Şura Süresi 27.Ayet…

Geçen akşam mesai sonrası sahilde turlarken Akşam ezanı okundu. Namazı cemaatle eda edelim dedik ve Mescide koştuk. Namazın ardından soydaşımız Embiya hoca bir Ayet-i Kerime okuyarak bunun anlamını düşünmemizi istedi. Hatta bize ev ödevi verdi.

 

Bu haftaki yazını bu ayetin manasına ayır dedi. Görev verildiği için yerine getirmeye çalışacağım. Peşinen şunu ifade etmek isterim. Dini konularda yazı yazmak istemiyorum. Çünkü herkes iyi bildiği alanda konuşmalı ve yazmalı. Zaman zaman eleştirmişimdir de sporu çok bilmeden spor yazanları, sağlığı bilmeden sağlık yazanları, hele de dini daha iyi bilenlere dini yazı yazarak nasihat verenleri…

 

O nedenle bu yazı bir vaaz değil, üzerimize görev olarak verilen ev ödevimizi dilimiz döndüğünce yorumlamaya çalışacağım.

 

Bismillahirrahmanirrahim; “Velev  besetallâhürrızka li ıbâdihî lebeğav fil ard”  (Şura Süresi 27.ayet)


Ayetin anlamı ise şöyle; “Allah kullarına (tümüne birden) rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir”

 

Yukarıda da bahsettiğim gibi ayetin manası üzerinden değerlendirme yapacağım. Yaşımız çok değil ama çocukluğumuza doğru kısa bir yolculuk yapmak istiyorum.

 

Yaklaşık 20 yıl önceye gidelim. İnsanlar bu kadar lüks yaşamıyordu. Her kapıda bir araba yoktu. Olanlar da bu kadar lüks değildi. Klima henüz araçlara girmemişti. Bırakın ceplerimizde internetli telefonları evlerde internet yoktu. Biraz daha eskilerde elektrik yoktu. Şimdiki gibi düğmeye basarak doğalgazla ısınmıyor, düğmeye basarak klimalarla serinlemiyorduk.

 

O zamanlar apartmanlarda değil, köylerde bazılarımız müstakil evlerde, bazılarımız da 7 sülale bir çatı altında yaşıyorduk. Arazilere yol gitmez, çayları, odunları sırtımızda taşırdık. Çayımız bitse komşularımıza, akrabalarımıza yardım ederdik, onların çayı bitmeden çay bitti diyemezdik.

 

Köyün yolunda, camisinde, suyunda bir arıza meydana gelse imece usulü herkes yardıma koşardı. Şimdi günlerce su akmasa kimse kılını kıpırdatmıyor. Millet kapısının önündeki çöpü belediyenin gelip almasını bekliyor. Köyde yaşayanlarımız bile eline geçirdiğini çöp kutusuna atıyor. Yanacak türdeki malzemeyi yakmıyor, çürüyüp toprağa gübre olacak yiyeceği toprağa gömmüyor…

 

Akşamları komşuların, akrabaların evine gidilir sohbetler edilir, çaylar içilir, ikramlar yapılırdı… Şimdiki davetler sen beni 3 yıldızlı lokantada ağırladın, ben seni 5 yıldızlı da ağırladım tarzında… Ramazanlarda iftar davetleri aynı şekilde… Ramazan dışında Cuma Namazını arada sırada kılan insanlar Ramazan gelince teravih namazı kaçırmazdı neredeyse… Şimdi ise Caminin kapılarında oturup geyik muhabbeti yapıyoruz ama teravihlere gitmiyoruz…

 

Köylerden şehirlere indik, bir köyden daha çok nüfusu bir apartmana sığdırdık, ama alt katımızda cenaze oluyor duymuyoruz bile… Eskiden cenaze evlerinde yemek pişmez, komşuluk hakkı denir, 3 gün o eve yemek getirilirdi. Şimdi söyle hazır yemek Of’tan gelsin, komşuya minnet bile yok…

 

Evlerimizde 3 gün kullandığımız eşyaları beğenmeyip kısa sürede yeniliyoruz, elbiselerimize ufak bir leke olsa kaldırıp atıyoruz… Oysa eskiden yamalama ve sökük dikme diye bir şey vardı…

 

Arabalarımız artık o kadar lüks ki konfor da birbirimizle yarışamıyoruz bile… Eskiden ankesörlü telefon kuyruklarında beklerdik, şimdi ise ayfon kuyruklarında bekliyoruz…

 

Menfaat ve çıkar ilişkilerimiz almış başını gidiyor… İşe girene kadar yalvar yakar yapıyoruz, işi garantiledik mi adam tanımıyoruz… Mevki ve makam atlayabilmek için, boşi bir müdürlük koltuğuna kurulabilmek için 7 takla birden atıyoruz, makama gelince iş görmemek için türlü türlü bahaneler üretiyoruz…

 

Saymakla bitiremeyiz…

 

Elbette teknoloji iyi bir şey…

Elbette ki zenginlik güzel bir şey…

Elbette ki mevki makam güzel bir şey…

 

Ama neye yarar elimizdeki varlıkları insanların hayrına kullanmadıktan sonra, düşmüşe, yaşlıya, yetime, öksüze yardım etmedikten sonra…

Neye yarar zengin sofralarımız, yanımızda garipler olmayınca…

Neye yarar lüks arabalarımız, yolda kalmışları durup almadıktan sonra…

 

İnsanlar zenginleştikçe, imkanları arttıkça, parayı buldukça birbirlerinden uzaklaşıyorlar… Birbirimizden Uzaklaşıyoruz…  Toplumsal yaşamdan bireysel yaşama geçiyoruz… Kendi keyfimiz için bütün toplumun huzurunun bozulmasına razıyız…

 

Banka sayıları arttı, birbirimizden borç alış verişleri bitti… Artık kimsenin kimseye eyvallahı yok neredeyse… Gün geçtikçe daha kötüye doğru gidiyoruz…

 

Binalar göğe doğru yükseliyor, evlerimiz ultra lüks eşyalarla dolu… Her odada bir TV, anne, baba ve her çocuğun elinde bir telefon… Ama huzurumuz yok…

 

Avrupa toplumlarının sapkınlıklarının nedeni de zenginlik değil midir?

 

Allahım bizi bize bırakma, sen bizleri koru… Amin…