geri durmadığımızı her seferinde söyleriz. Bunun gereğini yapmaya da çalışırız. Çoğu zaman neyi- nasıl yapacağımızı kestiremesek de yaşarız inanç temelli hayatın farklılıklarını.

 

Akıl İslam’ın Müslüman olmak için getirdiği ön koşuldur. Akıllı olmak aklını kullanmakla mümkündür. Aklını kullanamadığın aklın ne faydası olabilir ki? Yeryüzünde yaşanan bütün kan ve gözyaşı neredeyse tamamı Müslümanların yaşadığı coğrafyada cereyan ediyor. Bunların büyük bir bölümü de Müslümanların kendi aralarındaki mücadelelerinden oluşuyor. Anlaşılan bir üst akıl Müslümanlar arasında fitne ve fesat çıkararak Müslümanları birbirine düşman haline getirtiyor. Bilinmelidir ki Müslümanları birbirine düşman eden akıl hem Müslümanları birbirine düşman ediyor hem de kendilerini güven altına almış oluyor. Onlar için en iyi Müslüman ölü Müslüman’dır.

Türkiye inançları ve tarihi bağ nedeniyle sınırlarında meydana gelen olaylara kayıtsız kalamıyor. İçimizdeki bazıları bu tarihe ve inanca ters bir kimlik sahibi olduğundan bunun külliyen yanlış bir tutum olduğunu üzerine basa basa söylüyor. Büyük bir devletin bakiyesi üzerinde oturmak, o sorumluluğun hakkını vermekle mümkündür.

 

Allah kimseyi yerinden, yurdundan, vatanından mahrum bırakmasın. Suriye’de büyük bir dram yaşanıyor. Bölge üzerinde oynanan oyunlarda Suriye önemli bir kilometre taşı ifade ettiği için bunun acısını en fazla yaşayan Suriyeliler yaşıyor.  Güç dengelerinde kurbanlar masumlar oluyor. Pazarlık masasında Müslüman halklar meze edilirken yaşanan zulme” medeni” olduğunu iftiharla iddia eden ülkelerden ses çıkmıyor. Bu nasıl medeniyettir ki olaya inançlar üzerinden bakabiliyor. Hâlbuki zulmün rengi, dini, cinsiyeti ve bölgesi olamaz, olmamalıdır. Dünya bu çizgiye gelemedikten sonra insanlık hep tehlikede olacak, insanlık hep ölecektir.

 

Türkiye, Suriye konusunda ABD ve müttefiklerine çok güvenmekle ne büyük yanlışlık yaptığını görüyor ve anlıyor. Bütün dünyanın yapması gerekenini Türkiye yalnız başına yapmak zorunda kalıyor. Bunun sonucunda hem ekonomik, hem siyasi, hem de sosyal sıkıntılar yaşıyor. Ülke içinde zaten kırılgan bir güvenlik durumu yaşanan ülkemizde Suriyelilerin karga tulumba içeriye alınması ayrı bir güvenlik zafiyeti oluşturuyor. Tabi ki de mazluma kucak açalım, mazlumu koruyalım ancak ülkeye girdikten sonra başıboş kalanların ülkenin her köşesinde oluşturdukları sıkıntıları göz ardı edemeyiz. Üstelik merhamet istismarcılarının yoğun olduğu bir dönemde milletimizin merhamet duygularının yok olasına bir olumsuzlukta bunlar katıyor.

 

Cami avlularında, sokak başlarında, kuytu köşelerde elinde bir yazı dilencilik yapan Suriyeli artık ülkemizin bir sosyal gerçeği ve yarası haline geldi. Çoğunlukla anne, çocukların birlikte oluşturduğu gruba eşlerin de katılması artık işin masumluk boyutunu aşıyor. Ramazanda özellikle merhamet duyguları en üst düzeyde olduğu için insanımız infakta sınır tanımıyor. Elbette veren Allah rızası için veriyor. Peki, alan bu rızaya uygun mu buna da bakmak lazımdır. Üstelik bunlar kimdir, nereden gelir nereye giderler? Bunları yönlendiren kimlerdir? Bu kadar rahat hareket etmeleri bu işin arkasında onları yönlendiren bir güç olup olmadığı hakkında insanı şüpheye düşürmüyor değil.

 

Suriye’den bize ne diyemiyoruz. Bugün artık Suriye’den bize ne demek daha büyük yanlış haline gelmiş maalesef. Suriye üzerinden Türkiye’ye operasyon yapanlar bir taşla çok kuş vurmanın planını yapmışlar. Bu plan için Türkiye tamamen yalnızlaştırılarak, Türkiye’nin mağlubiyetinin önü açılmış oluyor. Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak oldubitti ile bir uydu Kürt devleti asla Kürtler için umut olmayacaktır. Bölge üzerinde emelleri olanların isteklerine hizmet etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bölge üzerinde yüz yıllık emelleri yarım kalanların planlarıdır bu. 1990’larda koalisyon hükümetleriyle kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kuranlar için Türkiye’de şartlar yeniden oluşturuldu. Bakalım Türkiye bu gelişmeye ne kadar karşı koya bilecek? Şimdi en büyük zaafımız siyasi istikrarsızlık olduğunu daha iyi göreceğiz.

 

Şartlar ne olursa olsun merhametimizin istismarına izin vermeyelim. Madem Suriyelilerle yaşamak zorundayız öyleyse bunların kontrol altına alınması gerekiyor. Yapılan yardımlar tek elden toplanıp yardıma muhtaç olanlara verilmeli. Çocuklar karga tulumba şehir köşelerinde heder edilmemelidir. Genç ve sağlıklı olanlar ki çoğu bu şartlara uyuyor, onları uygun işlere yönlendirmelidir. Şehirlerin güvenliğinin tehlikeye düştüğü bir dönem bu gidişle çok uzak değil bize. Merhamete evet; ama istismara hayır demeliyiz.. Bizi Allah rızasıyla ikna etmeye çalışanların Allah’ın rızasıyla ne kadar ilgileri var buna da bakmak gerekir. Merhamete yenik düşmeden yardımlarımızı muhtaçlara vermek de beis yoktur. Önemli olan muhtaç olana muhtaç olduğunu vermektir.  Allah’ım bu karanlık günlerden, bu çetin badirelerden ülkemizi ve âlemi İslam’ı sen aydınlığa kavuştur. Zalimlere fırsat verme. Onların oyunlarını başlarına tebdil eyle.